Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '08

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1693
 

Körler ülkesinde şaşı padişahlar

Körler ülkesinde şaşı padişahlar
 

Beyler atarmış demir ok / Elimizle iteriz biz


İnsanın hası, at gözlükleriyle bakmaz dünyaya. Burnunun dibini de uzağı da çok iyi görür. Gözlerini yitirse, gönül gözüyle görür. Bu yeteneğini “iyi” insan, “yeni” insan olma bilincine, birikimine borçludur. Ben, tam da böyle birini tanıyordum. O bir deryaydı. Beş yıl önce yitirdi onu düşün dünyası. İsmet Zeki Eyuboğlu... Bazen çok özlerim onu, kitaplarını yığarım masamın üzerine, rasgele okur, okudukça çoğalırım! O öldüğünde, yazın dünyasından bir değil, birkaç küme yıldız kaydı. Çoğul insandı o... Anadolu kültürünü iyice özümsemiş, arının sabrıyla petek petek işlemişti kitaplarında. Yine onun satırlarını okumaya başlamasaydım, belki de böyle bir yazı yazmayı aklımdan geçirmeyecektim.

*****

Bir sayfada, bir köşede, şurada, burada yazı yazanları düşünüyorum. Okuru... Çoğu kez de halkı aptal yerine koyan, okuyanların arkasındaymış gibi durup, eline geçirdiği ilk fırsatta gözlerini oymaktan çekinmeyen, çıkarlarına karşı olduğunu düşündüğü herkesi keyfince karalayıp, işine gelmeyen herkese ağız dolusu hakaret eden, kendisine terbiye sınırları içinde yapılmış eleştirileri bile hazmedemeyip eleştirenlere yapmadığı saygısızlığı bırakmayanların sözleri...

TV'de "İcraatın İçinden" konuşmalar yapanların sözlerini anımsatıyor bu sözler bana. Kendilerinden başka herkes kara cahil, herkesin anlayışı kıt!.. Kendileri toplum barışını sağlamaya çalışırken, başkaları sürekli arı kovanına çomak sokmaya kalkışıyor! Kendileri enselerindeki gölgeyi bile görürken, başkaları KÖRLER ÜLKESİ'nde yaşıyor.

Vay be! KÖRLER ÜLKESİ... "Körler ülkesinde şaşılar kral olur!" derler... Kral, ya da padişah! Bir de şakşakçıları olur tabi bunların. "Padişahım, sen çok yaşa!" gibi sesler geliyor kulağıma.. Körler ülkesinin şaşı padişahları!...

Padişah dedim de aklıma geldi. Osmanlı'da 36 padişah var. Bunlardan dördü (Osman Gazi, Orhan Gazi, Birinci Murad, Abdülaziz) halk arasında yaygın bir kuruluşa bağlı... öteki 31 padişah az çok şeriat kurallarına dayanan tarikatlardan.. Bu tarikatların başlarında bulunan "şeyh" sanlı kişilerin dokunulmazlığı, kutsallığı var. Bu varlıklı şeyhler, egemenlikleri altında bulundurdukları topluluğun okuyup aydınlanmasına, üretim-tüketim bakımından kalkınmasına, toprak edinmesine karşılar. "Şeyh"e bağlanmayan yöre halkı, ne tarla bulabiliyor ekmeye, ne de su bulabiliyor içmeye..

Günümüzdeki manzaralara ne kadar yakın manzaralar değil mi? Yine de epeyce yol almışız. Artık demokratik seçimlerle iş başına getiriyoruz padişahları.. Devlet arazileri artık yine "devletliler"in elinde! Padişahlar, şeyhülislamlar, şeyhler, şıhlar, şakşakçılar hepsi iş başında.

Rasgele bir yazı okudum geçenlerde: Ne söylemek istediği, anlatım bozukluklarına karşın az çok anlaşılıyordu. "Birilerinin oklarıyla bizi yaralama olasılığına karşı, biz önce davranıp demir oklar atmalıyız onlara ki ağır yaralar alıp kıpırdanamasınlar!" anlamına gelen bir şeyler geveliyordu... Saygısızlığa hiç tahammülü olmadığını söylerken bile saygısızlığı tekeline almış! Sanki yalnızca onun ve onun gibilerin hakkıymış saygısızlık yapmak... Dünya görüşleri gereği sorguya çekmek, içlerinde kalmış uhte olmalı!... "Demek dersim var, ders çalışacağım diyorsunuz... Hmmm.. ben dersim var diyenlerden şüphelenirim de..." Ne denmeliydi peki ? Derse ders denir, dilimizde! Can Yücel'i saygıyla ve sevgiyle anıyorum burada. İkide birde onu da kullandığı sözcüklerden ötürü üzerlerdi.

Neyse... biz okuduğum yazıya dönelim. Uzunca bir "önsöz"ün altında, okura önce şöyle bir aba altından sopa gösteriyor, sonra da bütün sevecenliğini takınarak kara kaplı not defterini çıkarıyordu kürsünün arkasından. Kara kaplı... Not defterinin Alevilerle ilgili sayfasını açıyordu.

Yazının ilk paragrafı, Alevilerle hiçbir problemi olmadığı; onların insancıl yapılarını, yardımseverliklerini, hoşgörülü davranışlarını çok sevdiği ve çok sayıda Alevi arkadaşı olduğuyla ilgiliydi. Tamam, dedim...birazdan zülf-i yare dokunacak !..

Dediğim gibi de oldu. “Lütfen dikkatlice okuyun!”la devam etti yazı. Yahu, biz dikkatli bir okursak, dikkatlice okuruz, değilsek de okumayız zaten! Ne o geri zekalılar özel sınıfı öğretmeni gibi: “dikkat edin...” falan..

*****

Evet, bu akşam yine İsmet Zeki Eyuboğlu okurken, bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bir şekilde, bir vesileyle sevgideğer dostlarla paylaşmak gerekiyordu Eyuboğlu’nun yazdıklarını:

“(...)Kötülemek, yermek çok kolaydır. Başıbozuk bir yazar için eğri, doğrudan çok daha etkilidir, geçerlidir. (...) Başıbozuk bir yazar kuşkuya yatkın bir eğilim içindedir, çok kez doğruluk bir kazık gibi gözüne girse bile içinin karalığı aydınlanmaz, kendini kemirir durur. İşte Alevilik’in, Bektaşilik’in kötülenmesine neden olanlar da hep bu başıbozuk yazarlar sürüsüdür. (...) Alevilerin birleşmelerini, bütünleşmelerini kendi özel çıkarlarına aykırı bulanların yazıları incelenirse, bunların Alevi olmayan araştırıcılara da sıcak bakmadıkları, yılışık bir dille saldırdıkları görülür. Bu yazarlar, kendilerine anlamsız bir çevre oluşturmuş, özel sömürüyü kendi çıkarlarını savunmayı değil de, bütün Alevileri koruma örtüsü altına sokmaya çalışmışlardır. Bir yandan Aleviliği savunacak, öte yandan da Alevilik konusunda çalışanlara saldıracak, işte başıbozuk yazar olmanın güzel örneği.(...)”

İsmet Zeki Eyuboğlu Felsefe, Klasik Filoloji, Tarih dallarında öğrenim yapmış; Almanca'dan, Latince'den, Arapça ve Farsça’dan, Latin ozanlarından, Pascal ve Nietzsche’den çevirileri var. Almanya’daki Alevilerle ilgili izlenimlerini şöyle anlatıyor:

“(...)Almanya’da, Alevi yurttaşlar arasında geçirdiğim on dokuz günlük süre içinde beni en çok duygulandıran, onlardan gördüğüm yakınlık, içtenlik, eli açıklık, sevgi, saygıdır.(...) Anadolu’nun kırsal kesimlerinde uygarlığın ışığından yoksun yaşamış bu kardeşlerimizin, bu canlarımızın neredeyse hepsi Almanca öğrenmiş, bütün günlük konuşmalarını, toplumsal ilişkilerini Almanca konuşarak sürdürme olanağı kazanmışlar. Oysa bu yetenekli insanlarımıza biz Türkçe’yi bile öğretememiş, onları yazgılarıyla baş başa bırakmışız, birkaç yüz sözcüklü bir Türkçe’yle yaşamaya alıştırmışız. Okuyan gençlerin hepsi çok iyi Almanca öğrenmişler. Düşüncelerini Türkçe anlatamayan, hep Alman diline başvuranları görünce içim sızlıyordu.

Almanya’da bulunduğum bu on dokuz gün içinde dinlediğim olaylardan biri de cami yapımıyla ilgiliydi. Bazı yurttaşlarımız İran, Suudi Arabistan gibi İslam ülkelerinin büyük yardımıyla cami yaptırma yarışına koyulmuşlar. Nedeni, Avrupa’yı “Müslümanlaştırmak”mış. Gerçekten şaşırtıcı, delice bir tutum. Ekmeğini kazanmaya gittiğin, ilkokulu bile yurdunda güçlükle bitirdiğin belliyken, uygarlığın en büyük kaynaklarından birini değiştireceksin, inançlarından, düşüncelerinden, kendisine varlık kazandıran uygarlık başarılarından koparacaksın, “Müslümanlaştıracaksın.” Nasreddin Hoca’nın topal eşeğiyle uzayda dolaşmaya kalkışmak da böyledir. Ey sevgili, acınası, üzülesi tutumlu yurttaşım, senin inancın seni doyursa, sana mutlu bir yaşam sağlasa, esenlikli bir ortam yaratsa, sen ekmeğini kazanmak, çıplak gövdeni örtmek için Avrupa yollarına dökülür müydün ? (...)"


*****

Son söz:

Aydın insan, okuruna hitabederken sözcüklerini dikkatli seçer. Söz gelimi, “ne kaa ekmek o kaa köfte” gibi külhanbeyi ağzıyla konuşmaz ! Kime nasıl davranacağını her saatten sonra, herkesten öğrenmek zorunda kalmak istemiyorsa, üslubunda saygılı olmaya dikkat eder! Yazarın bir konuyu okura doğru anlatmak gibi bir sorumluluğu vardır. Okurun ise, neyi nasıl anlayacağı konusunda herhangi bir sorumluluğu yoktur. Okur anlarsa anlar, anlamazsa da kimseye bir zarar vermez anlamamışlığıyla.

Bir ülkede yönetenler, kendi çıkarlarına ters görüşte olan halkı; toplumsal sorumluluğu olan yazarlar da kendi düşüncesinden olmayan okuru aşağılarlarsa; “halk haşarat gibidir” anlamında “el-avam ke’l havam” demekten geri kalmazlarsa, İsmet Zeki Eyuboğlu gibi derya yazarlar, Yunus gibi okyanus ozanlar, gün olur kitaplardan fırlar, basarlar tokadı!

“Adem vardır cismi semiz
Abdest alır olmaz temiz
Halkı dahl eylemek nemiz
Bilcümle vebal bizdedir”

İsmet Zeki Eyuboğlu'nu saygıyla ve sevgiyle anıyorum.

"O dünyadan gider oldu / Kalanlara selam olsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Üzülmemelisin bence. Kendisini yaşatıyorsun, sözcüklerini bizlere ulaştırıyorsun. Bir insanın en büyük mirası sözcüklerdir. Senin sayende gördüm, tanıdım onu. Paylaşımın için teşekkür ederim...

Hakan Şahin 
 02.12.2008 14:17
Cevap :
:) Sağol Hakan. Evet, haklısın.. En büyük mirası sözcükler.. Kitapları dışında bende bir de onun yazdığı Etimoloji Sözlüğü var. Sosyal Yayınları'ndan çıkmış. Bir sözcüğün kökenini merak ettiğimde çok işime yarıyor. Bulabilirsen almanı öneririm. Bulamazsan ben araştırıp bulabilirim senin için.. Sevgiler, selamlar..  02.12.2008 15:07
 

Yazını bir çırpıda okudum. Bilgilendim. Kalemine sağlık ve teşekkürler... En derinden saygılarımla...

Hakan Şahin 
 02.12.2008 12:27
Cevap :
Hakan dost, İsmet Zeki Eyuboğlu'nu yakından tanıma fırsatım oldu. Son döneminde yeğeni almış, kendi evine götürmüştü onu. Felç geldiğini duydum. Telefona sarıldım. Nasıl mutlu oldu bilsen. İstanbul'un bir ucunda ben, bir ucunda yeğeninin evi.. Ziyaretine geleceğimi söyledim. "Sen gel Kadıköy'e kadar, yeğenim gelir, seni alır" dedi. Söz verdim. Son sözü: "Göreceğim geldi kızım seni, bekliyorum, gel" oldu telefonda. Sözümü tutamadım. Dershanede çalışıyordum, bedava etütleri dayıyordu önüme patron! Fırsat bulup gidemedim. Sözümü tutamadım! Bugün..yarın derken öldü İsmet baba! En çok bu acıtıyor içimi.. Seninle paylaşmak istedim. Sağol, dost. Sevgiler, gönül dolusu..  02.12.2008 14:03
 

Ellerinize sağlık. Öyle güzel anlatmışsınız ki. Ölümüne çok üzüldüğüm değerlerimizden biriydi. selam ve sevgilerimle

Ezgi Umut 
 26.11.2008 0:31
Cevap :
Merhaba Ezgi... Felç geldikten sonra bile yarım kalan çevirisini tamamlama gayreti nasıl bir üretkenliktir? Özellikle de "Entelbar" muhabbetleri ile karşılaştırıldığında... Sevgideğer arkadaşım, siz de değerli bir arkadaşımızsınız. Birbirinden nitelikli blog yazılarınızı ilgiyle izliyorum. Sevgiler, selamlar..  26.11.2008 0:54
 

merak ettim daha ónce buralardami ikamet ettiniz ,yani neden yolunuz dustu buralara ,ayrica olaki yolun duserse banada ugramayi unutma,senden ogrenecegim cok seylerin oldugunun farkina vardim. :)

Ben (deniz kabugu) 
 19.11.2008 23:39
Cevap :
Yeniden merhaba, Enschede'de candan dostlarım var. Onları görmeye gitmiştim. Türkiyeliler Lokaline gittik.. Semt pazarına ve benim isteğim üzerine kütüphaneye gittik. Neden kütüphane diye tutturduğumu hatırlamıyorum şimdi. Çok saçma! Hollandaca bilmem ki ben. Bunun dışında bol bol sohbet edip hasret giderdik. Hepsi bu. Hepimizin birbirimizden öğreneceği şeyler vardır. Davetin için teşekkürler, bunu düşünürüm:-) Sevgiler, selamlar..  20.11.2008 0:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 794
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 950
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta iki..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster