Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '06

 
Kategori
Bebek - Çocuk
Okunma Sayısı
758
 

Korkuyorum

Korkuyorum… Evet, kelimenin tam anlamıyla korkuyorum.

Hummalı bir koşuşturmanın içindeyken bir anlığına durup olduğum yerde, etrafıma bakıyorum derin bir nefes alarak. İki kişilik yalnızlıklar, had safhaya ulaşmış tahammülsüzlükler, hiç susmadan ve sinir bozucu bir tınıyla çalan savaş tamtamları, teknolojinin en üst düzeyindeki uçakların bıraktığı bombalar altında kalan çocukların feryatları, körlemesine bir şiddetle kan gölüne dönmüş topraklar, ideolojik kaygılarla “tek tip”leştirilmeye çalışılan ‘eğitim sistemi mağdurları’, acılar, gözyaşları, yoksulluklar ve yoksunluklarla dolu bir çağın dörtnala akıp gitmesini izliyorum önümden.

Korkuyorum…

Böyle bir çağda, savaşın ve acının kol gezdiği bir coğrafyaya yeni bir kurban bağışlamaktan korkuyorum. Bu yüzden, insanlığın en büyük bencilliği olan ‘çocuk sahibi olma’ egoizmine dâhil olmak istemiyorum. Henüz doğum acısının dışında (poposuna vurulan hafif şaplak da dâhil) hiçbir acıyla tanışmamış olan vanilya kokulu bir meleği, tüm bu barbarlığın ve vahşetin ortasına ellerimle itmek istemiyorum.

Muktedirlerin, efendilerin ‘pek bi mühim’ işlerinin arasında ezilecek mavi önlüklü, beyaz yakalı bir ‘yoğrulacak talebe’yi daha katmak istemiyorum nüfus müdürlüğü kayıtlarına.

Yani ben, böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum. Evlenip de çocuk sahibi olmaktan bu yüzden korkuyorum.

Sevginin ürünü olan bir canlıyı, sevgisizliğin tam ortasına bırakarak göçüp gitmek bu dünyadan, bunu düşünmek bile yani, kelimenin tam anlamıyla kanımı donduruyor.

Dünyada bu kadar aç çocuk, evsiz, kimsesiz, yoksul çocuk varken yeni bir çocuk doğurmak en büyük bencilliği değilse insanın, biz bunu bir bencillik olarak görmüyorsak yani, tamamen ikiyüzlü bir pişkinlikle avuttuğumuz içindir kendimizi. Salt kişisel egolarımızı tatmin edebilmek adına dünyaya getirdiğimiz her çocuğun, bir avuç kara parçasına sıkışıp kaldığımız bu gezegendeki bir başka çocuğun yaşam hakkını elinden aldığını düşünmüyorsak, henüz yeterince tamamlayamamışız demektir evrim sürecimizi.

Korkuyorum…

Ağlamaktan şişlerimiz gözlerle “neden ben?” dercesine gözlerimin ta içine bakmasından korkuyorum, bunca vahşeti hiç hak etmeyen bir masumun.

Bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorum.

Çünkü biliyorum ki; ana rahmini terk edişinin yedinci yıl kutlamalarına denk gelen bir günde, “senin beyninin acilen ıvır zıvırla doldurulması lazım; yoksa tehlikeli oluyorsun” diyecek birileri. Efendilerin ‘pek bi mühim’ meseleleri altında çekiştirilecek orasından burasından. Her yeni gelen efendilerle birlikte değişen sokak isimleri gibi, değiştirilecek ‘en sevilmesi gereken şairler’ nakaratı. Hangi ozanın ‘en bi harbici vatanperver’ olduğunu tutamayacak aklında bir türlü, yıllardır oturduğu sokağın ismini artık aklında tutamadığı gibi.

Çünkü biliyorum ki; iki seçenek arasında sıkıştırıp, siyahla beyaz arasında tercih yapabilmeyi ‘özgürlük’ olarak belletecek, gökkuşağına tahammül edemeyen ‘her şeyi biz biliriz’ amcalar.

Çünkü biliyorum ki; asla tamamlayamayacak bestelerini, hep yarım kalacak şiirleri, hiç eksilmeyecek yaşlar gözünden.

Korkuyorum… Evet, kelimenin tam anlamıyla korkuyorum.
Ve bu dünyaya, ‘acılara sürgün’ bir çocuk getirmek istemiyorum…
İstemiyorum…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bi taraftan haklısındır ...ama derim ki: dünyaya getiremediğimiz "biz gibi" her çocuk "biz gibi"lerin azalmasına sebep olacaktır...Bencillikten çok dünyanın ruhunu kurtarmak için doğurmalı belki de...Diyeceksin ki: Biz mi kurtaracaz dünyanın ruhunu...İzin vermez kodamanlar..Ben diyeceğim ki: Terbiye etmeli diğer insanları ,terbiye edilmiş ya da hep terbiyeli olmuş kişiler...Ben biliyorum ki biz ruhları terbiye görmüş insanlarız...Biz üçüncü kez yanımızdan geçen insanın,artık hep yolumuzun üzerine olacağını düşünüp, dördüncü de selam veriyoruz,hal hatır soruyoruz..Kimseyi ruhumuzun iyiliğinden mahrum bırakmıyoruz...E madem biz böyleyiz(ya da ben) neden karakterine değil ama ruhuna müdahale de bulunabileceğimiz bir çocuğa sahip olmayalım ki...O da kendi çocuğuna öğretirse insan olmayı, "Çıkmaz mı karanlıklar aydınlığa?" Ha bu arada benim bir kızım var...Biraz aksi bişey...Ama şimdiden belli insan olduğu...Seviyorum O'nu!

Hadi Zeynep! 
 05.08.2006 19:04
Cevap :
"Bizm gibi" çocuklar yetiştirebilmek için (hani matah birşey olduğumu varsayarak söyleyeyim), o çocukların ille de "bizim" genlerimizi taşımalarına gerek yok ki. Kaçımız şimdi annemiz ya da babamız gibiyiz tam olarak? Belki kimsesi olmayan bir çocuğu alıp yetiştirdiğimizde, "bizim gibiler" daha fazla olacaktır sayıca. Çünkü belki biz almazsak o çocuğu, "onlar gibi" de olabilir. Tabi bir de, "pek bi möhim amcalar"ın önemli (!) kavgaları arasında ezilmesi söz konusu olacak hayat boyu. İdeolojik müfredatlar arasında bocalayacak eğitim (!) hayatı süresince. Kendine bile ait olmayan karalar yüzünden acılar çekecek. Bundandır yani korkum. Sadece bundan...  07.08.2006 0:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 411
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1597
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

Milliyet Blog'un ilk yazarlarındanım. Uzun yıllar gazetecilik yaptım, sonra bir sabah uyandım ki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster