Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '14

 
Kategori
Teknoloji
Okunma Sayısı
181
 

Koşmak

Koşmak
 

Görsel için teşekkür ederim.


Balık lokantasında söylenecek belki de en son söz nedir? 
"Bana balık verme, balık tutmayı öğret."  
Her şeyin bir sırası var, öyle değil mi ama!
Bir insana balık verirsen karnını doyurur,
Bir insana balık tutmayı öğretirsen fotoğrafını çeker sosyal medyada paylaşır. 
Neyse, bizim konumuz; her şeyi başkasından bekleyen kendi araştırıp, çalışıp öğrenmek yerine hazıra konmayı alışkanlık edinen anlayış üzerine olacak. 

"İyi öğretmen iyi öğreten değil, öğrenmeyi öğreten" demekmiş, katılıyorum.

Üçüncü dünya ülkelerinin birinci dünya ülkelerine söyleyip durduğu bir şarkıdır bu balık hikâyesi ama kimsenin dinlediği falan da yoktur aslında:
"Bana balık verme, balık tutmayı öğret."
*
Konuyu en iyi anlatan belgeseli ben de izlemiştim:
Anne ayı iyi bir avcıdır. 
Bunu yavrusuna da aktarmak ister.
Balık avlarken henüz bir yaşındaki yavru da annesinin yanındadır. 
Birlikte suya girerler.


Anne ayı balık yakalar, birlikte yerler.
Bu arada bir gelişme olur. 
Anne ayı, avladığı balığı ağzından suya düşürür, ancak balık ölüdür, yavru ayı onu hemen yakalar.
Bu oyun haftalarca sürer. 
Anne ayının her defasında avlayıp ağzından düşürdüğü balık, gün be gün biraz daha canlıcadır. 
Yavru ayı her gün o balığı yakalar.
Suya düşen balık her defasında daha canlıdır ama yavru ayı da her gün daha usta bir avcı olmaktadır.
Sonunda yavru ayı kendi başına balık yakalayacak kadar ustalaşır. 
Anne ayı bunu anlar ve artık ona balık vermez.
Kendi artıklarından yemesini ve çevresinden avlanmasını engeller. 
Yavru ayı annesinin yanına gelmek isterse onu iter, uzaklaştırır, ayrılmak zamanıdır.
Yavru ayı aç kalır.
Açlığını gidermek zorunda olan yavru ayı balık tutar. 
Balık tutmanın aslında çok zor olmadığını anlar, balık tutmaya devam eder.
Buradan pek çok ders çıkarılabilir: 
"Söylersen unutabilirim, gösterirsen öğrenebilirim, eğitirsen yapabilirim."
* * * 
Demek istediğim, şu tüketim toplumu gerçekten de çileden çıkartıyor! 
Öykümüzdeki "balık" yerine GDO'lu ürün, hibrit tohum, iphone, LCD televizyon, nano teknoloji ya da ne bileyim adını bile sayamadığımız birçok ürünü sıralayabiliriz.
Örneğin, küçük çiftçilerimizin, dağlık arazilerde ve ülkemizin bir çeşitlilik merkezinde konumlanması sayesinde pek çok tarla bitkisi ırkı şu an yaşıyor ve kullanılıyor. Türkiye çiftçisi yüzyıllar boyunca ektiği tohumları koruyup geliştirdi. Çiftçimiz, özel tohum üreticilerinin asla "üretemeyeceği" kadar çok çeşidi koruyor ve savunuyor. Bununla birlikte, tüm bu kazanımlar özel tohumculuğun tehdidi altındadır. 
"Ah ben çok mağdurum!" diye ağlamakla medeniyet yakalanmıyor, mağduriyeti gidermek için koşmak da gerekiyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 987
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster