Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
930
 

Köstebek, Balık ve Karınca

Köstebek, Balık ve Karınca
 

O kadar basittir ki hayat aslında. Bir karıncanın, balığın, köstebeğin hayatı kadar basit. İnsanın farklı olduğu tek şey alet kullanıyor olması bence. İnsana "düşünen hayvan" derler. Ben bunu saçma buluyorum. En yakınındaki sırığa yönelen bir üzüm filizi, güneşe yüzünü dönen ayçiçekleri ya da akşam olunca kapanan ve sabah olduğunda açılan çiçeklerin bile düşünen canlılar olduğundan eminim. Belki sadece onlar gibi düşünüyor olmamamızdandır onları düşünemiyor zannetmemiz. Hayat, sundukları bütün türlere ve bütün cinslere eşit uzaklıkta değil midir? Elbette her canlıya aynı şeyi sunmuyor hayat. Kimisine bir tutam ot, kimisine bir dirhem et, kimisi uçsuz bucaksız topraklara dağılmış, kimisi yerin altında güneşe hasret. Balıklar serin bir rüzgârın tadını bilir mi mesela? Ya da köstebekler günesin sıcaklığını hissederleriler mi iliklerinde? Hayat toprağın nemli karanlığında kurulmuştur köstebek için. Ve yüzünü yalamadan rüzgâr, ölecek balık. Ama şikâyet etmez köstebekler karanlıktan ve balıklar rüzgârsızlıktan.

İnsana gelince. Toprağın altında güneş, suyun altında rüzgar ister. Paylaşamaz var olanı. Ve kurallar koyar olmadık yere. Kuralların olduğu yerde kural koyucular çıkar ortaya elbette. Kanunlar, ahlak, din, gelenekler, töreler... Oysa çok basittir herşey. Her insan kendi çapında bir filozoftur, kendi felsefesini yaratan. Ve hayatı bir felsefe çöplüğüne çeviren; umutsuzluğu, karamsarlığı, kötümserliği hayatımıza sokan da insandır. Oysa, bir karınca niye varsa, bir köstebek ya da bir balık; insanın varoluş nedeni de aynıdır. Varlığımızın bize yüklediği sorumluluklar, felsefi çöplerinden arındırıldığında görürüz ki, Tanrının bizden istediği sadece "yaşamak"tır. Doğmak, bir süre var olmak ve yok olmak. Doğum ve ölüm bizim hükmedebileceğimiz olgular değildir. Tanrı tarafından verilmiş bir görevin başlangıç ve bitiş zamanlarıdır. Her ne kadar bu iki noktanın arasındaki süreç insan tarafından yönetiliyormuş gibi görünse de, gördüğümüz bir yanılsamadan ibarettir. Amaç, verilen görevi yerine getirmeye yetecek kadar zamanı kullanmaktır. Görevimiz, bizden sonra aynı görevi yerine getirecek bireylere yer açmaktır. Bunun dışındaki hersey teferruattır. Zenginlik, güzellik, zeka, itibar, kariyer... Aslında karmaşık hayatımızda yaptığımız ve içinde bulunduğumuz tüm etkinliklerin çıktığı iki kapı vardır: Karin doyurmak ve üremek. Karnımızın doyması "yaşamak" için gereklidir. Yemek yemek dışında kaç şeyi iştahla, zevkle yaparız. Niye ziyafete dönüşür, niye yemeklerde kurulur samimi dostluklar, ciddi iş görüşmeleri neden yemeklerde yapılır? Neden bir erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer ve neden bir kadının romantik kalbi mum ışığındaki bir aksam yemeğinde çalınır? Çalışmamız ne içindir? Neden hergün onca yolu, trafiği çekeriz de işe gideriz. Patrondan azarı, iş arkadaşımızla kavgayı ne için göze alırız?

Üremek ise kendimizden sonra gelecek "görevlileri" yaratmaya yöneliktir. En az yemek yemek kadar can attığımız, renklendirmek için sınırlı beyin kapasitelerimizi zorladığımız varoluş nedenimiz. Oysaki tüm cinsel yakınlaşmalar üreme fikrini canlı tutmaya yöneliktir.

İnsan duruma bu pencereden bakınca, madem hayat bu kadar basit, sadece midesel ve ruhsal olarak bir doyumsa hayatın özü, öyleyse nedir hayatla alıp veremediğimiz. Kavgalar, mücadeleler, karamsarlıklar, üzüntüler... Belliyse hayatin başı ve sonu ve ikisi arasında bizden istenen; kaç şey kalıyor elimizde "görev" dışında yapabileceğimiz? Yasamak için bize verileni fark etmek galiba. Sahip olduğumuz, elde ettiğimiz, elimizde, yanımızda varolana tutunmak. Güneşe, toprağa ve suya... Bir köstebek, bir karınca, bir balık gibi...

Bu dünya soğuyacak, Yıldızların arasında bir yıldız, Hem de en ufacıklarından, Mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, Yani bu koskocaman dünyamız. Bu dünya soğuyacak günün birinde, Hatta bir buz yığını Yahut ölü bir bulut gibi de değil, Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. Şimdiden çekilecek acısı bunun, Duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya "Yaşadım" diyebilmen için...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 72
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1397
Kayıt tarihi
: 08.08.08
 
 

1983 doğumlu - İstanbul Kabataş Erkek Lisesi ve Marmara Üniversitesi Maliye mezunuyum. Ben de..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster