Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
429
 

Kötü bir dün!

Kötü bir dün!
 

Haftanın bazı günleri bana ters gelir. Uyuyakalmakla, sabah dalgınlığıyla bir şeyleri kırıp dökmekle, otobüsü kaçırmakla başlayıp olmadık kişilerle girmek zorunda kaldığım lüzumsuz tartışmalarla ve daha akla gelmeyecek bir sürü aksilikle devam eder. Dün o günlerden biriydi.

Bir haftadır işlerim çok yoğundu. Salı akşamı bir-iki saat fazla mesai yapıp işlerimi bitirdim. Ertesi gün öğlene kadar izinliydim. Sabah gözlerimi açtığımda dışardaki ılık ve güneşli havanın habercisi olan pırıl pırıl bir güneş sızıyordu pencereden. İşe geç gidecek olmanın rahatlığıyla acele etmeden kalktım. Ocağa çay koydum. Çay demlenirken duş alıp traş oldum. Hem sabah hem öğlen yemeği yerine geçsin diye kuvvetli bir kahvaltı hazırlamaya koyuldum. Canım kavurmalı, domatesli yumurta çekti. Onu hazırlarken anneme de seslenip uyandırdım. Güzel bir gün olacak gibi görünüyordu.

Ancak annem yanıma gelir gelmez ilk sözü “şu sakalını kes” demek oldu! Bu, annemin aşağı yukarı üç günde bir tekrarladığı bir sözdü. Yeni ve yadırganacak bir şey yoktu. Alışıktım. Tek farkı, bu defa sabah ilk sözünün bu olmasıydı. Gülümseyip “tamam, boşver anne, keserim bi ara” falan diyerek geçiştirmeye çalıştım. Israrla tekrarlamayı sürdürdü. Israrına hafiften canım sıkıldı ama yine de bozuntuya vermedim. Ancak bir türlü vazgeçmiyordu annem. Meğer benimle ilgili bir rüya görmüş. Rüyasında birisi ona benim sakalımı kesmemi söylüyormuş! Annemin böyle bir huyu vardır. Benim sözlerime, düşüncelerime falan hiç önem vermez ama yoldan geçen biri bir laf etse onu Tanrı kelamıymış gibi aklına yerleştirir. Bu defa yoldan geçen bile değil, rüyasında gördüğü kişinin sözleri yüzünden tartışmaya başlamıştık!

Profil resmimde görülen sakalımı bırakalı nerdeyse on yıl oldu. O günden beri annemle bu yüzden tartışırız. Ülkedeki türban sorunu gibi bizim evde de bir sakal sorunu süregider. Herkesin giyim kuşam, saç sakal tercihinin sadece kendisini ilgilendireceğini bir türlü anlatamadım. Efendim ben bekar adammışım, sakalım da beyazlamışmış, bana yakışmıyormuş! Sanki çenemdeki sakal olmasa beyazladığı anlaşılmayacak! Ne yapacaksın kıl bu; sabah kesersin akşam eve dönünceye kadar uzar. Sen istediğin kadar saklamaya çalış. Hem hiçbir zaman yaşımı, saçımın sakalımın beyazlığını saklamaya, kendimi olduğum yaştan genç göstermeye çalışmadım. Böyle şeyleri kendime hiç sorun etmedim. İnsandır, yaşlanır, cildi solar, saçı dökülür, beyazlar, kemikleri erir vs vs. Tabiatın temel bir kuralı..

Neyse, sakal meselesiyle başlayan tartışma uzadı. Ben ne kadar bitirmek istesem de annem vazgeçmedi. Sinirlendim. Kahvaltı, sabah keyfi, havanın güzelliği falan zehir oldu. Sofrayı öylece bırakıp çıkacaktım ama sonra o da küser yemez diye zorla birkaç lokma atıştırmaya çalıştım. Ama yiyip içtiğimden de bir şey anlamadım.

Bir haftadır bloga bir şey yazmamıştım. Son bir haftada ise hem ülkede hem de blogda birçok tartışmanın yaşandığı bir dönem oldu. Blogda Reha Ülkü, Ümit Culduz ve onların yazılarına yorum ekleyen başka bazı üyeler arasında geçen tartışmalara ilişkin fikrimi söylemek isterdim ama hem yoğunluk hem de zihinsel yorgunluktan dolayı fırsat bulamadım. Olmaması, hadi oldu o noktalara gelmemesi gereken bir tartışmaydı. Neyse ki şimdilik kapandı.

Onu bırakıp şu son Kuzey Irak operasyonu ve dolayısıyla Kürt sorunuyla ilgili düşüncemi yazmak istedim*. Amacım, yaşananların sadece terör ya da askeri bir sorundan ibaret olmadığını, çözümün de öyle bakılarak bulunamayacağını anlatmaktı. Uzun bir geçmişe dayanan, çok boyutlu, devletin bugüne kadar izlediği hatalı politikalarının da önemli katkısının bulunduğu karmaşık bir sorun olduğunu anlatmak istiyordum. Hatalı politikaları sayarken radyoda Kürtçe müzik yayını yasağına değinmiş, onu da Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele filmindeki bir sahneyle örneklendirmek istemiştim. Filmin ana karakteri Deli Emin radyoda bir türkü çalınırken, güya o türküyü annesine dinletmek için koşarak annesinin mezarına gider. Ancak tam mezara vardığı anda türkü biter. Benim aklımda o türkünün Kürtçe bir parça olduğu kalmış. Ordan yola çıkarak Kürt vatandaşlarımızın bazı temel haklarının yasaklanmasının sorunu içinden çıkılmaz hale getirdiğini savunmuştum. Meğer filmdeki parça Kürtçe değil Aşık Mahzuni Şerif’in bir parçasıymış. Hafızam bana bir oyun oynamış ve kendi anılarımla filmdeki sahneyi farkında olmadan birleştirmişim! Çocukluğumda çevremdeki kimi insanların radyoyu karıştırırken tesadüfen Türkiye dışından yayın yapan bir istasyondaki Kürtçe parçaya denk gelip onu ilgiyle ve hüzünle dinlemelerine tanık olmuştum. İşte gerçek hayatta yaşadığım o sahneleri filmdeki sahneyle karıştırmışım!

Bir yazı hazırlarken en korktuğum şey başıma gelmişti; bir maddi hata yapmıştım. Canım sıkıldı. Gerçi örnekteki hata yazıda işlemek istediğim fikri değiştirmiyordu ama onu daha başında sakatlıyordu. Aksilikler bunlarla da sınırlı kalmadı. Dün bilindiği üzere Galatasaray - Fenerbahçe maçı vardı. Yolum Ali Sami Yen Stadı’nın yanından geçiyor. Maç olduğu günler stadın çevresindeki trafik akşam yoğunluğuyla birleşip iyice içinden çıkılmaz hale geliyor. Bir de üstüne bir trafik kazası eklenince ulaşım tamamen durdu. Eve çeşitli yollardan aktarma yaparak üç saatte ulaşabildim.

Gece yatarken şükür bu kötü günü kadarla atlattım diye geçirdim aklımdan. Meğer devamı varmış! Bu sabah işe gelirken nerdeyse eziliyordum. O zor günün yorgunluğu ve onun yarattığı dalgınlıkla karşıdan karşıya geçmeye çalışıyordum. Yaya geçidiydi. Yakınlarda herhangi bir araç yok gibiydi. Yolun ortasına varmışken nerden geldiğini anlayamadığım bir otobüs birden yanımda bitiverdi. Tabii sanki suçlu benmişim gibi kornalar, bağırışlar falan... Dönüp bakmadım bile. Dünün laneti devam ediyordu anlaşılan! Yaya geçidinde asıl dikkat etmesi gerekenin kendisi olduğunu anlatmaya çalışmam nafile bir çaba olacaktı. Benim neden o derecede dalgın olduğumu da hakeza...

Masamdayım. Şimdilik burada tehlike yok gibi! Ne sakalıma söz edecek kimse, ne ezecek bir araç var. Bugünlük siyasi konulara girmeyi de düşünmüyorum. Ama durun, yine de şu masamı biraz geri çekeyim. Tavandaki lambanın tam altındayım; ne olur ne olmaz!

...........

* İlgili blog için: http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=94858

Resim: http://abcoolness.deviantart.com/art/WARNING-STEPDAD-ALERT-61600935

arz-ı alem bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hani ; otobüsler , otomobiller , trenler ... şu taşıma araçlarının hepsi çağ atlasa da ; dalgınları taa uzaklardan algılayabilse ne iyi olurdu . Kaç kere böyle bir kazaya ramak kala kurtulmuş biri olarak geçmiş olsun dileklerimle . Bu arada mesajımın da ulaşmış olduğunu gördüm . Selamlar.

Münevver Saral 
 29.02.2008 15:28
Cevap :
Sevgili Eylül Hanım, evet bizim gibi dalgınlara öyle bir teknoloji şart. Ama benimkinde benim dalgınlığımdan çok o şoförün dikkatsizliği ve kuralsızlığı sözkonusuydu. Size de geçmiş olsun. Çok teşekkür ederim. Sevgiler. (Not: mesajları gönderen kişilerin iznini almadan yayınlamıyorum, geç yayınlamam o yüzden)  29.02.2008 15:55
 

Annelerimiz birbirine çok benziyorlar. Gerçi benimki artık hayatta değil. Ama senin başına gelenleri öğrenince onu hatırlamadan edemedim. Kürtçe şarkıya gelince. Henüz güncellediğin şekliyle görmedim; ama birazdan onu da okuyacağım. Benzeri bir şey benim de başıma gelmişti. Ben de güncelleyerek kurtulmuştum. Aksaklıklara gelince. Şükürler olsun ki arada bir başımıza gelen olumsuzlukları yaşayanlardanız. Bir de hayatının tamamı sıkıntılarla geçen masum zavallılar var. Onları gördükçe halime şükrediyorum. Her neyse benim gevezeliğim bitmez. Başka bir yazında buluşmak üzere. Sevgiler. Selamlar. Ali Nail.

Ahmet Güüreşçioğlu 
 28.02.2008 23:34
Cevap :
Merhaba sevgili Ali Nail, annelerimiz gerçekten birbirine çok benziyor. Kimle konuşsam benzer tarıtışmaları yaşadıklarını söylüyorlar. Aksilikleri doğal karşılıyorum. Hatta bunların arada bir olması gerektiğini düşünüyorum. Bütün hayatı sıkıntılarla geçen insanları ben de düşünür ve halimden şikayet ettiğim için kendime kızarım. Efendim "gevezelik" ne kelime, istediğin kadar uzun uzun yazabilirsin. Görüşmek dileğiyle. Selamlar, sevgiler...  29.02.2008 10:04
 

Gulumseyerek okudum yazini, ezilme anina kadar.Kendine iyi bak arkadasim. Seni seviyoruz butun blog. Sakalin ve annen:) iyi ki varsiniz... Selamlarimi ilet ona ve annecigine kizma ne yapsin kadin artik evlenmeni istiyor, hani diyordur 'sac sakal agardi kiz falan vermezler celal evde kalir'Annecik bu, uzme emi onu... sevgimle...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 28.02.2008 22:58
Cevap :
Teşekkür ederim Serap Hanım, dikkat ediyorum ama bir anlık dalgınlık ve dikkatsizlik her şeyi sıfırlayabiliyor. Tamam üzmeyeceğim :) Sevgiler...  29.02.2008 9:56
 

epey aksi bir dün'müş.. herşeyde seni bulmuş neredeyse..:))) geçen gün ben de yaya geçitinden geçerken, bana dogru hızla gelen arabadan zor kurtuldum.. tamam, gittim ben" dedim.. :))) ama arkasından söylediğim lafların haddi hesabı yok. Annelere de kızılmaz öyle.. onlar ne dese doğrudur.. ve de yapılması mecburidir!!

sema öztürk 
 28.02.2008 21:15
Cevap :
Sana da geçmiş olsun Sema'cım, neyse ki ikimiz de ucuz atlatmışız. Oluyor bazen böyle. Hayat hep düz bir çizgide gitmiyor. Anneler hep haklıdır ama benim sakalım ne diye kurban gitsin :)  28.02.2008 22:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3543
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster