Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
382
 

Köy düğününde rock

Deniz: Alo Okan... Baba bir teklifim olacak sana, bu akşam “Boztepe’yi güzelleştirme vakfı”nın bir toplantısı olacakmış, adamlar bizden de şöyle ufak bir dinleti istediler, hani iki gitar bir yan flüt hesabı, ben senin adına ‘olur’ dedim. Tamam mı hacı?

Okan: İyi de oğlum ne alacağız, ne vereceğiz, neredeymiş hem bu toplantı, mesela nasıl bir kitleye müzik yapacağız, böyle şeyleri iyice sorup öğrenmeden bu havada Allah’ın dağına gitmeyelim boşu boşuna.

Deniz: Yahu oğlum sorup öğrenip de ne olacak, güzel insanlar bunlar hem. Gerekli detayları da konuştum ben adamlarla.

Okan: Ne kadar alacağız peki. Ücret hadisesi nedir?

Deniz: Ne ücreti babacan. Vakıf diyorum sana sen ücret diyorsun. Oğlum bu adamlar böyle bölgede ağaçlandırma çalışmaları yapan, beldenin fakir öğrencilerine burs veren bir vakıf kurmuşlar, biz de iki “Tın, tın” edip destek vereceğiz, sen ücret diyorsun.

Okan: Yok be abi. Paramız yok deseler neyse ama bunlar zaten böyle bir oluşuma girmişler. Açıkçası bastırırlar parayı gider allahın dağında bile çalarız icabında ama rica mica işi yaş derim ben.

Deniz: Ulan sen ne kadar aymaz, tınmaz, ne kadar antisosyal bir yaratığa döndün böyle be. Tamam hafız gelme sen, Sezgin’le, Ümit, ’i ararım ben de.

Okan: Şekilcan bir kere burada senin bakış açın yanlış, Boztepe’yi güzelleştirme vakfı belde için hayırlı işler yapan güzel insanların kurduğu bir dernek olabilir, benim buna itirazım da yok. Gelgelelim onlar Boztepe’yi güzelleştirme vakfı’nı kurdular diye bana da “Beleş çalan müzik adamları vakfı”nı kurmuşum gibi davranmaları yanlış olduğu gibi bundan sonrası için... Alo Deniz kapattın mı lan...

Deniz: Alo Sezgin Deniz ben. Hacı akşama boş musun? önce onu söyle güzel bir etkinlik de yer alacağız da kısmet olursa.

Sezgin: Etkinlik deyip olayı elitleştirmezsen olmaz yani. Ne olacak bizim etkinliğimizden, hadi çabuk söyle dersim başımdan aşkın.

Deniz: Tamam abi. Bu Boztepeyi güzelleştirme vakfı’nın akşama bir toplantısı olacakmış, bizden de orada...

Sezgin: Anladım abi, anladım. Kaç para alacağız?

Deniz: Ooo. Bu da otomatiğe takmış kaç para alacağız diye. Oğlum para mara yok sosyal bir mevzu bu.

Sezgin: Sevabına diyorsun. Vallaha kanka en son sevabına abimin düğününde çıkıp iki şarkı çalmıştım ben, o da salon çok kalabalıktı reklam olur diyerekten yani. Sana hayatta başarılar Deniz’ciğim. Bol sosyal etkinlikler dilerim sana.

Deniz: Alooo. Hayda suratıma kapattı herif. Ulan ölmüş bu arkadaşlık müessesi be. Alayının gözü para diye dönmüş bu adamların.

Deniz: Alo Ümit, şimdi abi bu akşam için şöyle bir etkinlik var ama baştan söyleyeyim para falan yok yani, sonra zır zır etme.

Ümit: Dur bi be oğlum. Ne bu telaşın, yangından mal mı kaçırıyorsun. Gerçi ‘para yok’ falan deyip olayı baştan batırdın ama istersen sen yine de anlat ben de ‘hayırlısı olsun’ deyip seni bir güzel başımdan savayım.

Deniz: Yani sen de Okan’la Sezgin gibi Boztepe’yi güzelleştirme vakfının toplantısına beleş gelip çalmam mı diyorsun.

Ümit: Hah ağzından bal damladı şimdi. Tabii ki çalmam abi.

Deniz: Abi üçünüze birden tek bir lafım var o da yuh!’tur yani.

Ümit: Oğlum biz senin gibi özel hocaların elinde yetişmiş salon müzisyenlerinden değiliz, öyle havaya suya müzik yapacak lüksümüz yok yani. Hem sen al klavyeni bas düğmeye, oynat milleti hacı. Ekiple gidip ne yapacaksın vakıf toplantısına. Alo! Kapattın mı lan. İyi hayırlısı olsun madem.

(Gece... Boztepe’yi güzelleştirme vakfının toplantısından dönerken -Traktörle-)

Okan: Ah ulan Deniz, ben ne diyeyim sana be. Yaktın ki bizi ne yaktın hem de, off ulan of.

Deniz: Gerçekten ben de mahcup oldum abi ya. Valla özür dilerim babalar, ne bileyim böyle olacağını.

Sezgin: Ulan o kadar saftorik adamlar değiliz biz de, anladık böyle bir arıza çıkacağını ama sen telefonu suratımıza falan kapatınca gönül koyma diye kalktık geldik. Ulan it gibi bıraktılar bizi dağın başında be. Yani şu traktörü de bulmasak ormanda ayılar kovalardı bizi artık.

Ümit: Deniz bu özür mözür ayaklarını falan bırak da sen ne biçim organizasyon yaptın abi ya. Yani seni işletti mi yoksa bu adamlar.

Deniz: Abi Küçükköy yazıyor işte adreste, Antalya Burdur karayolunun 50 kilometresinde inin yel değirmeninin oradan sizi alırız dedi elemanlar. Ben de güvendim ötesini sormadım adamlara, dağ başında telefonların çekmeyeceğini de hesaba katamamak hayatımın hatası oldu ama.

Okan: Kendi açımdan konuşuyorum bereket yedek gitarla gelmişim yani, satmaya kıyamıyordum ama kırıldığına da çok üzülmedim aslında. Hoş kafamda kırmaları ayrı bir acı verdi ama yine de olan olmuş birbirimize girmeyelim şimdi boş yere.

Sezgin: Ulan pilli lamba, şu olgun tavrını iki saat önce de gösterseydin ya. Ben miydim “gelmişken bir köy meydanında çalalım değişik tatlar yakalarız” diye tutturan, haydi çaldık. Elalemin köylü kızlarına artiz gibi kadeh kaldırmalar ne oluyor. Böyle kafana geçirirler işte gitarı. Anadolu oğlum burası.

Okan: Haydi lan, muhtarın kızı sana yüz vermedi diye yapıyorsun bunları değil mi? ehe eh. Ümit senin klarnete ne yaptılar lan öyle, en son görebildiğim kadarıyla içine rakı döküyorlardı. Üfle bakayım ses çıkacak mı?

Ümit: Şimdi hepinize bir üfleyeceğim tam olacak. Zaten kaçacağız diye ceketi de oralarda bıraktık dondum traktörün üstünde... Abicim ne oldu? niye durduk?

- Gençler benim köye geldik.

Okan: Sağ olasın abi. Neresi burası, yer olarak yani.

- Çamlıdere.

Okan: Eyvallah abi. İnin lan Çamlıdere’ye geldik, hala oturuyorsunuz.

Deniz: Ne çamı, ne deresi ya. Ne yapacağız abi geceyarısı burada. Abi bize bir kıyak daha yap be. Senin evde falan telefon var mı?, arasak da gelip alsalar bizi.

- Gençler ne gereği var, benim evde kalırsınız sabahtan otobüsle gidersiniz Antalya’ya.

Sezgin: Abi bizim itliğimiz üzerimizde bu gün, senin o güzelim konukseverliğini hak etmiyoruz anlayacağın, seni bize bir telefon bul kafi.

- Gelin ben sizi Karaman’a kadar götürüvereyim, orada nöbetçi taksici vardır atlar gidersiniz.

Ümit: Yaşa be abican. Şerefsizim ilk hafta sonunda seni Antalya’ya çağırıp krallar gibi eğlendirmezsek be.

- Yok. Siz başınızı derde sokmayın yeter.

(Takside)

Okan: Ümit ceket için üzülme hacı, söz; eve gidelim şu yaşadıklarımızdan pastoral şiir tadında bir öykü çıkarıp, telif ücretiyle de sana en kralından bir ceket alacağım.

Ümit: Yalanını yiyim. Hem ne yazacaksın ki, “Hayatın anlamını muhtarın kızının kara gözlerinde bulmuştum, o gözlerde ruhumu yeni baştan yaratacak bir sihir vardı” diye mi yazacaksın.

Sezgin: Bence öyle yazmaz bu. Kesin öykünün sonunda evlenir muhtarın kızıyla. Sonra ver elini çift – çubuk, ekim dikim.

Okan: Eee. Okuyucu mutlu sonu sever abi. Deniz bir sigara ver lan. Paketi traktörde düşürmüşüm herhalde.

Okan Ünver

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Saat gecenin 1' i. Odada tek başına gülen bir tip. Şimdi uyanacaklar, ne gülüyorsun diye, hayır, gülmekten anlatamayacağım, yine, deli diyecekler bana. Sen de hayat var.

SINIR 
 28.10.2008 0:59
Cevap :
güldürdüysem ne mutlu bana. sevgiyle kalın..  28.10.2008 15:58
 

Bir başkadır köyde başka olmak...Tuhaf bakışlar,kıkırdaşmalar,sahip çıkmalar,kim ulan bunlar,eli belinde kasketli bir amcanın yavaş yavaş yaklaşıp boydan aşağı seni süzmesidir.kahvede ısmarlanan adaçayıdır.Muhtarın önayak olmasıdır.inek kokusudur.Çocukların imrenmesidir. Ve en acısı bu gettolardan çıkamamış bağrı açık delikanlıların efkarlı efkarlı çektiği tütündür.Sen gideceksin ben kalacağımdır.Ay buralar ne güzelmişin ardından söylenen,tövbe estafurullahtır.öteki olmak...başka olmak güzeldir köy yerinde..Ya bağrı açık bir delikanlıysan...zordur köylü olmak..sevgiler babacan...

selviyalnızlığı 
 22.10.2008 13:17
Cevap :
çok güzel yazmışsın babacan. büyük fotoğraf tamamen bu... çok açma arayı, yaz.  22.10.2008 15:22
 

İnan bana... Bizim yazdıklarımız boş... Sende ve yazdıklarının içinde hayat akıp duruyor... Bomba gibi bir senarist olacağına... inanıyorum... Sevgiler gönderiyorum Mersinden...

yeşilsoğan 
 21.10.2008 12:22
Cevap :
güçlü bi yayınevi var Antalya'da. 'gelin bize aylık bi dergi yapın' dediler. daha önce onlarcasını batırmıştık oysa:) bakalım uğraşmaya devam... ben de sizin yazılarınız için aynı şeyi düşünüyorum. sevgiler..  21.10.2008 14:45
 

Boztepe Aksu'da çok şirin ve zengin bir köydür. Bu sizin gittiğiniz Boztepe'yi hiç duymamışım. Traktör işine gelince; çocukluğumdan harika bir kare getirdin aklıma. Kırkgöz'de piknik yapmaya gitmişiz, çocuk çombalak. Durmuş amca, Antalya'nın ilk dolmuşlarından birinin sahibi o zamanlar. O yaştaki görüşümle şahane bir sarı dolmuş. Durmuş amca bizi almayı unutmuş. Bizler de kasa hizasına kadar tuğla dolu kamyonun üstündeyiz. Kamyon şoförü battaniyeler vermiş, çocuklar üşümesin diye. Anneler panik içinde, kamyon zıplatır da tuğlaların üstünden düşeriz diye. Bizlerse hayatımızın en zevkli yolculuğunu yapıyoruz battaniyelerin altında kıkırdayarak:) Beni çocukluğuma götürdün yine, helâl olsun sana!

Tülin Aksoy 
 20.10.2008 23:56
Cevap :
bu yazı bir süre önce küçük vinyetlerle süslenerek bizim yerel gazetelerin birinde yer aldı. o zaman bu yer isimlerini biraz değiştirdim haliyle. durduk yere küstürmeyelim kimseyi diye. bu arada Durmuş amcanın unutkanlığı da fenaymış. sevgiler tülin hanım...  21.10.2008 13:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 564
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 488
Kayıt tarihi
: 06.03.08
 
 

1978 doğumlu Antalyalı bir müzisyenim, devamını ben de bilmiyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster