Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
438
 

Kötülerin dünyasına girmek

Takım oyunu… Röportaj yaptığım, sohbet ettiğim, fikir sorduğum herkesin ağzında bu söz. Herkes takım oyunun kendisi için ne kadar önemli olduğunu anlatıp duruyor. Peki, iş dünyasında takım oyunu ne kadar oynanıyor? Ya da birbirinden hoşlanmayan insanların oynadığı takım oyunu kuruma ne kadar fayda sağlıyor?

Herkesin bir bahanesi var birbirinden hoşlanmamak için. Ayşe Ali’nin ukalalığından dertli, Ali Ayşe’nin kendini beğenmişliğinden… Mehmet Zeynep’in toplantılarda öne çıkmaya çalışmasına tahammül edemiyor, Zeynep Mehmet’in pasif bir karakter olduğunu ve ekibi yavaşlattığını düşünüyor. Toplantılar “bitse de gitsek” havasında geçiyor. Herkes bilindik, önceden hazırlanmış, yaratıcılıktan uzak fikirlerini ardı ardına sıralamak, böylece “sırasını savmak” istiyor. Aslında hepsi işlerini çok seviyorlar ama… Bir de şu sevmedikleri insanlar olmasa etraflarında.

Peki Ayşe yerine Selin gelse, Mehmet yerine Yılmaz. Bir şey fark edecek mi? Daha mı çok sevecekler yeni gelenleri? Herkes tam da birbirinin istediği gibi olabilir mi? Olmak zorunda mı?

Bunlar çok basit sorular, değil mi? Hepsine vermemiz gereken cevabı biliyoruz. Peki, içimizdeki sesin verdiği gerçek cevapları dinleyebiliyor muyuz?

Aslında hepimiz etrafımızdaki insanların tam da istediğimiz gibi olmasını arzuluyoruz; etrafımızdakiler de bizim, onların istediği gibi olmamızı... Değiştirmeden anlaşmanın mümkün olduğuna inanmıyoruz çünkü. Çok sesliliğin, çok renkliliğin getireceği farklı bakış açılarının bize ve çalıştığımız kuruma sağlayacağı faydaların farkında değiliz. Siyah-beyaz Türk filmlerindeki gibi salt iyi ve salt kötülerin dünyasında yaşadığımızı sanıyoruz hâlâ. Kendimizden olmayanı kötü bilip, kötülerin dünyasına girmemek için ondan uzak duruyoruz.

Ama hayatın gittiği yerde bu düşüncelere yer yok. Çokuluslu sermayelerin dünyasında sizin kimi sevip kimi sevmediğinizi hiç önemli değil. Önemli olan onunla ne kadar uyumlu çalışıp ne kadar çok ürettiğiniz. Batılı düşüncenin rasyonalizmi sizi tüm duygusallıklardan soyutlanmaya davet ediyor. Çünkü duygu odaklı değil, üretim odaklı insan istiyorlar.

Eğer yarının iş dünyasında varlığımızı sürdürmek istiyorsak, etrafımızdaki insanlara farklı bir gözle bakıp, birbirimizin eksik yönlerini nasıl tamamlayabileceğinizi düşünmeliyiz. Takım olmanın gereklerini fark etmek; farklı pozisyonlarda görev alan, her biri diğerinden çok farklı insanların birbirlerini zafere taşıyabileceğini unutmamak gerekiyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizi burada -yeniden- görmek cok güzel, Oylum Hanim. O kadar isinizin arasinda bir de bu. Enerji ister... Son iki paragrafiniza bakarak sunu demek isterim: Takim oyunu kavraminin tartisilacak bir yani yok elbette. Ama ben iyimser degilim. Mümkün görmüyorum bunu bizde (Istisnalarin hakki bakidir!). Cünkü o hep "öne cikma" hirsi, yüzde 10 secim baraji gibi duruyor bunun önünde. Sonucta takim demek, "ben" demek oluyor. "Lider sultasi" yalnizca politikada degil, isyerlerinde, ayni isi yapan özneler arasinda da var. Cekirdek aile icerisinde bile olabiliyor. Milliyet Blog kolonisinde bile var. En azindan carpik bir rekabet anlayisi olarak var. Degismek, bunu degistirmek, kurtlar sofrasina dönen yasamimizda zor gözüküyor bana. Herkes kendi önündeki tabaga degil, yanindakinin, karsisindakinin tabagina göz dikiyor... Sizinle sohbet güzeldi. Bu kanal da cok güzel. Sevgiler.

pirmete 
 10.03.2007 15:48
Cevap :
Merhaba Sayın Pirmete, sizden haber almak ne kadar güzel. Elimden geldiği kadar hem blog için yazmaya, hem de İnsankaynaklari.com'da yayınlanan yazılarımı değiştirerek, burada yeniden yayınlamaya çalışıyorum. Ama sizin de dediğiniz gibi enerji isteyen bir uğraş. Bu yazımı yazdığımdan bu yana, aslında ben de takım çalışması konusunda karamsar düşünmeye başladım. Yakın çevremden duyduğum, gördüğüm, okuduğum şeyler beni acaba "takım dediğimiz koca bir yalan mı" sorusuna getirdi. Geçtiğimiz günlerde röportaj yaptığım birisi bu konuda çok basit ve çarpıcı bir şey söyledi. Bu cevabı, bu hafta yazacağım bir yazıda ele almaya çalışacağım. Saygılar, sevgiler.  11.03.2007 19:50
 

Cevizin kabuğunu kırmazsanız içindeki yenilecek kısmını görmek mümkün müdür? Eğer kırmazsanız cevizin tamamının kabuk olduğunu düşünmezmisiniz? Yada önyargı zararlıdır diyelim. insan insanı kendisi tanımalıdır. Takım olabilmek için zararlı kıskançlıklardan da uzak durmak gerek diye düşünüyorum. Hoş bir konu. Elinize sağlık.

Abla 
 07.03.2007 9:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 43
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 951
Kayıt tarihi
: 02.03.07
 
 

Hayatta herkesin güçlü bir duyguyla doğduğuna inanırım. Benimki merak. Küçüklüğümden bu yana dünyada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster