Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Temmuz '08

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
5216
 

Koyun gibisin kardeşim

Koyun gibisin kardeşim
 

Yüzlercesi de bekliyor


Umut…

Duyulduğu ilk anda, kulağa ne kadar sıcak, ne kadar cıvıltılı, ne kadar renkli gelen bir sözcük…

Oysa dünyanın en karamsar duygusudur umut. Çaresizliğin, inançsızlığın doruk noktaya ulaştığı anda, vazgeçişin bir önceki aşamasıdır.

Yokluğun olduğu yerde beliren afyonlu ruh halinin adıdır umut.

Gerçekleşmesini beklediğiniz bir şeyin olmayacağına kanaat getirdiğiniz anda, birden bire ortaya çıkarak sizi depresif ruh halinden kurtarmaya yarayan yanılsama duygusudur.

Aradığınız şeyi bulamayacağınızı anladığınız anda, hayatla olan bağlarınızı koparmamak için sizi sanrılara yönlendirip salak bir mutluluk şırınga eden duygunun tam adıdır.

Umut, aslında umutsuzluğun ta kendisidir…

* * * * * * * * * *

Boynunuza bir fotoğraf makinesi asıp dolaşmaya başladığınızda şehri, konuştuğunuzda insanlarla tek tek; duyduklarınız, gördükleriniz, tanık olduklarınız sonrasında, umut denen kavramın nasıl bir kof ve aldatıcı duygu olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Mesela esnafla konuştuğunuzda… Bürokrasinin artık tam bir kara mizah noktasına geldiğini duyuyorsunuz. Devlet, kendi koyduğu kurallar yüzünden veremediği belgesi eksik olduğu için ceza kesiyor esnafa. Borç gırtlağa dayanmış, kepenk kapatmak üzere. Hırsından ağzına geleni söylüyor iktidara. Anlatsın istiyorsunuz; o anlatsın her şeyi, siz kâğıda dökün… Birden bire yan çiziyor esnaf; gazetede fotoğrafı basılmasın, başı derde girmesin istiyor. Soruyorsunuz ister istemez: “Bu anlattıklarından sonra, korkacak daha neyin kaldı?”… Susuyor, sadece susuyor yüzünüze bakarak…

Çiftçiyle konuştuğunuzda mesela… Veryansın ediyor iktidara. Beş yılda mazotun, gübrenin, ilacın ne kadar zamlandığını, buna rağmen ürününü yine aynı paraya sattığını, büyük zarar ettiğini söylüyor. Devlet eliyle desteklenen IMF politikaları sonucunda, toprağını kaybetme noktasına geldiğini kendisi de biliyor; avaz avaz isyan ediyor bu duruma. Kimsenin kendisine yardım etmemesine celalleniyor, “Yazın işte bunları, yazın da okusunlar” diye feveran ediyor. Sabırla dinleyip not alıyorsunuz; siz yazdıkça o daha da hırslanıyor… Ve sonra makinenizi çıkarıp da fotoğrafını çekmek istediğinizde, az önceki aslan yürekliden eser kalmıyor. Ürkek bir serçe gibi geri geri gidiyor adımları. İstemiyor fotoğrafı çekilsin. O istiyor ki; birileri onun yerine bağırıp çağırsın, kavga etsin, o kahvede pişpirik oynarken… “İyi de be adam; toprağını kaybediyorsun. Kaybedecek başka neyin var?”… Kavgasına sahip çıkamayan bir korkağın utancıyla sırıtıyor; yüzündeki korku ifadesini gizlemek için. “Olsun” diyor; “Sen yaz ama benden bahsetme”…

Sonra bir kahvenin önünden geçerken, şoförlerin konuşmasına takılıyor kulağınız. İki aydır trafiğe çıkmayan otobüse on beş (15) gün önce ‘durakta fazla bekleme’ cezası kesildiğini duyuyorsunuz. İlginizi çekiyor konu ve kimseye belli etmeden bir sandalyeye oturup kulak kabartıyorsunuz. Üç sene önce büyükşehir belediyesinin, birilerini zengin etmek için adamlara borç harç ufacık bir otobüs aldırdığını, onların borcu yeni yeni bitiyorken yeniden otobüs değiştirildiğini, yukarıda dönen yolsuzlukları, talanı, vurgunu, soygunu dinliyorsunuz. Sonra kalkıp yanlarına gidiyorsunuz, anlatsınlar istiyorsunuz. Anlatılanlar, saç baş yolduracak cinsten. Kavgalarına sahip çıkacak birini bulmuş olmanın verdiği mutlulukla anlatıyorlar size. Ne zaman ki fotoğraf makinesinin çıktığını görüyorlar, bir bir geri çekiliyor sandalyeler. İşaret parmaklarıyla birbirlerini gösteriyorlar: “Yok yok, O’nu çek sen.” Gülüyorsunuz: “İyi de, siz bunları anlatıp kendi davanıza sahip çıkamazsanız, ben yazamam ki…” Artık otobüsünü satıp her şeyi bırakacak raddeye geldiğini düşündüğünüz adam, “Yok” diyor; “Başımıza bela almayalım”… Artık söylemiyorsunuz tabi: “İyi de, ekmek teknen gidiyor elinden; daha ne kadar bela alacaksın?”

* * * * * * * * * *

Yaz sıcağının kavuruculuğunda bir sigara yakıyorsunuz sonra. İçinizde boş bir çuval gibi yıllardır gezdirdiğiniz o afyonu anımsıyorsunuz. Anlıyorsunuz ki; artık tükenmekte olan inancın, içinizdeki ayak direyişine verdiğiniz admış umut. Tam da orada, oracıkta yani, o yaz güneşinin altında, çıkarıp içinizden bir kenara bırakıyorsunuz; gereksiz bir yükü daha fazla taşımamak için… Eksilmesine rağmen sizi ağırlaştıran tek yükmüş umut; bunu ilk kez orada anlıyorsunuz.

Ve sigaranın ikinci nefesinde dudaklarınızdan dökülüyor “ustanın” şiiri:

<ı>Akrep gibisin kardeşim,

<ı>korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

<ı>Serçe gibisin kardeşim,

<ı>serçenin telaşı içindesin.

<ı>Midye gibisin kardeşim,

<ı>midye gibi kapalı, rahat.

<ı>Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.

<ı>bir değil,

<ı> beş değil,

<ı> yüz milyonlarlasın maalesef.

<ı>Koyun gibisin kardeşim,

<ı>gocuklu celep kaldırınca sopasını

<ı>sürüye katılıverirsin hemen

<ı>ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.

<ı>Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,

<ı>hani şu derya içre olup

<ı> deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.

<ı>Ve bu dünyada, bu zulüm

<ı> senin sayende.

<ı>Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

<ı>ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

<ı> kabahat senin,

<ı> — demeğe de dilim varmıyor ama —

<ı> kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!

(Şiir: Nazım Hikmet Ran -1947)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ürkek, korkak, sindirilmiş bir toplum modeli var karşımızda, istedikleri de buydu zaten... Sevgilerimle...

Sema Sener 
 15.07.2008 12:35
Cevap :
Bunun bir yerden kırılması gerek Sevgili Sema.  15.07.2008 20:15
 

Bir kamu kurumuna gidiyorsun, başbaşa konuşunca hepsi açlıkdan, yoksulluktan dem vuruyor. İktidarıa verip veriştiriyor. Kredi kartı borçlarının boyutunu anlatınca içinizden kredi kartı borçlarını ödemek geliyor. En az 5 kredi kartı var. Bunlar yetmemiş tüketici kredesi çekmiş, Ammaaaaaaa Gelin kardeşim Grevli toplu bözleşmeli sendikal mücadeleye deyince ortalıkta kimsecikleri bulamıyorsunuz. Çok güzel tahlil etmişsiniz toplumun ruh halini. Saygılarımla.

Yapukay 
 11.07.2008 9:28
Cevap :
Örnekler arttırılabilir tabi. Ama sektörü ve konumu ne olursa olsun, topluun genel ortalamasında var bu refleks. Katkınız için teşekkür ederim.  11.07.2008 14:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 91
Toplam yorum
: 411
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1485
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

Milliyet Blog'un ilk yazarlarındanım. Uzun yıllar gazetecilik yaptım, sonra bir sabah uyandım ki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster