Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '12

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
82
 

Köy Enstitülerin kapanmasıyla önemli değerlerimizi yitirdik

Köy Enstitülerin kapanmasıyla önemli değerlerimizi yitirdik
 

Sık sık gelir ziyaretime, Nişantaşı'ndaki mağazama Tevfik.

O bir dost arkadaşımdır. Sağlam karaktere sahip. Beraber yola çıkmış olsanız, hiç bir koşulda sizi yalnız bırakmaz, yolun sonuna kadar sizinledir.

Karakteri gibi, ilkeleri de sağlamdır arkadaşımın. İnandığı doğrularından asla ödün vermez.

İdealisttir, Hümanisttir..

Tüm insanları ayırım gözetmeksizin sever.

Onu her gördüğümde, memleketim olan Ardeşen'in otuz yıl önceki portresini görmüş gibi oluyorum.

Yo, Tevfik otuz yıl öncesine bağlı kalarak kendini yenileyemeyenlerden değil, tam tersi yeniliklere açık, yeni dünya düzeninde Kapitalizm'i inkar etmeyen, zira içindeki Sosyalist ruhunu da asla öldürmeyen, ikisi arasında denge kurmasını bilen ender kişilerdendir.

Otuz yıl önceki Ardeşen'in ruhunu da bırakmıyor, değerlerine de sahip çıkmaya çalışıyor benim gibi.

Ardeşen bugün, Serbest Piyasa Ekonomisi ile birlikte ülkedeki değişimlerin benzerini yaşayan bir ilçe konumundadır.

Betonlaşma ve çarpık yapılaşma görüntüsü ile, tıpkı ülkede olduğu gibi sosyo-ekonomi profilini yansıtmaktadır. (Çevre düzenlemelerindeki pozitif gelişmeler hariç)

Ne kadar çok düzensiz yapılaşma, o kadar Arabesk toplum!..(Ardeşen'e özgü değil, genelleme)

Dönelim Ardeşen'e..

Ne oldu da, Tevfik arkadaşım gibi ilkeli, doğru ve değerlerine sahip çıkmasını bilen sekizbin nufüslü ilçe insanı, köylerden göç alarak otuzbeşbin nufüsa sahip olduktan sonra tıpkı İstanbul'a benzer değer yitimine uğradı? 

Büyük bir deformasyon yaşıyor ilçemiz. Komşu ilçelerden farklı, daha bireyci ve daha yapay ilişkili toplum haline dönüşmüş durumda.

Kapitalim'in geçiş sürecinde bir çok değerlerin zaman içinde kayolmaya yüz tutacağını felsefe olarak biliyoruz.

Ancak, sağlam genetiğe sahip bireyler hangi koşulda olursa olsun, ilkelerinden, doğrularından asla ödün vermezler. Çıkar ilişkili sistemde dahi sapmazlar. Denge unsuru önceliklidir onlar için.

Bir toplumun bu denli negatif değişime uğraması çok üzücü.

İlçeme baktığımda, nema uğruna birçok yaşıtlarımın hatıralarıyla dolu İlkokul, Orta ve Lise binaları yerle bir edilip yıkılmış olduğunu gördükçe kahroluyorum.

Nasıl bir anlayış? Nasıl bir düşünce?

Bu anlayışların, bu düşüncelerin ve ilçenin negatif değişimin iki nedeni var.

Bir, genetik..

Kişinin genetiğinde bencillik ve sapmalara açık bulgular bulunuyorsa, durduramazsınız kardeşim. Su yolunu bulur misali, o kişi sistemin tüm negatif değerlerini almaya aday demektir. 

İkincisi..

Otuz yıl önce Ardeşen'de, Köy Enstitülerinden mezun olan öğretmenler tarafından eğitim ve öğretim daha sağlıklı verilmekteyken, Enstitülerin kapanmasıyla bugün her köşesinde hatıralarla dolu okulları  bile garaj olsun diye yıkılmasına onay verebilen eğitimcilerin bulunması. (Okulların yenileri ilçenin farklı noktalarında inşa edilmiş ve eğitim-öğretime devam ediliyor)

Demem şu ki; Enstitü mezunu öğretmenler azaldıkça eğitim seviyesi düşmüş ve bireylerin ilkeli duruşlarını olumsuz şekilde etkilemiş, otuz yılda mantaliteler tamamen değişmiştir. Tabi genetiğin de katkılarıyla.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bunun asıl ve temel nedeni doğru ve yanlışın kendilerine özgü ana karakteridir. "Doğru", sabittir, değişken değildir, hareketsizdir, tam anlamıyla olduğu yerde ağır derler ya hani, tıpkı bir kale gibi sapasağlam, kâvi ve dimdik durur. Oysa "yanlış", müthiş bir şekilde değişkendir, akışkandır, o nedenle zaten son derece de hızlı hareket eder ve yaygınlaşır; dolayısıyla toplumda da "süratle" ve belli bir fazdan sonra da engellenemez bir şekilde "negatif yönde bir değişim" yaratır. Adına "yanlış" dediğimiz kavramın/olgunun kendine has niteliği, karakteri böyledir maalesef. Onun için zaten hep: "yanlışı" her nerede görürseniz mutlak surette önemseyin ve onu yok etmeye, onun yanlış olduğunun anlaşılmasını sağlamaya, insanlara yanlışı farkettirmeye çalışın, yanlış yapana prim vermeyin, yanlışa itiraz edin, tepki gösterin" derim, bunu savunur ve böyle de yaparım! Tıpkı "yılanın başını gördüğünüz yerde ezeceksiniz" demiş ya atalarımız da, aynen o misal. Selam ve esenlik dileklerimle...

Filiz Alev 
 17.09.2012 13:55
Cevap :
çok güzel özetleyip vurguladınız filiz hanım..teşekkür ederim..selamlar  17.09.2012 19:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2233
Toplam yorum
: 1104
Toplam mesaj
: 80
Ort. okunma sayısı
: 450
Kayıt tarihi
: 03.07.07
 
 

25.05.1960 doğumlu. Üniversite terk. Müzik, seyahat ve tiyatro sever. Antalya Devlet Tiyatrosu'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster