Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
5183
 

Köy Kahvesindeki Yabancı

Köy Kahvesindeki Yabancı
 

bir daha O'nun gibisi gelir mi idareye bilmiyorum?


Kadim Anadolu'nun bağrından beslenen topraklarda, bir kentin ücra bir dağ köyündeyiz!.. 80'li yılların ortalarında; memleket askeri idareden yeni çıkmış, -kör topal da olsa-  demokrasiye geçilmiş, sağ-sol olayları etkisini yitirmiş ama yine de kırsal da hala anarşi korkusunun hakim olduğu zamanlardayız...

******

Yama bir tepenin dibinde; unutulmuş, izbe ve buraları besleyen Yeşilırmak suyundan uzakta kurulu köyün dar ve çamurlu, hayvan gübresi içindeki yollarında ilerleyen jipin arka koltuğunda oturan takım elbiseli, kıravatlı, gözlüklü adam uzaktan köyü görünce şoförün omzuna dokundu;

- Dur burada! Aracı da şöyle gözden ırak bir yere park et. Beni burada beklersiniz! Dikkatli olun! Eğer aksi birşey olursa köye gelin, ben kahvede olacağım.

- Tamam Efendim.

Adam, üzerindeki kumaş cekedi ve kıravatı çıkarıp, gömleğinin yaka düğmesini çözdü. Deri ceketini giydi ve son kontrollerini yaparak jipten indi. Jipi yolboyunca arkadan takip eden Reno'dan iki adam daha indi. Onlara da jipin şoförüne söylediklerini tekrarladı ve köye doğru tek başına yürümeye başladı...

38 yaşında, zayıf, orta boylu, bıyıklı, yakışıklı bir adamdı. Söke'de büyümüştü ama aslen Karadenizli'ydi. Yani bu toprakların, Anadolu'nun insanıydı! Biraz fevri, biraz hırçın ama idealist, kararlı, dürüst ve tabi biraz da deli demeyelim ama çılgın biriydi! İki yıldır da bu kentteydi.

10 dakikalık bir yürüyüşten sonra, kerpiçten, badanalı köy kahvesine ulaştı. Camdan içeri bir bakıp, kolaçan etti ortalığı. Herşey tahmin ettiği gibiydi; sigara dumanına boğulmuş mekanda, iskambil, tavla ve okey oynayanlar, boş gözlerle etrafı seyredenler, odun sobasının etrafına dizilmiş ve radyodaki programı dinleyenler...Televizyon o zaman yaygınlaşmamış, elektrik bile 3-5 sene olmuş geleli. Kahvenin dış kapısını olanca yavaşlığıyla açıp, içeri girdi ve kahvedekilere seslendi;

- Selamünaleyküm ağalar!

Kahve ahalisinden belli belirsiz "aleykümselamlar" ve bazı başka sesler yükseldi. Birçoğu arkasını dönüp bakmadı bile. Ama O'nu görenler biraz şaşırmıştı. Kimdi bu herif böyle kış vakti, ikindiden sonra, yolu izi olmayan bu köye gelende? Köylülerin şaşkınlıklarını sezen adam boş bir sandalye bulup, yaşlı bir köylünün yanına oturdu. Yaşlı adama döndü;

- Nasılsın emmi?

- Sağol evladım! İyi diyelim... Hayırdır böyle nerden geliyon? Birini mi arıyon?

- Yok emmi Artova'ya iniyordum, yoruldum bir çay içeyim dedim!

- Artova mı? Oğlum Artova yolu burdan çok sapadır! Sen yolunu mu sapıttın yoğusa? Bu dağlarda böyle yek başına gezilmez. Anarşiler kol geziyollar, vururlar adamı...

- Yok emmi yok! Yolu da sapıtmadım, anarşiyi de görmedim. Hem anarşi varsa Allaha şükür devletimiz de var jandarmamız da...  Bir çay içip kalkacağım. Boşver beni, sen nasılsın, halin vaktin iyi inşallah!

- Yaşlılık işte! Nası olalım? Gün dolduruyoz. Elden ayaktan düşen zaman böyle işte...

- İyisin iyi maşallah! Yaş kaç? İsmin ne?

- Musdıva. Yaş 80'i doldurduk. 1321'liyim, hesabını biliyon mu?

- Bilirim. Mustafa Amca muhtar buralarda mı?

- Şimdi burdaydı ama çıktı deminen. Yanda mıhtarlık odası var oradadır zannımca...

- Muhtardan memnun musunuz peki?

- Olsak n'olur, olmasak n'olur? Köy yeri, pek işimiz düşmez ne mıhtarla ne hökümatla! Benim oğlan da mıhtarın baş azası ya...

- Öyle deme Mustafa Amca, muhtar demek köylünün mühürdarı demektir. İş onda biter. Hükümet ise herşeyimizin emanetçisidir. Canın, malın, hayvanın, toprağın, herşeyimizin...

- Hele beri bak Oğlum, sen necisin, in misin cin misin, ne işin var mıhtarınan, bilmem kiminen? Ne arıyon burda bilmem ki?

- Kızma Mustafa Amca. Kötü bir niyetim yok.

O sırada kapı açıldı ve içeri iki kişi girdi.

- Aha mıhtar bu, öndeki, dedi Mustafa Amca. Yabancı hemen muhtarın kolundan kavradı;

- Muhtar!

- Buyur!

- Hele bi otur, buyur masamıza!

Muhtar, 60 yaşlarında, kısa boylu, kasketli, efendiden bir adamdı. İlk defa gördüğü bu yabancının böyle konuşmasını ve kolundan çekmesini yadırgadı. Evet, ilk defa görmüştü ama sanki bir yerlerden gözü ısırıyordu bu yabancıyı.   Anarşist mi, terörist mi acaba nedir, necidir diye düşünürken, biraz da ürkerek oturdu boş sandalyeye. Kahveciye üç tane çay getirmesini söyledi.

- Buyur Efendi! Hayırdır böyle, derdin nedir?

- Yok bir derdim Muhtar. İsmini bir bağışla bakalım hele!

Muhtar, yabancının böyle emrivaki konuşmasından hem rahatsız olmuş hem de ürkmüştü!

- Nabıcan ismimi Efendi? Ben sana soruyom mu ismini?

- Söyle yahu ne var bunda? Benim ki Recep!

- Ahmet.

- Ahmet Efendi kaç yıldır muhtarsın köyde?

- Allah allah! Yav ne edecen Recep Efendi Kardeşim? Neye soruyon tüm bunnarı?

- Sen hükümet adamı değil misin Muhtar? Vatandaş sana soracak sende cevaplayacaksın! Sen bu köyde devleti temsil etmiyor musun? Söyle bi...

Muhtar Ahmet Efendi iyice şüphelenmişti ama karşısındaki eli ayağı düzgün, saçı sakalı traşlı adamın kararlılığı karşısında hem çekinmiş hem de pes etmişti;

- 20 seneyi geçkin.

- Oh oh maşallah! Sende bizi idare edenler gibi koltuk sevdalısı çıktın, bırakmayacaksın galiba ölene kadar. Allah ömür versin de biraz da genç adamlara yol açsan...

- Üstüme yapıştı kaldı a Efendi! Kimse uğraşmak istemiyor devlet işiyle. Sonra bunun anarşisi var, jandarması var, muhakimesi var, kaymukamı var...Var oğlu var! Na şorda oturanlara bi bak hele! Devlet adamı gördü müydü bunnar dut yemiş bülbüle dönerler. Kaçacak yer ararlar yeminen! Çekilecek dert değil bu amma ne yapalım işte!..

- Devletten korkulur mu yav? Şimdi ben, misal, devlet adamı olsam, bu kahvedekiler kaçar mı benden?

- Valla orasını bilmem ama bu köydeki herkesin bütün devlet işlerini ben görürüm. Bi tanesi de çıkıp kazaya inip meramını anlatamaz bunnarın. Muhakimesi, belediyesi, gadasturosu hep bende...

- Olmaz öyle şey! Vatandaş, bu ülkenin vatandaşı! Derdini kaymakama da, hakime de, jandarmaya da anlatacak ki derman bulsun. O adamlar o koltuklarda niye oturuyorlar, neden maaş alıyorlar sanıyorsun? Halka hizmet etmek için! O zaman vatandaş da gidecek hizmetini görecek. Hem sen söyle bir bakalım sizin ilçenin kaymakamı ziyaret etti mi bu köyü hiç?

Muhtar Ahmet, bu konuşmaların altından birşeyler çıkacağını sezmişti. Ne de olsa yıllardır devlet işleriyle uğraşıyordu. İyi kötü gün görmüş biriydi;

- Valla 3-4 sene evvel gelmişti, yeni tayin olmuştu amma bi daha uğramadı.

- İsmini biliyor musun kaymakamın?

- Fuat idi herhal!

- Ohoo! O, gitti çoktan. Yerine yenisi atandı! O gelmedi mi hiç?

- Kaymukam değişti mi? Vallah haberim yok! Sen nerden bilin bunnarı Recep Efendi?

- Boşver! Okulun durumu ne peki?

- Okulda 30-35 tane talebe var. Bir tane de öğretmen. İyi kötü okuyorlar işte...

- Anladım. Buraya bir öğretmen daha lazım. Neyse, bak Muhtar! Şu kahvede oturan adamlar, gündüz vakti burada niye böyle vakit öldürürler? Neden işini gücünü takip etmezler? Sen neden vazife başında değilsin?

Muhtar Ahmet, iyice işkillenmişti ve kendini sorguya çekilmiş hissediyordu. Sorulara esaslı yanıt vermeyi düşündü;

- Neden olsun? Araziler verimsiz; kurak, su yok, yol yok, motur yok. Anca kendileri için kışlık yapabilirseler ne mutlu!

- Su yok he? Peki sen 20 yıldır muhtarsın, hiç kazaya inip kaymakama söyledin mi bunu?

- Kaymukamı kim kaybetmiş ki ben bulayım a Efendi! Ne zaman gitsek, ya vilayette ya Angara'da ya izinde...

- E, kaymakam yoksa vali var! Valiye gidip anlataydın derdini.

- Aman Efendi, kaymukamı bulumayan koskoca valiyi nasıl bulsun?

- Bulursun bulursun! Eğer istersen, bulacam dersen bulursun.

- Vilayete gidene kadar...Ohooo!..

Yabancı, bu cevaba sinirlenip ayağa kalktı, elini masaya vurarak ve bağırarak konuşmaya başladı;

- Olmaz Muhtar! Yanlış konuşuyorsun! Sen devlet adamısın, bak şu kahvedekilere, bunlar mührü sana teslim etmişler, sen onlara hizmet edeceğine boş boş konuşuyorsun! Köyünün sorunlarını biliyorsun ama hiçbirşey yapmıyorsun! Bu devlet adamlığına yakışmaz. Madem ki yapamayacaksın, bırak başkası yapsın bu işi! Kolay iş mi bu? Bir daha geldiğimde, bu köyün suyu da yolu da öğretmeni de benden önce gelmiş olsun yoksa seninle işimiz var Ahmet Efendi! Ne yap, ne et, git o bulamadığın kaymakamı bul, köy hizmetlerini bul, bu işleri hallet! Sen önce isteyeceksin devletten ki o makamları işgal edenler harekete geçsin, hizmeti sana getirsin. Muhtarlık yan gelip yatma makamı değildir. Vazifene azami ehemmiyet göster ki devlet de seni takdir etsin!

 , Oyunlar durmuş tutu, kahvedeki herkes, bağıran yabancı adama bakıyordu artık. Muhtar iyice kızarıp bozarmıştı. Mustafa Amca da iyice şaşırmıştı bu yabancıya. Kim ola ki bu herif? Sonra bu yabancı bütün kahveye dönerek;

- Ey ağalar! Bu ne sünepelik böyle? İşiniz gücünüz, bağınız bahçeniz yok mu sizin? İki çift sığırınız da mı yok burada sigara içip, vakit öldürüyorsunuz?

Kahvedekiler de Muhtar gibi bu yabancı heriften çekinmişlerdi. Hiçbiri bişey diyemediler. Yabancı devam etti;

- Bundan sonra kahvede sigara içmek, içki içmek yasak! Jandarma sizi böyle görürse cezası olacak! Bundan sonra kahvede kitap olacak ve hepiniz kitap okuyacaksınız. Burası kıraathane! Yani okuma evi! Okuyacaksınız, öğreneceksiniz! Anlaşıldı mı? Kulağınıza küpe edinin bu söylediklerimi.

Sonra Muhtar'a döndü;

- Duydun mu sende Muhtar!

- Duydum Beyim!

- İyi o zaman! Şimdi gel benimle!

Yabancı önde Muhtar arkada dışarı çıktılar. Kahvedekiler arkalarından bakıyorlar, şaşkınlıklarını gizleme ihtiyacı duymuyorlardı. Kahvede bir uğultudur gidiyordu... Mustafa Amca, başını sağa sola sallayıp, bastonunu kapıya doğrultarak içeridekilere konuştu;

- Bu işte bi iş var emme nedir bilmem gayri?..

Az sonra Muhtar kapıdan içeri girdi. Demin kızarıp bozarmış olan Muhtar şimdi beti benzi atmış bembeyaz kesilmişti. Elinde küçük bir kağıt tutuyordu. Boş bir sandalyeye oturdu. Herkes O'na bakıyordu. Mustafa Amca, Muhtarın bu halini görünce;

- De hele Ahmet, kimiydi bu herifçioğlu?

Muhtar şoktaydı! Elindeki kağıda bir daha bakıp, otalığa ürkek bir sesle şöyle dedi; 

   E    - Valiymiş...

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Rıfat Bey, birkaç yerde okuduklarımla ve azçok olan bilgimle bende çok etkilenmiştim merhumun hayatından. Allah rahmet eylesin. Saygılar..

Papatya Tarlası 
 17.09.2014 11:35
Cevap :
Sayın Hocam, keşke her kamu çalışanı, -idareci olsun olmasın- işgal ettiği mamakın hakkını böyle verebilseydi. Öyküde geçen diyaloglar abartılı gelmiş olabilir ama doğrudur esasında. Kendisi tedbili kıyafet denetimlerde bulunur ve sigara, alkol ve kola gibi toplum sağlığını bozan şeyleri elinden geldiğince yasaklamaya çalışırdı. Bu nedenle 36 yaşında Türkiyenin en genç valisi olduğu Tokat'ta 4. Murat diye anılırdı...Yazacak çok şey var ama bu kadarı yeterli sanırım. Teşekkür ve saygıyla Hocam, afiyetler dilerim.  17.09.2014 12:02
 

Bu öyküyü bir daha okuyacağım. dilinize sağlık olsun...Aslında onun romanı yazılmalı...Ayşe Külin bir şeyler yazmıştı,lakin daha iyisi yazılmalıdır. Örnek bir Vali olan Recep Yazıçıoğlu'nun anıları yaşatılmalıdır...Mekanı cennet olsun....

Abdülkadir Güler 
 15.09.2014 20:08
Cevap :
Bu O'na bir borcumdu Sayın Hocam. Böyle bir idarecinin Cumhuriyet tarihinde bizim dönemimizde görev yapmış olması şansımızdır. Kendisinin iki konferansını dinlemiştim ve idareciliği bizim derslerde hep ders konusu olmuştur. Dilimizin döndüğü bu kadardı. Dediğiniz gib çok şeyler yazılmalı onun için. Saygı ve sevgilerimle Hocam.  15.09.2014 22:45
 

Merhaba Rifat Bey, işte o vali recep Yazıcıoğlu idi. Bir yerde Sökeli idi. cesaretli ve çalışkan bir vali idi. Ona sıradışı vali diyorlardı...Bir zamanlar Tokat'ta iken 4. Murat diye anıldı...Benim de çok sevdiğim bir dostum ve örnek bir vali idi...Kardeşi Mehmet Sait Yazıcıoğlu Ak. Part'ye girmeseydi kendisi parlamentoya girer ve İçişleri Bakanı olacaktı... Bir trafik kazasında vefat etti...Rahmetle ve saygıyla anıyorum...

Abdülkadir Güler 
 15.09.2014 20:03
Cevap :
Sayın Hocam öncelikle saygılarımı sunarım. Evet, öykümüz de Tokat'ın bir köyünde geçiyor zaten. Rahmetli tam bir batı Ege efesi ve Karadenizin çetin ceviziydi. Yani bu toprakların insanıydı, ama çalışkan, dürüst, idealist, reformcu biriydi. Şimdiki vali müsveddeleri gibi gösteriş meraklısı ve cumhuriyet düşmanı değildi! Bir daha O'nun gibi bir idareci gelir mi bu ülkeye bilemiyorum. Esen kalınız Hocam, saygı ve sevgilerimle.  16.09.2014 13:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 167
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 7762
Kayıt tarihi
: 14.05.14
 
 

Kamu yönetimi ve sosyoloji öğrenimi... Tarih bölümüyle devam eden öğrencilik... Siyasetbilim, top..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster