Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '17

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
265
 

Korkuyorum…

Korkuyorum…
 

 
Korkuyorum. Hayatımın ritminin değişmesinden, göz bebeklerimin büyümesinden, dudak çevremin senden gelen bir zerre ile esnemesinden, güldürdüğün yüzümden, dışarı sızmaktan korkuyorum. Savunmasızlıklarımdan korkuyorum. Önlemler almak için komut verdiğim hiç bir nöronum bana itaat istemiyor. Olmaz, bu değil, uzaklaş dedikçe benden uzaklaşıyor benler. Kutsal dediklerimin yerlerini değiştiren bu heyecandan korkuyorum.
 
Bakma gözlerime demek istedikçe gözlerinde kayboluyuyorum ve şükür ki sen bunu göremiyorsun. Aşk bedenleşiyor seninle, sen bedenleştirdiğine tutku diyorsun biliyorum. Sonrası bilindik konuşmalar, cümleler ve maalesef bildiğim noktalar, virgüller. Her temasında dizginlerinden boşalan yabani bir at gibi olabildiğince hızlı koşuyor aşk zerrecikleri. Toparlanıp ilerledikçe büyüyor senle dolu hücrelerimin çapı ve ben lime lime eksiliyorum.
 
Korkuyorum. Bedeninin mutlu olduğu yerlerde zihninle kaldığını, ruhunla istediğini, arzuladığını düşünmek bile yetiyor, bir sonraki adımı atmaktan korkmama. Bakmıyorum artık diyorum uzun uzun gözlerine görmediği yerlerden ve görmeyeceğim gülüşünün emsalsizliğini, biraz sonra yüzüne damlayan sızıntılarımla bakmadığım her an için kendime kızıyorum.
 
Bir ruhun, başka bir ruh yüzünden incinmesini düşünmek canımı yakıyor. Tutuştuğum yerden izlerim var, lekelerim var geçmişten. Kimseye leke ya da iz bırakmak istemiyorum. Kaçıyorum. Kaçmak, senin alanından uzaklaşıp sende esir olmakmış meğer. Gideceğinde biteceğini sandığın her neyse öylece kalıyor olduğu yerde. Giden kendinsen, kalanın sen istemeden orada kaldığını biliyorsan, gidemiyorsun işte. Gittin sanıyorsun.
 
Zihin fısıldıyor duyularıma. İhanet diyor. İhanet bir insanın en büyük defosu. İnsan kusuru bu. Yapma diyor zihnin görmüş geçirmiş kısımları. Görmemiş, bilmemiş, yaşamamış, ölümün esaretine mahrum bırakılmış, mutluluğa aç kısmı ise aşk bu diyor. Aşk, akıl tanımaz. Aklın olmadığı yerde mutluluk diyor. Sonra bendekilerden benler başlıyor didişmeye. Sana çıkıyor yollar ve sana karşı tıkanıyor. Çıkmaz sokakların sonunda hep sen ve ben her seferinde geriye dönmek zorunda kalıyorum.
 
İçinin sızlaması derdi büyükler, içi nasıl sızlar derdim insanın yara alan tek yeri bedeni. Beden kılıfmış meğer tüm can acısı, yara, yanık izleri ruhundaymış insanın. Her bir yaradan güçlenirmiş zihni. Benim içinde olmadığım bir bedene dokunmayı istediğini bilmekten canım yanıyor bilmiyorsun. Beni görmediğin bir göze değdiğinde gözlerin, kaybolduğunu düşündüğünü bilmekten içim sızlıyor bilmiyorsun.
 
Biliyorum. Mişli geçmiş zaman cümlelerimden biliyorum ihanet kasırgasının ne kadar da yıkıcı olduğunu. Bir ihanetten geriye kalan, yalana bulaşmış zihnin bir son yarattığını düşünürken, yeni bir başlangıcın tohumunu ektiğini biliyorum. Hiç bir şey, eskisi gibi olmayacaktır artık. İhanet eden de, edilen de eskisi gibi değildir.
 
Güvensizlik gibi sizlik eklerinden doldurulmuş bir anlayış ile ilerler, yeni olana karşı daima savunma arzusu ile korursun kendini. Günahsız, masum, suçlular yaratırsın aklında.  İzlerin sızlar, ayaz da kemik sızlaması gibi ağrılar hissedersin. Kusurcubaşı olursun istemesen de. Yaşandı bitti felsefen de yoksa, yaşayamazsın öyle dolu dolu. Hep mış gibi yaparsın. Mutluy-muş, eğleniyor-muş, huzurluy-muş gibi işte.
 
Korkuyorum. Kocaman bir alev kucağına teslim olmayı arzulamak gibi seninle olmayı dilemek. Uzaklaştıkça, ısı düşer, soğursun dedikçe, yakınında alınan yanık izleri hissettiriyor hala yaşadığını. Sanki varlığımın neye ihtiyacı varsa hepsi sen de gibi. Sen yoksan ben varım gibi. Olsan mı olmasan mı diye kendini yalandan sorgulamak gibi bu uyuşukluk. Uyuştukça uyuşmayı, uyudukça uyumayı, o güzel rüyalardan uyanmamayı dilemek gibi.
 
Tanımsız ve sebepsizse gerçektir sevgi. Bencillik ile sonsuza kadar ayrılmakmış aşk. Korkuyorum. Beni dinlemekten korkuyorum. Körüm sağırım kendime. Mühürlendim. Bu kadar korku bana yetti. Titriyorum, fırtınada sokakta kalmış ayakları sırtı çıplak küçük masum bir çocuk gibi. Kendi tasmamı kendimce yarattığım tasmamla bağladım tabularıma. Hayatın getirdiği ekmeği, suyu tüketmek yetiyor şimdilik. Sensiz, aşkla aşksız işte. İyi böyle. İyiyim. İnan-ma…
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevginin derin kökleri sarmaş dolaşsa ve aşkın dili en güzel sözlerini söylüyorsa,kendinden gitse de yine dönüp gelir mutlaka insan kendine...Güzeldi!Elinize sağlık Sayın Arısoy.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 27.01.2017 19:08
Cevap :
Çok teşekkür ederim kıymetli yorumlarınız için.   27.01.2017 21:49
 

Hayata, aşk'a.. duruşumuzu ne belirleri düşündürdü yazınız.. Ne belirler?.. "Gelişmişliğim" şöyle söyledi: "Henüz" Yükledikleri hepsi.. sanrılar.. ve Çözmeye üşendiklerimizden ibaret.. selamlar

yucel evren 
 27.01.2017 12:46
Cevap :
Teşekkürler kıymetli yorumunuz için.  02.02.2017 13:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 155
Toplam yorum
: 85
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 229
Kayıt tarihi
: 22.08.15
 
 

Karşı kıyıdan kendi topraklarına geri dönmüş bir ailenin İstanbul'daki bolca edebiyat kokan evinde ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster