Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '09

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
776
 

Kozalak dökümü

Kozalak dökümü
 

Ali Rıza Bey, çayın son yudumunu da içerken Hayriye Hanım’a baktı. Yine kendinden geçmiş, gözleri halıda her zaman baktığı bir noktaya takılmıştı. Şimdi çay istesem, yine başlar konuşmaya hiç susmaz dedi içinden. O yüzden sessizce bardağı tabağına koydu. Ama aklından geçirdikleri konusunda yanılıyordu. Hayriye hanım halının o noktasına bakarken, enerji topluyordu sadece. Ve gereken enerjiyi topladığında söze girdi Hayriye Hanım

-Ali Rıza Bey, nasıl desem bilmiyorum ama, bilmen gereken bir şeyler var.

Ali Rıza bey, eşinin tekrar konuşmaya başlamasından hoşnut olmayan bir ses tonuyla.

-Ne oldu yine, daha ne kadar kötü haber vereceksin ki?

-Yok bildiğin şeylerden daha kötüsü olamaz diye düşünüyorsun ama var. Daha kötüleri var.

Ali Rıza yaklaşmakta olan diyaloglara hiç yabancı değildi. En son eşi böyle dedikten sonra, konuştuğunda kızı Leyla’nın kafayı yemiş ve bir sürü insanla yatmış olduğunu öğrenmişti.

-Ne oldu yine diyerek ayağa kalkmıştı Ali Rıza bey

Hayriye Hanım bu konuşmalarda bir psikolog kadar ustalaşmıştı. Sağ olsun çocukları bin bir türlü fanteziyi hayata geçirmişler, her türlü pis işlere bulaşmışlardı. O yüzden daha rahattı. Tecrübelerine güveniyordu. Ali Rıza bey yine duydukların karşısında ah edecek, vah edecek, pencerenin önünde yarım saat sessizce dışarıyı izleyecek sonra tekrar alışacaktı olup bitene.

-Fikret işte. Kayınvalidesinin intihar etmesini sağlamış. Biliyorsun rahmetli, cazgır bir kadındı.

-Nasıl nasıl olmuş? Sesinde yine bilindik titremeler vardı Ali Rıza Beyin

-Ya Fikret kadının çirkefine daha fazla dayanamamış işte. İntihar süsü vermiş.

-İyi süsleyebilmiş mi bari, Of ne diyorum ben. Fikret senden bunu beklemezdim. Diğerleri bir nebze ama sen bunu yapmış olamazsın. Hayır. Diyerek koltuğa oturdu Ali Rıza bey. Bir anda ayaklarında derman kalmadığını hissetmişti.

-Canını sıkma boşver. Bu iyi haber. Birkaç havadis daha var. Hayriye Hanımın sesinde olağan dışı hiçbir şey yoktu. Olanlar onu hiç etkilememiş gibiydi.

Ali Rıza bey ise tam ayağa kalkıp pencerenin önüne geçecekti o an. En iyisi bütün haberleri dinleyip bir seferde pencere önüne geçerim diye düşündü.

-Evet Seni dinliyorum

-Necla, Nasıl desem. Cem’in babasıyla kırıştırıyormuş.

-Neyi kırıştırıyormuş. Çamaşırları mı?

-Ha evet sonra da ütülüyorlarmış. Bu kadar saf olma Ali Rıza Bey.

-Neyse bunu kimsenin haberi olmadan hallettim. Necla ile konuştum.

-Ne dedin peki.

-Cemin daha uzak akrabaları ile kırıştır dedim. Ayıp oluyor dedim.

Ali Rıza bey bu kırıştırma muhabbetini tam olarak anlayamamıştı ama iyi bir şey olmadığını hissediyordu. O tam bir beyefendiydi. Böyle argo, sokak ağızlarını pek bilmezdi. Hayriye Hanım hallettim dediğine göre de artık üzülecek bir şey yoktu.

-Neyse bir de Şevket var. Şevket geçenlerde bana geldi. Ferhunde ile olanlardan sonra, artık hiçbir kadına ilgi duymadığını söyledi.

-Tabi haklı çocuk. Böylesine terbiyesiz, görgüsüz bir kadından sonra çok normal değil mi? Dedi Ali Rıza bey, Şevket’e hak vererek.

-Tabi ama Oğuzla onu dün aynı yatakta yakaladım. İkisi de şeydi. Anla işte.

Ali Rıza bey, ayağa kalktı. Cevap veremedi. Oğlu şey olmuştu. Hemen pencerenin önüne geçmek istedi.

-Daha var dedi Hayriye Hanım. Ali Rıza bey durdu. Döndü. Hayriye Hanım sözlerine devam etti.

- Ferhunde mahallede dedikodu çıkarmış. Bilmiyorum ama senin bir zamanlar Yalova’da kaymakamlık yaptığını öğrenmiş. Kim takar Yalova Kaymakamını diye, orda burada dedikodular yapıyor, laf sokuyormuş.

-Vay vay dedi Ali Rıza Bey. Kimlerle uğraştığını düşündü. Bu ne seviyesizlikti. Bu ne basitlikti.

-Bilmiyorlar mı, Yalova il oldu artık. Bu kadar cahil insanlarla beni muhatap ettirdiniz ya, dedi sinirle. Hayriye Hanım kafasıyla onu onayladı. Tekrar söze girdi.

-Bir de Leyla var. Bildiğin gibi, Avukat Bey’le yatıyordu. Ama adam evliydi. Kötü haber. Adam evli olmaya devam edecekmiş.

Ali Rıza bey, duyduklarına inanamadı. Artık yeter dedi, Hayriye Hanıma. Duydukları karşısında şok geçiriyordu. Nerede hata yaptım diye düşünüyordu. Pencereden bahçeyi izlerken, gözleri yaşla dolmuştu. Hanımelini budamak gerek diye düşündü. Sundurmayı tekrar boyasak iyi olacak dedi kendi kendine. Artık panzehirini bulmuştu bu olanlara karşı. Bahçeye bakıp, eksik gedik ne varsa onlarla kafasını meşgul ediyordu. Ama nerde hata yaptığını halen anlayamıyordu. Ferhunde ile Oğuza küfür etmek istedi içinden. Ama küfür bilmiyordu ki. Biri dedi, takmış bize. Orda burada, dedikodu çıkarıyor, telefonda pis şakalar yapıyor. Diğeri ise yakında bana da göz koyacak dedi içinden. Sapık herif dedi içinden. Sonra bir gürültü koptu, arkasından.Kulaklarını sağır edercesine. Arkasına döndü. Hayriye Hanım’ın başında bir avize, üzeri toz içindeydi. Ama yine de, bakışlarında bunu bekliyormuş gibi bir hava vardı.

-Şu avizeyi alır mısın Ali Rıza bey, kırmayalım şimdi onu da?

Ali Rıza Bey usulca avizeyi Hayriye Hanımın başından çıkardı. Birkaç taşı Hayriye Hanımın üzerindeydi onları da aldı yerine taktı.

-İyi de bu da neydi, Hayriye Hanım dedi.

-Bilmiyorum, meteor olabilir, baksana evin diğer yarısı yok olmuş.

Ali Rıza bey Hayriye Hanıma hak verdi. Evin diğer yarısı gözükmüyordu. Şansa bak dedi, içinden. Tekrar ön taraftaki pencereye doğru yöneldi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 505
Kayıt tarihi
: 05.02.09
 
 

"Yaşadığım kentleri sevmem. Daha doğrusu yaşamak zorunda olduğum kentleri. Onlar da beni sevmez. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster