Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1808
 

Köyümüze geri dönelim mi(!)

Köyümüze geri dönelim mi(!)
 

Kırlarda otlayan temiz inekler(!)


Çoğu insan köyü şöyle hayal eder:

Yem yeşil çayırlar… Çayırlarda otlayan bembeyaz kuzular… Kuzuların az ötesinde zıp zıp zıplayan buzağılar, buzağıların huzurla otlayan anneleri; temiz, güzel inekler… Kümesinde gıdaklayan; “yumurtam sıcak, inanmazsan gel de bak” diye yumurtasını müjdeleyen tavuklar… Bir de Karabaş, hem sürüye hem de eve göz kulak olan. Tarlada çalışan mutlu köylüler… Ekin biçen kadınlar, bahçe çapalayan genç kızlar… Tarla sulayan adamlar… Çevrede sarı saman balyaları… Ne güzeldir köy yaşamı…

Mı?

Hayır!

Değil!

Öyle değil!

Hani o çayırda otlayan kuzular, inekler var ya, bir de onların yaşadıkları ağılları, ahırları vardır. Ağıllarda içinizi kaldıran bir koku… Dışkı kokusu... Yapağı kokusu… Kir kokusu…

Hele ahırlar! Sabah ahıra girer köylü. O güzel ineklerin hepiciği kendi b..kunun içine yatmış ıhışıyorlardır. Ayağa kalktıklarında, o mis gibi taze süt dediğiniz şeyin çıktığı memelerin hepsi b...ka batmıştır. Önce o dışkı sıyrılır memelerden sonra takılır süt sağma makinesinin uçları. Ayşe teyze yoktur ki; klorakla temizlesin memeleri(!) Zaten klorakla da temizlenmez, zarar verir hayvanın bedenine.

Sağma işi bitince altlarının temizlenmesi gerekir. Zemin olduğu gibi cıvık, sıvanmış, ot tohumları, sapla samanın karıştığı dışkılarla yığılıdır. Kimi taze, buğusu üstünde, kimi ezilmiş ineğin memesi altında, yapışık ve sıvaşık…

Önce onlar ortaya toplanıp sonra el arabasıyla dışarıya taşınmalıdır. Küreği daldırdıkça henüz sıcağı üstünde olan dışkıdan kesif bir koku yayılır, idrarla karışık. Burnunu tıkasan işe yaramaz, gözlerine kaçar idrardan buğulanan asit molekülleri. Gözlerine kaçar, üstüne siner, ahır gibi kokarsın. Sanki senin koynunda gecelemiştir inekler.

Sen kürekle dışkı kürürken; yüzüne şap diye bir şey çarpar. Yanı başındaki ineğin sulu dışkılı kuyruğu! Nereye, neyle sileceğine şaşırırsın! Oralarda vardır elbet pis bir bez, onu bile bulduğuna şükreder silersin yüzündeki dışkı artığını. Ağzının kenarlarına filan gelmişse, tükürürsün yere. Tükürüğün dışkı ve idrarın arasında patlak gözlerle bakar sana. Yerden buğu yükselmektedir, kokuyla birlikte…

Sonra o tavuklar var ya; yumurtam sıcak diyen, hele bir yumurtlamaya görsün! Sanki dünyanın en aziz işini yapmış gibi saatlerce gıdaklar. Birinin gıdaklaması bitmeden öbürü başlar. Fol ararken gıdaklar… Doğurduktan sonra gıdaklar… Hem öyle sakin filan değil! Horozun ötüşüyle yarışırcasına gıdaklama!

Geçtim gıdaklamasından, ektiğin ne kadar fide, tohum, bitki, yeşillik, çiçek ne varsa hepsini eşeleyerek mahveder bu tavuk dediğiniz gıdakçılar.

Ya Karabaş! Gece oldu mu bir uluma seansı başlatırlar başka komşuların başka karabaşlarıyla. Uykuyu kaçıranlardansan yandın! Dua et ki; karabaş sussun! Ama susmaz, gün boyunca gördüğü her şeyi, çenebaz karılar gibi sayar döker sabaha kadar.

Bir de kara sinekler… Gündüzleri kara sinekler, geceleri sivriler…

Uğuldayarak ve koloni halinde dolaşır kara sinekler. Önce ahırın önündeki taze dışkılardan faydalanırlar, sonra evin içindeki mutfağa doluşurlar. Ne varsa ortalıkta, oradan oraya. Genellikle süt kovalarına kaçıp orada ölürler. Koca kova dolusu sütü dökecek değil ya Fatma teyzem(!) Alıverir üstündeki sinekleri, verir mandıradan gelen süt toplayıcılarına. Sen de içersin mis gibi… Göz görmeyince, gönül ne bilsin sineği(!)

Tarlada ekin biçenler… Ne çok resimlere konu olmuşlardır ve ne çok romanlarda şiirlerde boy göstermişlerdir, kendilerinden habersiz. Habersizdirler çünkü onların tek derdi o gün o ekin tarlasını bitirmektir. Canhıraş çalışırlar, ter akar her yerlerinden. Özellikle kadınların meme çatallarının arasından akan tere, yerden kalkan toz toprak ne varsa bulaşır. Öyle gül kokmaz ekin biçenin memesi. Ayva filan değildir dişlediğin, ter kokusu ter!

Tarlada ekin biçenlerin, tarlayı sulayanların yanlarında taşıdıkları bir klozetleri filan mı var sanıyorsun? Yok canım(!) En yakın çalı dibi, o da yoksa ağaç altı. Şöyle etrafına bakınıp çömeliverdiğini görürsün. Ya tuvalet kağıdı? Hadi canım oradan, neyine yetmiyor bir çakıl taşı.

Öyle bildiğiniz gibi değil köy hayatı. Dışkısıyla, gürültüsüyle, pisi, pası, osuruğu, kokusuyla hiç de özenilecek bir yaşam değil!

Fakat…

Hiçbir ağıl riya kadar çetrefilli olamaz!

Hiçbir ahır yalan kadar kötü kokamaz!

Hiçbir tavuk bir insan kadar dedikoducu olamaz!

Hiçbir karasinek sürüsü insan kadar doğayı mahvedemez!

Hiçbir tarla işçisi sanayi patronları kadar üçkâğıtçı olamaz! (Varsa iyilerini tenzih ederek)

Hiçbir dışkı insanoğlunun ağzıyla yaptığından daha kötü kokamaz!

Ve hiçbir çirkinlik, “çirkin insan” kadar iğrenç duramaz!

İşte bu yüzden, sırf bu yüzden, köy hayatı, şehir hayatından daha temizdir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hemen anımsadım. Bir kez daha zevkle okudum.... Böyle bir yaşam tercihimdir. Fazlaca nostaljik olabilir belki, ama böyle. Asla rücu gibi bir düşünce bu. Sıfırdan ve insanca yeniden. Sevgilerimle.

pirmete 
 09.02.2010 23:57
Cevap :
Özlendiniz... Bilesiniz...  10.02.2010 0:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 3783
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2981
Kayıt tarihi
: 23.07.08
 
 

Eğitim sürecinin bazı bölümleri Almanya ve İngiltere'de olmak üzere en son PAÜ'den eğitim uzmanlı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster