Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '18

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
93
 

Köy Erkekleri…

Köy Erkekleri…
 

"Ben; hiç yalnız kalmadım... Kalabalık bi ailede yere serilen yataklarda yan yana, baş başa, el ele uyudum... ... Hayatın zorluklarını göğüs germeyi öğrendim. Kurusıkı sözlerle hikâyeler yazmadım...   Köy düğünlerinde davul seslerine eşlik ettim. Kalabalık ortamlarda bulunup, Kalabalık sofralara kaşık salladım. Kaşığımı hoşaf suyunda yıkadım, harmandalı oynayıp diz kırdım... Sözün "söz" olduğu, mertliğin bozulmadığı zamanlardı köyde geçirdiğim günler. Köyün tozlu topraklarında tarlalarında büküldüm. Gök alçaldığında kışın yağan yağmurlarında ıslandım..." Bütün bunları yaşayan bennnn, feleğin çemberinden geçen ben, açaba adam olabildim mi? diye kendimi sorarım da, olsa olsa köyün en şaşkınısın sen derim kendimi…

Nedense, genelde  “Adam gibi adam” tabirini hemcinsleri için kullanan biz erkeklerdir. Ne yazık ki, adam gibi adam olmak o kadar da kolay değil. Çünkü marifetin erkek olmakta olduğunu zanneden, bazı kimseler bu sözden dolayı ‘Adam’ olduğunu sanır. “Adam gibi olmak…” Erkeğin ne yaşıyla ilgisi var, ne kariyerinde ne kadar yükseldiğiyle ne de kaç para kazandığıyladır.

Ne üzerindeki takım elbiseyle, ne de altındaki son model arabayla ölçülebilir adamlık. Mesele karakter meselesidir arkadaşım. Adam gibi adam olmak, sadece erkeğin karakteriyle, mertliğiyle, birikimleriyle ve verdiği güvenle ölçülür.  Öyle kalın sesiyle kendini adam ilan edip,  işler biraz zora girdiğinde ”yandım bittim kül oldum” diye kaçmak değildir…..Öyle her erkeğin harcı değil adam gibi adam olmak.

Her şeyden önce karakterin sağlam olacak. Kalabalıkta doğru görünüp, tek kaldığında yalnız olduğunda da yanlış yapmayacaksın. Öyle kalabalıkta dürüstlükten, mertlikten, vicdandan bahsedip, kimsenin tanık olmadığı bir durumda vicdanı tatile yollamayacaksın. Neysen o olacak, her nasılsan öyle görünecek ve öyle davranacaksın yani göründüğün gibi olacaksın…

Bazı çokbilmişler doğal olarak geçmişte yaşayan erkeklerin karakteristik özelliklerine yansıması gereği köy hayatında yaşayan çoğu erkekler şehirdeki erkeklere nazaran çok daha kabadır derler. Köy erkeği şehir erkeği diye sınıflandıramazsın. Çünkü adam olmak, ne cinsiyette, nede köylü olmakta, nede şehirli olmakta değildir. Şahsiyet meselesidir adamlık. Çokbilmişlerin gözüne batsın bu söylediklerim...

Doğal olarak köyümüzde benim çocukluğumda köy kültürü ve geleneği gereği kadınlar kocalarını herif, erkekler de eşlerini avrat olarak tanımlıyorlardı. O günlerde köylerde herif ya da avrat birer kaba tabir olarak algılanmıyordu. Aksine doğal, sıradan ama güçlü birer tanım olarak toplum tarafından kabul görüyorlardı. Kadınlar avrat oldukları için, erkekler de herif oldukları için mutluydular.

Erkeler köyümüzde sabahları gün doğmadan kalkar tarlaya, çifte çubuğa giderler. Baharın ve yazın iş güç başladığında sabahın köründe tarlasının yolunu tutar akşama kadar toz toprakla boğuşurlar. Köy halkımızın yaşantısı çalışmak, çalışmak ve de yine çalışmaktır.  Halkımız tarım ve hayvancılıkla geçimini sağladığı için bedenen çok yorulup yıpranır erkekler.

Kışın vakit geçirmek için evdeki hayvanlarını ineğini, beygirini, camızını alır gezek yatağına hayvanları sürer çobana teslim eder. Akşam olunca da yine gezekten gelen hayvanları tokat içinde karşılamayı giderler. İlkindi vaktinden sonra köy çobanın güttüğü hayvanların gelmesini beklerlerken birbirleriyle ayaküstü muhabbet ederler. Su kanlında oynayan çocukları gördükleri zamanda çocukluğuna dönüş yaparlar. Hani köy erkeğinin yüzü gülmezdi kabaydı!. Onların hayatını onların penceresinden bir baksanız çok farklı bir insan olduklarını görür, yaşam tatlarının zevkini varırdınız.

Köydeki erkeler ev işlerini hiç bilmezler ama ekip biçme zamanında toz toprak içinde belenmesini çalışmasını bilirler. Köylerde eskiden evin kızları; erkeklere büyükten küçüğe doğru ibrik-leğen ile ellerini yıkamaları için su getirirdi... Kalabalıktan dolayı sofraya önce çocuk-büyük demeden erkekler otururdu…

Köylerde dünyanın bütün yükü erkeklerin üzerindedir. Ya da onlar öyle düşünür. Sülalenizin devamı siz getireceksinizdir. Size aittir eve ekmek götürme sorumluluğu vardır. Baba olmak vardır birde. Dünyanın en güçlü insanı olmak zorundasınızdır çocuklarınızın gözünde. Kendi bilmediklerinizi bile öğretmelisiniz onlara. Ağladıklarında bir bakışınızla susturmanızı bekler köylü sizden. İzin verilmemesi gereken durumlarda top sizdedir hep. Onları kucakladığınızda bile yadırganırsınız. Sevginiz bile sınırlıdır yani.

Aile reisi olmak kolay değildir köylerde. İki göz odanın içinde kurulan devletin bazen kralı, bazen cumhurbaşkanı bazen de evin diktatörü olursun. Ne olursa olsun sonuçta topraktan kalkacak ürünle yüzü ya güler ya ekşir. Bazen çok iş olur bazen de az. Dolmaz ambarın ürünle.  ‘Çiftçinin yüzü hiç gülmez, dense yeridir: Onun ürünü her türlü afete açıktır. Ya kuraklık olur ya da hastalık olur olmaz. Bunlar olmasa da, ürününü tam olarak değerlendiremez. Oda hep gelecek yıla ümit bağlar. Durum böyle sürüp gider.

Çiftçinin karnını yarmışlar, "kırk tane gelecek yıl" çıkmış, derler ya bu tabuları hep erkek yaşar köylerde. Mucizeler yaratır köylerde erkeklerimiz. Bulduğunda eli para gördüğünde zor günlere hazırlık yapar. Ambarını doldurur işlediği ya da satın alabildiği ürünlerle. Ununu şekerini yağını alır, zor günlere, parasız kalacağı günlere hazırlık yapar. Alın teri dökerek kazanılan beş kuruşun haksız elde edilen binlerden daha değerli olduğunu bilir benim köylüm. Yemeğe besmeleyle başlar, soğan ekmek te olsa yediği sonunda Elhamdülillah demesini bilir benim köylüm. Azla mutlu olmasını bilir benim köylüm.

Köyümüzde erkeler çoğu zamanlarını köy kahvesinde geçirirler. Akşama kadar bir paket sigarası bitiverir ya oyun başında yada masa etrafı sohbetinde. Aslında erkekler kahveye gitmese kadınlar zor duruma düşer. Köydeki erkekler evde otursa kadınlar, kocalarının sabah akşam evde olmasından dert yandıklarını görürsünüz. Kadının evine komşusu gelemez iki kadınla dertleşemez. Evde televizyon izlese bile sorun olur. Kadınlar, erkekler kahveyi gittiklerinde özgürdür zaten…

Ya şehirdeki erkeler, kadınları vardır: Başlarına eğreti iliştirilmiş eşarpları; belden büzgülü, önden düğmeli, rengarenk basma etekleri; çiçekli, yakası fiyonklu, tiril tiril gömlekleri; ayaklarında yumurta topuklu, iğne tokalı ruganları ve ayak bileklerinin az yukarısına uzanan beyaz çorapları ile şehirde köylü, köyde şehirli görünen. Aslında bu kadınlar muhtaç, zayıf, etkisiz, pasif ev kadınıdır. Ama kocasından çok şey bekler. Her zaman bu tür eşleri olanların ev geçimleri zordur.  Bu tür kadının tasası derdi hiç bitmez. Kadın sizden mucizeler bekler ne yaparsan yap yine de mutlu olmaz.

Şehirde erkek ya işsiz kaldığında hayat nasıl oluyor acaba? İşsizlik bir ayıp gibidir bazen. Parasız erkek, güçsüzdür. Çünkü bizim erkeğimiz güçlü olmalıdır. Parası da olmalıdır. Çok kaba olacak belki ama bazen eşinin çalışıp aile ekonomisine destekte bulunması ”karı parası yiyor” diye dillendiriliyor. “Aile ekonomisine destekte bulunmak” da kadını ayrı bir şekilde eziyor maalesef ki toplumumuzda!

Şehirde bir evde sadece erkek çalışıyorsa erkeğin hayatında her gecen yıl sorumluluklarının nasıl arttığı ve bunun onda yaratmış olduğu psikolojik baskısını ona sorun. Neden mi?  adam para kazanacak, ev geçindirecek, baba olacak, namusuna sahip çıkacak, ailesini koruyacak. Baba çocuklarının okuluyla, eksikleriyle ve cep harçlığıyla ilgilenecek çok zor bunlar. Ondan sonra küfür içeren sözcükler alır başına gider.

Şerefi hiçe sayılmış erkekler var şehirlerde. Ekonomik, sosyal ve kültürel özgürlüğe sahip olmayan hele birde çalışmıyorsa “eksik olsun, böyle iyiyim ben”,  “mıçına tekmeyi vuracaksın böyle adamın!” dedikleri adamlar…  Kendini sevecek, özen göstereceksin. Buluşmadan buluşmaya eline parfüm şişesi alan erkeklerden olmayacaksın mesela. Hepsinden önemlisi saygılı olacaksın, küçüğüne,  büyüğüne ve en önemlisi kadına. Kendine saygın olacak her şeyden önce. Eşine de çocuklarında saygın olacak ki sayılıp sevileceksin.

Şehirlerde erkeklerden zulüm gören iyi niyetli ve günahsız kadınlar olduğu gibi şeytanlarımız da var! Bilsen ne numaralar çevirerek kandırıyorlar adamları!” Unutmayalım; bu ülkede hala kocasından habersiz markete gidemeyen, telefonu geç açtığı için şiddet gören, dört duvar bir evin içine hapsedilen, dış dünyayla bağlantısı asgari düzeyde tutulan kadınlar yaşıyor.

Kadının eğitimlisini, bilgilisini, kültürlünü ya da görgülüsünü takdir ederim her zaman. “Kadını güzel yapan şey; ne saçı, ne vücudu, ne de kaşı gözüdür. Kadını asıl güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakârlığı, karşılık beklemeden verdiği emeği, sınırsız sorumluluğu, toplumsal duyarlılığı, barışçıl olması, engin anlayışı, sadakati, kalbini de katarak kullandığı aklı ve ana olma özelliğidir.” Özgür bırakacaksın kadını. Kendisi olmasına izin vereceksin. Sen de kendine güveneceksin. Koyduğun sınırlarla değil, saygı duyulduğun ve sevildiğin için mutlu olmanın tadını çıkartacaksın.

İşte hem ekonomik özgürlüğü olan hem de görgülü olan aileler doyasıya yaşarlar. Hayatın hakkını vererek yaşarlar. Her an için sadece erkek sorumlu değildir, hayatın her anı kadın erkek birlikte paylaşırlar. Yaşantında tatillerin olacak. Çok sevdiğin, koşulsuz her başı sıkıştığında yanında olacak dostların olacak. Yüreğinde iz bıraktığın bir sevgilin olacak. Hepsinden önemlisi, başını yastığa koyduğunda uyumanı engellemeyecek tertemiz bir vicdanın olacak.

Ne yazık ki toplumumuz da ekmeğini taştan çıkaramayan, kendi kendisini idare etmekten aciz, bahanelere sığınan, çocuk gibi mızmızlanıp duran garip bir cins türedi. Dışından bakımlı, kibar ve ince görünen bu cins “güvenilirlik” açısından maalesef sınıfta kalıyor. Erkek mesuliyetten uzaklaştıkça oradan alınıp oraya koyulan bir meta haline geliyor. Tuzluk gibi.

Birde ton ton erkek milleti türedi. Yağ bağlamış göbek salmış, alışveriş tutkunu olmuş, iki adım atsa nefes nefese kalan, tavuktan korkan, savaştan tırsan, ottan kaçan bu yeni cins daha ortaya çıkarken sizce de güvensizliği beraberinde getirmiyor mu?

Öbür taraftan erkek olmak kıllı saçlı sakallı olmak değil elbette, önemli olan o vücutta nasıl bir kalp taşıdığıdır. Masaya koyduğun araba anahtarıyla, ikamet adresinle, gösterişli akıllı telefonunla,  makamınla değil, üslubunla, nezaketinle, saygınlığınla, özünle, sözünle, duruşunla masada yerin olacak.

Şunu bilelim ki, dünya sevgi üzerine inşa edildiğinde yaşanabilir oluyor. İster erkek olun, ister kadın, şayet içinizde “sevgi” yoksa “saygı” yoksa” merhamet” yoksa inşaatlarınız yıkılmaya mahkumdur…

Yürek dolusu sevgilerimle…

Recep ASLAN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 151
Kayıt tarihi
: 18.01.18
 
 

Denizli Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden emekli. Denizli'de Merkezde Yaşıyor. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster