Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Nisan '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
644
 

Köy Enstitüleri

Köy Enstitüleri
 

Köy Enstitüleri Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük eğitim seferberliğidir. 17 Nisan 1940 yılnda 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır. Bu yıl kuruluşlarının 72.yılı kutlanıyor, daha doğrusu anılıyor. Malesef bu büyük eğitim projesi kapsamındaki okullarda 1946 yılında hükümetin yaklaşan seçimleri yitirme kaygısıyla CHPiçinden muhalif milletvekillerinin başını çektiği örgütlü muhalefetin kampanyasıyla, müfredatında ve yapılanmasında kuruluş amaçlarından uzaklaşan değişiklikler yapıldı. İlerleyen yıllarda da, daha önceleri sıkı sıkıya bağlı olduğu "iş için iş içinde eğitim" ilkesinden uzaklaştırıldı. Önceleri yaratıcılığın ön plana çıktığı eğitim anlayışının yerine giderek geleneksel, ezberci eğitimin yerleştiği öğretmen okullarına dönüştürülerek 1954'te tamamen kapatıldılar.


1973 yılında hayata veda eden önemli düşünür ve sanat tarihçimiz Sabahattin Eyüboğlu, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve bu okulların mimarı dönemim İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ile birlikte çalışıp Köy Enstitüleri'ne çok büyük emek vermiştir.


Sabahattin Eyüboğlu'nun 'MAVİ ve KARA' adlı bir deneme kitabı var. Dönüp dönüp okunacak bir kitap bu. Kitapta Köy Enstitüleri ile ilgili sekiz bölüm yazısı var Eyüboğlu'nun. Ben size 'Köy Enstitülerini Kuran Düşünce' bölümünden kısa bir pasaj aktarmak istiyorum. Sanırım okuduktan sonra şimdi ve önceki yöneticilerin eğitimi nasıl yaz boz tahtasına çevirdiklerini, eğitimi ehil ellerden çok, siyasete alet etmek isteyen bürokratlara bıraktıklarını daha iyi anlayacaksınız. Okuyalım:


"Din ahlakı yerine iş ve bilim ahlâkı getirmek, kelimenin tam anlamıyla laik bir eğitimi gerçekleştirmekkurucuların ana hedeflerinden biriydi. Türlü ırk, inanç, dil ve geleneklerin kaynaştığı, çalıştığı Anadolu'da laiklik sadece çağdaş düşünüşe ulaşmanın değil, bir millet olarak yaşamanın da şartıydı. Her bölgenin özelliklerine uyan Köy Enstitüleri'nde iş saygısı ortak bir yeni din gibiydi. Örülecek duvar, kurutulacak batak, yeşertilecek toprak önünde, bin bir öğütle verilmeyecek birlik, dirlik, düzenlik sevgisi kendiliğinden doğuyor, birlikte iş görmenin sevinci köy çocuklarının kapanık, kuşkulu, umutsuz yüreklerini dünyaya açıyordu. ..... Köy enstitüleri'nin solculuğuna gelince: Batılı ve gerçek anlamıyla solcu, mutlaka devrimci bile değil, sadece eski düzenin değişmesini isteyendir. Kimi insan ataları, anası, babası gibi yaşamak ister, yenilikleri yadırgar, bilmediği her şeyden kuşkulanır, kimi insan da eski yaşayışı beğenmez, yenilik ardına düşer, bilmediğini bilmek ister. Sebepleri ne olursa olsun sağ sol ayrılığının özü budur. Her iki türlü insanın aşırıları, ılımlıları, ortacıları olur elbet. ..... Köy Enstitüleri Atatürk ilkelerine harfi harfine bağlıydı ve bu bağlılığı ölçüsünde de solcuydu. ....Atatürk devrimlerini yıpratma hareketinin ilk kurbanı Köy Enstitüleri oldu. Niçin ilk kurbanı? Çünkü bugün alıp yürüdüğüne vahlandığımız gericiliğin karşısındaki ilk engel, yeni Türkiye'nin adısz öncüleri olarak köylere dağılmaya başlayan Köy Enstitüleri mezunlarıydı. .... Hâlâ bugün bile Köy Enstitülerinin niçin nasıl doğduklarını; niçin nasıl yıkıldıklarını bilenler çok azdır. Oysa bunları bilmek yarınki mutlu Türkiye'yi kurmanın koşulları arasındadır. 1964"   

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Medeveci çok güzel yorum yazmış Köy Enstitülerini konuşmaya devam edelim ki, bir gün bu sistemi örnek alacak cesur eğitim neferleri yetişsin...Köy Enstitülerini karalamak ve gerçeğe dönmek açısından eleştirilerini bir ok gibi yapanlar o günün koşullarından çıkan bu eğitim devrimini marksizmde veya şehirleşme de arayanlar Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözünü unuttular. Köylü milletin efendisidir. kentleşme hareketinin 1950'lerde başlayan kargaşası hala sürüp gitmekte. Ve 1946 elbette Köy Enstitülerinin kapatılmasında pek çok iç ve dış etkenlerle zayıf düşülmüş bir yönetim olgusu. 1940'dan 46'ya kısa sürede başarılan işler elbette ki bazı iç ve dış odaklı çıkarcıların, siyasi işbirlikçilerin ve dolaysıyla ülkeyi kuşatan başlangıç. Evet bugün ne terör barınabilirdi, ne işsizlik ne düşük yaşam düzeyi...Dünyaya örnek ve etkileyici bir Türkiye çağdaş uygarlık seviyesinde yürüyor olurdu. Elbette bilimin ve Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği yol ile...1938 sonrası geriye gidiş. Sevgiyle.

Nabide Kılınç 
 30.04.2012 9:18
Cevap :
Melesef, 1946'da iç ve dış etkilerin yanında yaklaşan seçimleri kaybetme korkusuna kapılan zayıf bir hükümet... Yazdıklarınıza tümüyle katılıyorum Nabide hanım. 1938 sonrası geriye gidiş ve artık çöküş (mü) Allah korusun. Sevgilerimle.  30.04.2012 22:45
 

Köy Enstitüleri kapatılmasaydı bugün ne terör ne de yoksullukla savaşıyor olurduk. Köy Enstitüleri'nin kapatılması Türkiye tarihindeki hatalardan biridir. Ama tabii kapatılmasaydı köylü uyanacak ve toprak ağalarının hakimiyeti azalacaktı. Toplum ilerleyecekti. Bizler Köy Enstitütüsü ruhunu yaşatmaya devam edelim. Devam edelim ki, birgün yine bu sistemi örnek alacak cesur eğitim neferleri yetişsin.

Medeveci 
 18.04.2012 8:50
Cevap :
Elbette, zaten amaç oydu; köylü uyanmasın, toplum ilerlemesin. İnşallah bir gün ilerici kafaların düzgün işlettiği bir eğitim sistemine kavuşuruz. Bizlerin bu konuda sorumluluğu var, bu ruhun ölmesine izin vermemeliyiz. Teşekkür ederim, şehir dışında olduğumdan geç oldu yanıtım. Sevgi ve selâmlar.  24.04.2012 8:55
 

İmkânsızlıklar içinde yeniden kurulmuş bir ülkenin eğitim seferberliği için özel bir önem taşıyan Köy enstitüleri, görevlerini yapmış ve devrini tamamlayarak tarihteki yerini almış bulunmaktadır. Günümüzdeki eğitim sistemiyle Köy Enstitüleri arasında uçurumlar vardır. Hâlâ onları özlemenin, hele hele yıldönümünde kutlamanın bir mantığını bulamıyorum. Bu sadece bir "sol" özlemse, o günlerden bugünlere solculuğunda gelişip hayli mesafe almış olması lazım. Eğer aynı noktada kalmışsa bunu ilericilikle pek bağdaşır bulmadığımı belirtmeliyim. Öte yandan "Din ahlâkı yerine iş ve bilim ahlâkı kullanmak..." diye başlayan makaleden de anlaşıldığı üzere Köy Enstitülerinin "din karşıtı" bir yapısı vardı. Buna da saygı duyuyorum. Ancak "Köy enstitülerinde iş saygısı bir din gibiydi" ifadesi, kaldırılmak istenen dinin yerine yeni bir din getirmeyi anlatıyorsa, gerçek bir dini ortadan kaldırıp, onun yerine yapmacık bir din koymak, iyi niyetli bir girişim midir, doğrusu anlayamadım. Selam ve saygıyla.

Ahmet YILMAZ 
 17.04.2012 22:10
Cevap :
Ahmet bey, Köy Enstitüleri görevlerini yapıp devrini tamamlayamadan kapatıldı malesef. Günümüz eğitimiyle Köy enstitüleri arasında uçurumlar olduğu görüşünüze katılıyorum. Ama sizin aksinize olumsuz yönde olduğu görüşündeyim. Din karşıtı değil, laik eğitim sistemiydi enstitüler. Bu ülke gerçek anlamda laikliği yaşayamadı, yaşamasına izin verilmedi. Yorumunuz için teşekkürler. Selâmlar.  17.04.2012 23:31
 

Tam gününde böyle bir destanı hatırlamanın ve hatırlatmanın büyük sorumluluğu vardır. Ve siz bunu yaptınız. Böyle bir yazıyla öyle bir efsaneyi ortaya koymak son derece sorumlu bir iştir. Böyle güzel bir işi yerine getirdiğiniz için sizi ne kadar kutlasam azdır. Teşekkür ederim.

Erdal Ceyhan 
 17.04.2012 21:48
Cevap :
Ben teşekkür ederim Erdal bey. Eğitimin önemine ve düzgün bir eğitimin her şey olduğuna inandığım için her 17 nisan benim için çok önemlidir. Bu konuda o kadar çok kitap okudum ki ve o kadar yazıklandım ki yarım bırakılmalarna. Selâmlar.  17.04.2012 23:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 299
Toplam yorum
: 601
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 428
Kayıt tarihi
: 07.08.11
 
 

1966 Üsküdar İstanbul doğumluyum ve halen burada yaşıyorum. Mesleğim Mali Müşavir. Okumak, yazmak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster