Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

03 Mayıs '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
242
 

Köse

Köse
 

Köse


.    Poliklinik çok kalabalıktı gene, her zamanki gibi. Doktor Efsun, artık hastaları ailecek içeri alıyor, çoluk-çocuk, ana-baba, hepsine birden bakıyordu. Yanındaki hemşire yetişemez olunca, acildeki arkadaşını çağırmış, son hızla kayıt işlerini halletmeye çalışıyorlardı.

.    Tam biraz azaltmış gibiydiler hastaları ki, poliklinik kapısı açıldı. Yeni mezun, gencecik hemşire hanım, Efsun'a gülerek baktı ve bombayı patlattı: "Doktor hanııım, yukarı köyden bir minibüs dolusu hasta geliyor, acıdım size ama yaaa. :) " Çok tatlı bir kızdı, Efsun çok severdi O'nu, ama acımayacaktı bu sefer, nasıl şakaydı bu yahu? :) "İyi o zaman, beraber yapacağız polikliniği, kaçmak yok öyle" deyip, kapana kıstırdı genç hemşireyi...

.    Efsun şaka sanmıştı ama sahiden bir minibüs dolusu hasta gelmişti sağlık merkezine. Ağustos sıcağında, yorgunluktan bitmiş, dili damağına yapışmış Efsun, bir su içimi bile ara veremeden, yeni hastalar girmeye başladı polikliniğe. Çoğu çocuktu hastaların. Analarına sıkıca yapışmışlar, kocaman gözleriyle, korkarak Efsun'a bakıyorlardı. Efsun muayene etmeye başladı sırayla hepsini. İshal salgını vardı, çocukların hepsi ishaldi. Sağlık memurlarını çağırttı Efsun. Köye gidip, suları kontrol etmelerini istedi. Aldığı cevapla dona kaldı. Su yoktu köyde, çaydan içiyorlardı. Ne yapacağını bilemedi Efsun, bu salgının önüne nasıl geçilecekti? Çocuklar kırılırdı bu salgında, ölenler bile olurdu maazallah...

.    Bu düşünceler içindeyken, Efsun'un gözü, kapının kenarında, ellerini karnında kavuşturmuş, saygılıca bekleyen bir adama takıldı. Otuz yaşlarında kadar, tertemiz yüzlü bir adamdı. Her hasta çocuk ve anasıyla beraber içeri girmiş, muayene bitince onları dışarı çıkarmış, yeni hasta çocuk ve anasıyla birlikte, yine içeri girmişti. Oraların adetini öğrenmişti az buçuk. Başka bir adamla karılarını yan yana bile koymazlarken, nasıl olur da bu adama karılarını emanet ederlerdi? Merak içinde, fısıltıyla sordu yanındaki hemşireye, adamın kim olduğunu. "Köse derler bu adama doktor hanım. Yukarı köyün adamları, çocukları ölse bile getirmezler doktora, bu garibim de çok sever çocukları, kıyamaz, toplar getirir işte böyle hepsini..."diye cevap verdi hemşire hanım. Efsun gene de tatmin olmamıştı cevaptan. "Peki nasıl gönderiyorlar karılarını bu adamla, hani buralarda ayıptı ya böyle şeyler?" diye sordu hemşire hanıma. "Köse ya doktor hanım, adam yerine koymazlar garibimi, erkek diye düşünmezler" diye cevap verdi hemşire hanım...

.    Adam yerine koymamak mı??? Adamın hası karşısındaydı Efsun'un... Takdir ile baktı adama, yanına çağırdı sonra. Türkçeyi iyi bildiğini fark edince de, iyice bir anlattı suların içmeden önce nasıl kaynatılacağını, soğuduktan sonra içilmesi gerektiğini, ishalin ancak böyle önlenebileceğini... Hasta çocuklar olunca da hemen kapıp getirmesini tembihledi. Bir de bütün bu anlattıklarını, analara bir güzel anlatmasını istedi. Adam, saygıyla dinledi, "anladım" dercesine başını salladı. "Sağ olasan doktora hanım, emrin, gözüm-başım üstüne" deyip çıktı.

.    Ara ara, köyün çocukları hastalanınca, kapıp getiriyordu Köse... Efsun, çok memnundu yardımcısından. Bunu da övgüleriyle belli ediyor, Köse'nin yüzündeki mahcubiyet, Efsun'u çok neşelendiriyordu. İshal salgını, neredeyse onun çabalarıyla önlenmiş, köydeki hasta çocuk sayısı, gitgide azalmıştı. Hasta olanlar da çok ağır değillerdi. Kendi çocukları gibi sahiplendiği bu bebelerin hayatını kurtarmıştı Köse...

.    Bir hafta sonu, ev telefonu acı acı çaldı. Eşi açtı telefonu. "Efsun'cuğum, otopsi varmış yukarı köyde. Hemen hazırlanın, gelip alacağız dediler savcılıktan, acele et, hazırlan canım" diye seslendi Efsun'a. Nedense o zamanlar iki doktor isterlerdi otopsilerde. Efsun ve eşi Mert, her daim yan yana ve banko evde olduklarından, kolayca bulunurlar ve piyango hep onlara vururdu şimdiki gibi. Hemen hazırlandılar ve savcılığın arabasıyla, yukarı köye doğru yollandılar...

.    Gidecekleri yer, tepenin üzerinde bir evdi. Araba bir yere kadar çıktı ama sonra yürüdüler, yürüdüler... Vardıklarında herkes nefes nefese kalmıştı. Sonra evin ardından dolanıp, aşağıya doğru, yeşillik bir yere doğru ilerlediler. Yerde, pantolonu ayağından sıyrılmış, başının üzerinde koca bir kaya parçası olan cesedi gördüler. Efsun ve Mert, eldivenlerini giyip, muayeneye hazırlandılar. Savcılık katibi, daktilosunu kurup, doktorların ve savcının ağzından çıkacak her kelimeyi yazmak için hazırlandı. Cesedin kafası üzerindeki kayayı kaldırdıklarında, tanıdık bir yüz görmenin acısıyla, bir çığlık attı Efsun... Köse'ydi bu, ama neden?!!!

.    Gözlerinden akan yaşlara engel olmaya çalıştıysa da olamadı. Ağabey dedikleri savcı da, şimdiye kadar Efsun'dan hiç böyle tepki görmediği için, çok şaşırmıştı. Onlarca otopsi yapmışlardı birlikte ama hiç böyle ağlamamıştı Efsun...Daha sonra anlatacaktı neden ağladığını savcı ağabeyine...

.    Her yerini muayene ettiler Köse'nin. Ayağından pantolonu sıyrılmış olduğu için, ardını da... Tecavüz müydü acaba?

.    Hikayesi yeni değildi Köse'nin. Kim bilir ne kadar küçüktü, olanlar olduğunda. Muayene ederken, defalarca yırtılıp, defalarca iyileşmiş olduğunu anladılar izlerden. Ömrünün ilk katili, belki aileden biriydi, belki de değildi... Ne fark ederdi ki? O öleli çok olmuştu aslında. Bu sefer çok direnmişti. Tırnaklarında son katilinin derileri, dişlerinde kanı...Tırmalamış, ısırmıştı çaresizce... Bu direniş, çok şaşırtmış olmalıydı katilleri. Alışıldık şeyi yapmak istemişler, olmayınca da öfkelenip, kafasını kayayla ezmişlerdi. Ama amaçlarına ulaşamamışlardı. İzin vermemişti Köse...

.    Otopsi bitip de eve döndüklerinde, durmadan ağladı Efsun, bütün gece... Vicdan azabı çekiyordu. Hayatında hiç insanca muamele görmemiş birine, insanca davranıp, O'na insan olduğunu hatırlatmıştı. İnsan olduğunu yeniden hatırlayan Köse, asla eskiye dönmek istememiş, insan kalmak uğruna, canından olmuştu... İşte bu yüzden ağlıyordu Efsun... "Benim yüzümden öldü" duygusunu hiç içinden atamıyordu, yıllarca da atamayacaktı... Erkek olmayı, adam olmayı, kıl-tüy çokluğuna bağlayan zihniyet, kıl-tüy yoksunu ama vicdan zengini, adam gibi adam Köse'yi, yok etmişti...

.    Yukarı köyden bir daha minibüs gelmedi. Babalarının insafına kalan çocuklar, hastalıklarla boğuştu durdu, kimi kurtuldu, kimi öldü. Köse'nin bebeleri, sonsuza değin yetimdiler artık...Sevgisiz, ilgisiz, yapayalnız... Kıllı-tüylü babaları ise, erkekmiş gibi ortalıkta dolaşıp duruyorlardır hala, büyük ihtimalle... İnsan, adam, erkek  müsveddeleri halinde...

.

Dr.F.Fisun Gökduman Kökcü---Muğla-Menteşe---03.05.2018

Fotoğraf çekimi: F.Fisun Gökduman Kökcü

emine gezkin, SAHAFÇA bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıldan tüyden Adam olunmuyor iş yürekte ve onurlu yaşamakta...Sevgili doktorum anlaşılan sizi daha çoookkk okuyacağım ben fırsat buldukça, ne hikayeler ne acılar anılar yaşanmışlıklar...Bir çokları gibi yüreğim burkuldu öyküye ne yazacağımı bilemedim yutkundum öylece..Kilitlendi sözcüklerim...Yazın ama siz çokça, sevgiyle selamladım yüreğinizi...

emine gezkin 
 07.05.2018 8:38
Cevap :
Acı anılar bunlar canım.Daha pek çok var,yazılmayı beklerler.Zaman buldukça ben de senin yazılarını okumak istiyorum,çok güzel yazıyorsun.Bazen yorum yapmak gerçekten zor oluyor değil mi?İnsan ne diyeceğini bilemiyor.Yazacağım Emine'ciğim inşallah.Ben de sevgilerimi ve selamlarımı gönderdim canım.Öpüyorum seni...  08.05.2018 22:00
 

Çalıma hayatı ve anılar... İlginç doğrusu. Sağlık, esenlikler.

Şahin ÖZŞAHİN 
 05.05.2018 23:38
Cevap :
Zor bir hayattı.İlginç ve bir o kadar da acı...Ama bitti artık çok şükür,emekli oldum.Teşekkür ederim değerli yazarım.Saygı ve selam ile efendim.  06.05.2018 7:51
 

Sevgili doktor hanım, çok değerli Fisun Hanım... şiirleriniz ayrı güzel, hele ki böyle anılarınız ise öyle bir vuruyor ki insanı yüreğinin tam orta yerinden, söz tükeniyor, yalnızca derin bir acı hissediyorum:((( bir de çaresizce bir hayıflanma, yazıklanma, aaah Anadolum, ahhhh cehalettt, ahhh yoksunluklar.. Hem bilinçsizlikler, hem adaletsizlikler, haksızlıklar hem de nice ahlaksızlıklar.. sen masumları, iyileri koru yarabbim. Biz bunları okurken böyleyken, bir de sizi düşünüyorum, bu kadar acıklı ve hem kötü hem de çarpık şeylere bizzat tanık olan, bizzat yaşayan... tutulup kalıyorum; sırf bu yüzden yazılarınıza yorum bile yazamıyorum. Çünkü ne desem az gelecek, yetmeyecek. Hani denir ya anlatılamaz hissedilir ya da anlatılmaz yaşanır ve de yaşayan bilir ancak, onun gibi bir şey işte bu durumlar. Ne kadar zor geçmiş meslek hayatınız ve siz bence cennetliksiniz. Madem emeklisiniz de artık, bari şimdilerde her şeyin güzel, her şeyin huzurlu ve gönlünüzce olmasını diliyorum. Sevgiler...

Filiz Alev 
 05.05.2018 20:00
Cevap :
Çok teşekkür ederim güzel sözleriniz için,sevgili Filiz hanım.İnsan kendindeki güzellikleri karşısındakinde görürmüş,siz de çok güzel yürekli,duyarlı bir insansınız.Dostluğunuz için çok teşekkür ederim.Benim yazılarımın bazılarının şok etkisi yarattığının farkındayım.Yaşaması çok zordu bunları...Yazması çok zor,okuması da zor.Yorum yapmakta zorlanıldığının da farkındayım.Ama bunun için üzülmeyin.İçinizden nasıl geliyorsa öyle davranın.Hissediyor olmanız yeter bana.Hassas yüreğiniz var olsun,sevgi,mutluluk dolu olsun ömrünüz.Sevgi,saygı ve selamlarımla, sevgili Filiz hanım.  06.05.2018 9:58
 

Ahlaksızlık had safhada. Bu şerefsiz,adi yaratıkların yaptığını hayvanlar yapmaz. Kanunlar uygulanmadikca bu sorunlar bitmeyecek. Ne olacak, devletin bakanı bir kez vuku bulmuş bir olay için vakfı karalamayin diyorsa olacağına varıyor. Allah cezalarını versin. Sizler de ayrı travma yaşamışsinizdir elbette. Ben böyle durumlarda deliriyorum resmen. Bir de hayvanlara musallat oluyorlar ki akıl sır ermiyor bunlara. Sevgiler selamlar.

SAHAFÇA 
 04.05.2018 22:03
Cevap :
Bu 25 yıl önceki bir olaydı sevgili Hadiye hanım.Ama yıllar geçmiş,hiç bir şey değişmemiş değil mi?Kapalı toplum yapısına sahip yerlerde,neler oluyor neler bir bilseniz?Belki hekim olmasam ben de bilmeyecektim.Ama olayların hep orta yerinde kalıyorsunuz hekim olunca,bu yürek kaldıramaz duruma geliyor bir süre sonra bunları.Ama inanın her yer aynı,batısı da doğusu da...Bir yıl önce bir haber okumuştum.En gelişmiş ülkelerden birinde bir çocuk istismar sitesi çökertiliyor.Üyeleri hep üst düzey eğitimli kişiler.Birisinin grup içindeki mesajını örnek olarak yazmışlar.Adam profesördü,diyordu ki:"Yeni çocuğum olacak,onunla neler yapacağımı düşündükçe sabırsızlanıyorum".Kanım donmuştu haberi okurken.Nasıl önlenir,nasıl bu işin içinden çıkılır bilmiyorum.Ne eğitim,ne yasalar bunları engelleyemiyor.Bana göre tek çözüm,çocuklarımızı gerçek sevgiyle ve ilgiyle büyütmek.Böyle büyüyen çocuklar,daha vicdanlı oluyorlar.Sevilen çocuk,sevmeyi de öğreniyor,kimselere zarar veremiyor.Sevgilerimi gönderdim.  05.05.2018 4:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 258
Toplam yorum
: 825
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 278
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Evli ve bir oğul annesi, emekli tıp doktoruyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster