Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '11

 
Kategori
Kentleşme
Okunma Sayısı
282
 

Köylü köyünde köylü

Köylü köyünde köylü
 

Züğürt ağa kadar şanslı değilseniz külliyen yandınız...


Yaşam şartlarını iyileştirelim derken hata üstüne hata yapan siyasetçiler, akıllarının ermediği yerlere, –danışmanlarını da pas geçerek– fütursuzca el atıp seçim zamanlarında ŞİRİN GÖRÜNMEK için sosyal hayatın ve kurulu düzenin canına okumaya devam ettikçe; aslında ne desek boş!

Boş olduğunu bilebile, yine de –belki bir kum tanesinin yerini değiştirmeyi başarma gayreti ile– olanı eleştirmek, olmayanı yoluna sokmaya çalışmak herkesin görevi.

Evet, ‘çalışmak herkesin görevi’ ama, bir kesim var ki onların çalışması diğer tüm insanların çalışmasından daha önemli. Bu kesim, insan oğlunun hayatta kalması için gerekli temel gereklilik olan besinleri üretenler. Yok, yok! Hemen heveslenmeyin! Bu süreçte ‘en’ önemli kesim imalatçılar yada fabrikalarda üretime katılan işçiler değil. Besin üretimi sürecinin en başındakilerden bahsediyorum.

* * *

TEKNOLOJİ BESİN ÜRETEMEZ:

Besiciler, üreticiler, yetiştiricilerden, tarımsal üretimi elinde tutan köylülerden bahsediyorum. Sanayileşme ne kadar gelişirse gelişsin, organik olmayan hammaddelerden besin üretemez! “Bu çok zor bir iştir” Demek bile hatalı. Başka bir deyişle sentetik gıda yoktur. Olması da mümkün değildir. (Ama gıdaların harcına sentetik katkılar katan yada organik olmayan katkılar katan hainleri de unutmamak gerekir.)

Sentetiği yapılamadığına göre gıda maddesini illa bir besici, bir üretici, bir yetiştirici yada –doğadan elde eden avcı gibi– bir toplayıcı temin edecek! İşte, köy ve köylü kavramının temel anlamı bu kişileri ve yaşam alanlarını kapsar.

Mustafa Kemal ATATÜRK, ‘Köylü, Milletin efendisidir.’ Derken, insanın varlık sebebi olan beslenme sürecini sağlayan, varlığımızı borçlu olduğumuz, yediklerimizi temin ettiğimiz insanlardan söz etmektedir.

Yoksa, köyünü bırakıp, bir tanıdığının yada ağasının zoru ile büyük şehirlere gelip, derme çatma evlerde, ağıla kapatılmış koyunlar gibi bir odada 7-8 tanesi üst üste tıkışıp, gündüz fabrikada koşturup, gece kahvede oturanlara köylü denmez.

Yoksa, göçtüğü şehrin en batak mahallesine yerleşip, eşini, çocuklarını sefil bir halde eve, kapatanlara… (O eve de ‘ev’ denirse!)

Yoksa, şehrin, kalabalık caddelere sahip olması gibi bir ‘hayır işinde’ beleşe çalışanlara…

Yoksa, parklarda bahçelerde boş bank bırakmamak için yarışanlara…

Yoksa, cami bahçelerinde, ağaç gölgelerine yayılıp, göbek üstü şekerleme yaparak, görenlere; meraya yayılmış buzağıların halini hatırlatan görüntüler oluşturanlara…

Yoksa, şehrin varoşlarında, boş bulduğu bir arsayı çevirip, köy özlemi tarıma yeltenenlere… Dahası, bu bahçede için, yol kenarından açıkta geçen lağıma pompa bağlayanlara… Bitmedi! O o lağımdan çektiği suyla; hıyar, kabak, domates yetiştirenlere…

* * *

Milletin efendisi denmez!

O ‘köylünün(!)’, ne efendiliği kalır ne de başka bir şeyi.

Çünkü; köylü, köyünde köylü!

Hep sevgi ile kalın.

Murat SEVGİ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1063
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster