Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '19

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
206
 

Kozalak Düşünceler

     Rabbin bal arısına vahyetti, peki ya sana? Sana vahyetmiyor mu sanıyorsun, düşünceler deryasında. Tamam boşver dini karıştırmayalım bu konuya, uymaz  ki şimdi  bunun adı minimal zorba.

     Zihnim nasılsın son günlerde? diye sordun mu hiç aklın kemalinle. Sormayı dene bırak minimalist modayıda, özgür iradeyi dinle. Şunu bil ki zihnini neyle kaplayacağın senin sorumluluğundur. Tabi defter kaplar gibi ordan burdan sıkıştırarak yaparsan bu işi, olur sana el işi. Ha birde etiket yapıştırdıysan üstüne, ölmeden helvanı yemişler de haberin yok kendinden. Bu helvada ayrı konu tabi de,  şimdi mevzu devrim, değişimde.

   Tüm insanlık olarak tabiri caizse s*çmış durumdayız elbette. Konu üzerine yazıp çizilecek pek çok madde var. Ben sadece çam ve kozalak kısmına değinmek istiyorum, müsadenizle.

    Halen soba kullanan biri olarak sonbaharın ve kışın lezzeti bir başkadır, evimde. Ama öyle hüzün, müzün bulaşmaz bünyeme. Üzülürüm kuru kozalağı toplamayıp, makta peşinde koşan köylüye. Soba tutuşturmak için on adet battal boy çöp torbası kozalağı toplarım, bu mevsimde. On bin nüfuslu köyde yaşıyorum desem yeri var, literatürde. Beş yüz nüfuslu yan köyde iki kişi bunun bilincinde. Ya da diğerleri kalpazan katagorisinde. Karar veremedim,  yoksa sistem mi  manipüle? Bu kadar mı hareketsiz toplum olduk? Al sana spor hem de ücretsiz hizmette. Tabi yapmak isteyene, fırsat varken değerlendirene. Sözüm yok şehrin göbeğinde yaşayan şahsiyetlere.

   Güz mevsiminde çocukluğumun geçtiği köye uğradım, hobbit evlerimin hayalleriyle. Terkedilmiş askeri barınaklar bizim için hobbit eviydi. Yeşilliklerle donanan üstlerinden kaymaya bayılırdım. İçine girmekse müthiş mutluluk verirdi. Ağaçların sıklığı ise gökyüzünü kapatan cinsindendi. Tabi hüsrana uğradım. Barınaklar talan edilmiş, toprak içinden çıkarılmış. Üstünde değil yanında dahi bir toprak parçası kalmamış. Ağaçlar desen o kadar seyrelmiş ki. O sıcakta bile buz gibi rüzgar esti, anılarımın  sıcacık ama içimin üşüdüğü yere. Saydırdım, aklını kullanmayıp maktayı icad eden kitlelere.

   Oysa biraz ilerde çam ormanları selam veriyor, düşünmek isteyene. Ne ormana zarar veriyorsun kozalak toplarken,  ne mantara. Kozalak ısınma lüksü sunarken sana, mantar midene ziyafet veriyor, lüks kokmayan tabağında. Kilosunu İstanbul' da 60 Türk lirasına satıyorlarmış. Yok artık ama.

   Çam balı desen ayrı konu. Hiç yedin mi çocukken, çamdan akan mis kokuluyu? Ben en çok vişne ağacından akan reçineye bayılırdım ama, konu karışmasın şimdi sıra çam ağacında. Çam fıstığı aman uğraşılır mı? Kurudukça ağzını açan kozalaktan fıstık tek, tek ayrılır mı? Kilosu 400 tl. Boşver çalışmak ne haddimize. Kozalak reçeli mi? Kansere deva niteliğinde ve bir çok hastalığa şifadır kozalak, anlamak isteyene. Çam iğneleriyle çay mı? içilir mi şimdi, salladık iki ipli. 

  Bilim adamlarına da bak sen. Kozalakların yapısını taklit edebilecek malzemeler geliştirmek için çeşitli araştırmalar yapıyorlarmış. Yağmur yağınca kapanan, sıcak olunca havalandıran ev duvarlarımız, giysilerimiz olsun diye. Vay be...

    Çam ağaçları aslında duruşlarıyla bile tüm vahyi sunar da, henüz okuyamadık ve bende henüz kuru kozalak formatında.

    Arı demiştim başta :) dimi..

    Kozalağada bahşetmiş akıl bana değil. Kozalak kadar hizmette değilim şu hayatta.  Ne rüzgara meydan okuyup yönünü değiştirebiliyorum onun gibi, nede bilinç kokuyorum onun yeşili gibi.

    Olsun be yine de şükürler olsun kuru kozalak verimine. Kozalak gibi karmaşık düşüncelerime. Bir kuruyup bir açan özverime. Şükür yerine koyduğum, gözlemlerime. Çam  ağaçlarının altında yağmura yakalanıp ıslanmanın güzelliğine. Yağmuru içlerine emişlerine. Şükür yaşama sevincime.

    Ve sonunda ne olacak biliyor musun? Atıyorum öylesine.

    Güneşe katılanların dansıyla gelgitler başlayacak çam ağaçlarının yapraklarında. Ardından büyük bir tsunami gerçekleşecek kozalakların kıvrımında. Hayata içtenlikli bir çoskuyla bakanlar uçuşacak havada. Ne oldu? İnanmıyormusun halen insanlığın kendi kutsallığına. O zaman uğrasın yüreklere çam ağacının yeşili. Sarsın tüm ebediyeti.

    Nefrete bulaşmayanlara.

    

https://www.youtube.com/watch?v=8kQZHYbZkLs    

   

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Berrakça çok teşekkür ederim..Cevapların yayınlanmadığı bir döneme girdik sanırım.Cevapladığım halde yansımıyor ekrana. Yorumunu cevapsız bırakmak istemedim.Yaşayarak ve hissederek yazılan her bir satır iz bırakır en başta kendimize. Ve sende değerli bir insansın gözümde..sevgiyle kal..

jale kasap 
 15.12.2019 10:53
 

Ne güzel bir yazı, düşünceleri kozalak gibi açıyor,yüreğinize sağlık.Sevgilerimle

Berrakça 
 13.12.2019 11:57
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum Berrakça,düşüncelerimiz yaşadıklarımız hep kozalak etkisi yaratsın beynimizde   13.12.2019 16:05
 

Bunlar güzel düşünceler, yüreğinize sağlık efendim.Selam ve sevgilerimle. Hoş ve esen kalınız efendim...

Abdülkadir Güler 
 02.11.2019 21:30
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum..kozalak kokuları sarsın tüm evreni   03.11.2019 5:11
 

Kozalak reçeli yaptım ilk defa,ilaç niyetine, budanan ağaçlardan akan çam balına bayılırım, tabi İstanbul'da bulabilirsem, çok güzel bir sağlık ve ruh doyumu önerisi arzu edene hem de bedava dediğin gibi emeğine sağlık sevgilerimle

Cemile Torun 
 31.10.2019 0:27
Cevap :
Aynen öyle..ne güzel ayni güzellikler de buluşmak   31.10.2019 13:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 87
Toplam yorum
: 362
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 217
Kayıt tarihi
: 28.04.17
 
 

Lise mezunu bir öğrenme aşığı, fotoğraf hastası , yazma sevdalısı, sevgi yanlısı, bir dünya insan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster