Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Kasım '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
122
 

Kozanlı Mehmet

Kozanlı Mehmet
 

Sıradan insanlar


Sağlık sorunlarımın el verdiği ölçüde her gün mutlaka dışarı çıkarım. Hele özürlü kartım da olduğu için belediye otobüslerine para vermediğimden şehrin hiç bilmediğim semtlerine giderim.

Oralarda insan kalabalıklarına karışır; izlerim onları.

Arada bir ilgimi çeken biri olursa onunla tanışıp, sohbet etmeye çalışırım.

Bazen zorluk çeksem de genelde bu güne kadar hemen hepsiyle sohbet olanağı yarattım.

Başlangıçta en ters davranan, sorduğum sorulara en olumsuz cevap verenlerle bile; biraz deşeleyince bir çok konuda aynı düşüncelerde birleşir, aynı kaygıları duyduğumuzu veya aynı beklentiler içinde olduğumuzu fark ederim.

Bir çoğunu öykülerde yazdım. Çünkü bana göre o insan öyküleri içinde yaşadığımız toplumun içinden çekilen resimler gibidir.

Ben bu öyküleri toplumsal yapımızın logoları gibi görürüm. Düzgün yerleştirince ortaya gayet anlamlı resimler veya görüntüler çıkan logolar gibi.

Bir süredir ‘Öykülerle Yolculuk’ adı altında farklı bir mekandan başlayarak yazmaya çalıştığım insan öyküleriyle kalabalıklar içinde görüp yakaladığım insan öykülerini ilerde birleştirmek istiyorum.

Sanırım o zaman ortaya gerçekten ülkenin panoraması özelliğinde bir tablo çıkacak.

Neyse uzatmayayım…             

Bugün de benzer amaçla ‘yavaş yavaş da olsa’ bir yürüyüşe çıktım.

Bu yürüyüşte olağan kalabalıkların olduğu yerlerde gezindim; hava da serindi; ‘gezeceğim derken yeninden yatağa düşmeyeyim diye’ yürüyüşü kısa kesip evin olduğu caddede eve doğru yürüdüm.

Yol biraz yokuş olduğu için biraz daha yavaşlamıştım ki; hemen ileride bir tekerlekli sandalye ve içinde oturan kişi gözüme ilişti.

Tanıdığım bir yüzdü. O da beni tanımış gülümseyerek bana doğru geliyordu.

Tanımıştım. Kozanlı Mehmet’ti bu.

Ama ona bu tekerlekli sandalyeyi yakıştıramadığım için önce şakadan ona bindiğini sandım. Bakındım; yanında yöresinde kimse yok. Şaşırdım tabi…

Yanıma gelince o şaşkınlıkla “Mehmet bu ne hal?” dedim.

O ‘yüzünden hiç eksilmeyen gülümsemesiyle’ “Halimiz bu abey. Gördüğün gibiyik. Bu nalete mahkum olduk” dedi.

Kozanlı Mehmet çok ilginç kişiliği olan biri. Onun adını başlık yaptığım; yani “Kozanlı” diye bir uzun öykü çalışmam var.

Arada bir karşılaşınca onunla konuşur; bu kısa konuşmalarımızı eve gelince not halinde yazarım.

Ortaya epey doküman çıkarmış, epey de yol almıştım.

Ancak ‘sorunlarım hep ağır bastığı için’ bir süredir ara vermiş, epeydir görüşmüyorduk.

Onunla böyle karşılaşınca önceki kısa sohbetlerimiz bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.

Kozanlı Mehmet aslen Malatyalıydı. Babası o daha çok küçükken Adana’ya Kozan’a göçmüş. Orada bağ bahçe alıp yerleşmiş.

Bu nedenle bizim Mehmet Adanalıların bütün özellikleri kapmış.

Yüzünün çopurluğu ve rengi zaten kendini ele veriyor. Bu konuşmasıyla bütünleşince karşınıza ‘sanki’ doğma büyüme bir Kozanlı çıkıyor.

Yukarıda bahsettim ya ‘çok ilginç kişiliği var’ diye.

Bu ilginçlik onu kısa kısa anlattığı hayat hikayesinin her satırında vardı.

Örneğin evliliği; dayısının kızıyla evlenmiş; ama kaçırmış da evlenmiş.

Çok şeker bir hanımı var. Beş çocuğu olmuş. Biri şimdi kendisinin durumunda; ama çok küçük yaştan beri özürlü.

Bugün karşılaşınca “garajda artık iki araba var abey” derken kastettiği de oydu; yani özürlü oğlunun durumuna düştüğü.

Çok değişik işlerde çalışmış; ama asıl işi dokuma ustalığı. Adana Paktaş’ta yedi sekiz yıl çalışmış.

Oradan Denizli’ye gelmiş. Denizli’de de beş altı yıl tekstil iş kolunda çalışmış.

Yani hepimizin olduğu gibi onun da ‘anlatsam roman olur’ dediği ilginç yaşam öyküsü var.

Böyle biri Kozanlı Mehmet.

Bugün de karşılaşınca; ben ayakta, o tekerlekli arabada ayak üstü kısaca söyleştik.

Beynine pıhtı atmış. Ayakları bu nedenle felç olmuş. Nedeni sigarada ısrarı.

Onunla ilk hastanede aynı koğuşta karşılaşmıştık. Çok konuştuğu için rahatsız bile olmuş odayı değiştirecektik.

Çünkü çok hareketli; yerinde duramıyordu.

Oradaki sohbetimizde “abey işde hanım sor bak. Ben hep böyleyim. Konuşmazsam, çıkıp dolaşmazsam valla kafayı oynadırım” demişti.

Böyle böyle sohbetlerimiz sonunda onun mükemmel bir insan olduğunu anlamış, anlattıklarıyla ve tanıdıkça çok şaşırmıştım.

Orada tedavisi kalbindeki bay pas sonrası şikayetleri nedeniyle yapılıyordu. Doktorlar sigarayı bırakmasını söylemişler ve sigaraya devam ederse bugünkü geldiği duruma düşeceği yönünde uyarmışlardı.

Onu söyledi. “Sigarayı bıraktın mı?” dedim. “Yok abey. İşte” dedi cebindeki sigara paketini gösterdi. “Bırakamıyom namussuzu” dedi.

Ben de yorgun olduğum için sohbeti kısa kesmek zorundaydım.

Bunu söyledim; yani ayakta fazla kalamayacağımı söyledim; o yine her zamanki kalender haliyle “tamam abey, tabi” dedi.

O kısa sürede sigarayı bırakmasını, isterse bırakabileceğini ‘kendimden örnek vererek’ söyledim.

“Söz abey. Valla çok içli gonuşdun. Söz bırakacam bu nalet şeyi” diye söz verdi.

Arayacağımı söyledim; o tekerlekli sandalye ile aşağıya ben de bastona dayaranarak evime yollandım.

“Bunu niye mi yazdım?”

Gayet açık. “Sigara içiyorsanız bırakın” diye. Çünkü bu işin şakası yok.

Örnek Kozanlı Mehmet.
 

 

Papatya Tarlası bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 182
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 206
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster