Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
63
 

KÖTÜ ADAM

Altmış yaşında olmasına rağmen dinç bir adamdı. Her gün mutlaka yarım saat yürüyüş yapardı. Akranları bir sürü sağlık sıkıntısı yaşarken o yıllara meydan okumaktaydı. Sigara ve içki kullanmadığı için kendini her daim zinde hissediyordu.

Sabah erken kalktı. Okul yıllarından bu yana yaklaşık kırk senedir -bazı istisnalar hariç- her gün aynı saate uyanmayı alışkanlık haline getirmişti. Uyandıktan sonra robdöşambırını giydi. Emektar sulama kabıyla balkondaki çiçeklerini suladıktan sonra kıdemli gramofonuna İlhan İrem’in ‘Anlasana ‘ isimli kırk beşlik plağını koydu. O yıllardan kalan plaklarını özenle saklıyor ve şarkıları dinledikçe geçmişteki güzel zamanlarını hatırlıyordu. Gençliğinden bu yana severek dinlediği efsane şarkı bütün yaşanmışlığıyla özenle dekore edilen evde çalmaya başladı. İlhan İrem’in ayrı bir yeri vardı kendisinde. Rahmetli eşiyle sevgili olduğu yıllardan beri hayranlıkla dinlediği İlhan İrem şarkılarını çok severdi. Bu nedenle oğlunun ismini İlhan kızının ismini İrem koymuştu. Oğlu İlhan özel sektörde yönetici olarak çalışıyordu. Evli ve iki çocuk babasıydı. Kızı İrem ise baba mesleğini seçerek oyuncu olmuş, bir özel tiyatroda sahneye çıkıyordu.

Kahvaltıdan sonra günlük yürüyüş rutinini tamamladı. Mütevazi bir hayat sürmekteydi. Kitapları, plakları, anılarıyla beraber tek başına yaşıyordu. Otuz yıl boyunca tiyatro oyunculuğu yapmış, devlet tiyatrosundan emekli olmuştu.

Konservatuar öğrencisiyken başladığı oyunculuk kariyerine geri plandaki rollerle başlamış, daha sonra önemli karakter rolleri oynamıştı. Shakespeare’in ölümsüz eseri Othello’da oynadığı Iago performansıyla iyi bir karakter oyuncusu olacağının sinyallerini vermiş, çıkarları ve egoları uğruna insanların hayatlarını darmadağın etmekten çekinmeyen bu karakterle kendini kanıtlamıştı.Uzun süre bu karakterle anıldıktan sonra Moliere’in güncelliğini her daim koruyan eseri Tartuffe’de ise din kisvesi ardına sığınıp riyakarlıklarıyla menfaat elde eden bir karakteri oynamıştı.Tartuffe’deki oyunculuğuyla başarısını perçinlemiş, yönetmenlerce tercih edilen bir oyuncu olarak adından söz ettirmeyi başarmıştı. Iago ve Tartuffe’den sonra kendisine Frederich Durrenmatt’ın ‘Yaşlı Kadın’ın Ziyaret’i eserindeki Başkan karakterini oynaması için aldığı teklifi tereddütsüz kabul etti. Çünkü oynayacağı rol tam onun kalemiydi.Para mevki, menfaat ve sınıf atlamak için her bayağılığı mübah gören; kendine çalışarak kentine çalışıyor görüntüsü veren kaşarlanmış bir siyaset adamı olan belediye başkanını oynama şansını yakalamıştı.

Genellikle ‘’kötü adam’’ olarak nitelendirilen karakterlerle seyircinin huzuruna çıktı. Sahneye çıktığında ‘yine çıktı şerefsiz’ diyen seyircilerin tepkilerine maruz kaldığı da olmuştu. Hoş olmayan bu cümlelere ilk zamanlar üzülse de zamanla bu duruma alışmıştı. Hatta hakaret içerikli bu sözleri olumlu tepkiler olarak algılayıp, inandırıcılık konusunda başarıya ulaştığı kanısına varmıştı. Meslek hayatı boyunca menfaatçi, ikiyüzlü,sahtekar karakterleri seyirciye anlatmayı kendine amaç edinmişti. Böylece insanların kötülüklere karşı dikkatli olmasına katkı sağlayacağını düşünüyordu.

Uzun süre Başkan rolünde oynadıktan emekli oldu.Emekli olduktan yaklaşık beş yıl sonra hayat arkadaşını , ilk ve tek aşkını kanserden kaybetti.Yaşadığı travmayı atlatmak için bir süre psikolojik tedavi gördü ve antidepresan ilaçları kullanmaya başladı.İlaçlarını düzenli kullanmaya dikkat ediyordu.Ama onun için asıl tedavi seslendirme yapmaktı.

Yabancı filmlerde seslendirme yapmak ruhuna iyi geliyordu. Tiyatroda canlandırdığı karakterlerden sonra şimdi de beyaz perdedeki film karakterlerine sesiyle hayat veriyordu.

Seslendirme stüdyosu ile evi arasında zaman geçiriyor, geçmişteki güzel günlerin özlemini duyuyordu. Hayat arkadaşını çok özlüyordu. İlk ve tek aşkını kaybettiği zamanlar aklına geldikçe için bir hüzün kaplamaktaydı.Bir keresinde duygusal bir yabancı filmin dublajında eşini kaybeden bir adamı seslendirirken göz yaşlarını tutamamış ve kaydı yarıda bırakmak zorunda kalmıştı.Dublaj yaptığı karakterle kendini özdeşleştirerek yaşadığı olumsuzlukları hatırlamıştı.O tarihten itibaren duygusal filmlerde dublaj yapmamış aksiyon filmlerinde dublaj yapmaya karar vermişti.İçinde zere kadar kötülük olmayan iyi bir adamın yıllarca kötü adamı oynadıktan sonra kötü adamlara dublaj yapması da garip bir rastlantıydı doğrusu.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 61
Kayıt tarihi
: 25.02.19
 
 

     TCDD'de makine mühendisiyim. Sanatın iyileştirici gücüne inanan bir insanım.    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster