Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
4284
 

Krallar, şatolar ve demokrasi

Krallar, şatolar ve demokrasi
 

Sonbahar seyahatimde Bavyera’daydım.

Bavyera Kralı Ludwig II’nin öyküsünü bilir misiniz?

1845 senesinin 25 Ağustos’unda Almanya’da, Nymphenburg şatosunda dünyaya geldi.

Çocukluğundan itibaren hassas ve zayıf bir sağlık yapısına sahipti.

Daha ufacıkken oyuncak kutusundaki küpleri üstüste koyarak birtakım yapılar kurmaya bayılıyordu.

Tiyatroya merakı da erken ortaya çıktı. Piyeslerde en çok manastır kadınlarının kılığına girerek oynamayı seviyordu.

Hep içinde yaşadığı fantezi dünyası da onunla birlikte büyüyüp gelişti.

15 yaşında iken ilk operasını seyretti. Richard Wagner’in „Lohengrin“ adlı eseri. Bu olay, sonra onun bütün hayatına hakim olacak olan büyük Wagner sevgisinin başlangıcıydı.

1864 de, babası Kral Maximilian’ın ölümüyle, 18 yaşında, Kral Ludwig II olarak Bavyera tahtına çıktı.

Tahta geçtikten hemen sonra hayranı olduğu Wagner’i Münih’e çağırtarak onu aylığa bağlar, ona bir ev verir ve derhal yeni operalar yazması için görevlendirir.

Genç kral çevresinin ısrarı ile bir kere nişanlanır, bu nişanı ama tekrar bozar ve sonra hayatı boyunca bekar kalır. O devirde homoseksüel bir kral olarak yaşamak, bu durumu gizleyebilmek açısından çok zor, bir kralın imkanları açısından ise bir hayli zengin kaynaklar demek olacağından, oldukça kolay bir şey olmalıdır.

Yalnız bir kişi ile anlaşabilmektedir. O da nişanlanıp ayrıldığı kuzeni Sophie’nin kızkardeşi Elisabeth’tir. Romy Schneider’i dünyaya tanıtan meşhur „Sissi“ filmlerinin talihsiz Avusturya İmparatoriçesi.( Akraba evlilikleri eski çağların Avrupa hanedanlarında çok yaygın olan ve doğan yeni nesiller açısından korkunç sonuçlar getirmiş bir olgu!)

Tahtta olduğu sürede Bavyera iki savaş görür. Avusturya ile olanı kaybeder, Fransa’ya karşı olanı kazanır. Savaştan ve askerlik mesleğinden nefret eden bir hükümdar olarak, savaşları, adeta kaçıp saklandığı şatosundan takibeder. Bugün yaşamış olsaydı genç Ludwig II, asker kaçağı olabilirdi herhalde.

Kazanılan Fransa savaşının ardından, Almanya’nın beraberliğini için çalışan şansölye Bismarck’ın, Ludwig II’nin kuzeni olan Prusya kralını yeni kurulan Almanya’nın İmparatoru seçtirmesi, gururu incinen Ludwig II’nin, büsbütün içine kapanmasına sebep olur.

24 yaşından itibaren kendisini tamamiyle çeşitli şatolarının inşasına verir. Şatafat ve sanatın karışımı, içinde tiyatro sahnelerinin, suni göllerin, yeni bulunmuş olan elektrikle ışıklandırılmış mağaraların olduğu, masalsı Linderhof, Neuschwanstein, Herrenchiemsee şatoları ve diğer başka yapıtlar, bugün aralıksız, dünyanın her yanından gelen milyonlarca turisti mıknatıs gibi kendine çekmektedir.

Artık birbiri ardına yaptırdığı şaşaalı şatolarından başka birşeyle ilgilenmeyen, kendi yarattığı hayal dünyasına çekilip insanlardan kaçan hükümdar, nihayet hükümetin çabaları sonucu , başında Prof.Gudden’in bulunduğu bir doktor ordusu tarafından ruh hastası ilan edilir. 1886 da da krallıktan azledilir.

Son bir gayretle, gazete yoluyla Bavyera halkına hitabederek bir imdat çağrısı gönderir, kendisine ve vatana yapılan ihanete karşı çıkmalarını ister onlardan.

Sonuçta Neuschwanstein şatosunda tevkif edilip, Stamberger gölü kıyısındaki Berg şatosuna hapsedilir.

13 Haziran 1886 da, Stamberger gölünde, kral Ludwig II’nin ve doktoru Prof.Gudden’in cesetleri bulunur.

Resmi açıklama, intihar teşebbüsünde bulunan kralı, doktorunun önlemeye çalışmış olması ve boğuşma sırasında her ikisinin de boğulduğu şeklindedir.

Bir metre 90 santim boyundaki kral , derinliği bir metreyi geçmeyen kıyı şeridinde boğulmuştur nasıl olduysa..

Doktoru ise ufak tefek, çelimsiz bir adamdır kralla kıyaslandığında.

Kralın cesedi derhal tahnit edilerek bir hafta sonra Münih’te bir kilise içine gömülür.

Bu şüpheli ölümün ardından çeşitli söylentiler çıkmıştır ve bu söylentiler günümüze kadar bitmiş değildir.

Bunlardan biri de, kralın kaçmak isterken tabanca ile vurulduğu, kurşun izinden dolayı cesetin derhal tahnit edildiği, cesedi görmüş olan doktorların verdiği raporların ortadan kaybolduğudur. Olaya rastlayan saatte silah sesi duyduğunu belirten yazılı şahit ifadeleri de ortadan yokolmuştur.

Taçlı başların, idare mevkilerinde bulunanların, gerçek güç sahiplerine ters düştükleri için yok edilebileceklerinin, ne ilk, ne de son örneğidir herhalde Ludwig II olayı.

Kennedy veya Prenses Diana mesela, bunun günümüzden örnekleri herhalde.

Taçsız olanların bertaraf edilmelerine ve yok eden veya ettirenlerin ortaya çıkarılması konusuna ise hiç girmeyelim.

Kral Ludwig’den arda kalanlar, Bavyera’daki şahane şatoları ile savaştan ve çatışmadan nefret edip, hassas yapısıyla, sanata ve güzel şeylere düşkün olduğu için kendisinden beklenen rolü oynayamıyan ve bu yüzden de yokolup giden genç bir hükümdarın hazin hikayesi.

Ve düşündürüyor insanı bu hazin hikaye.

Barışçı, sanatsever hükümdarlar mı hükmetmeli insanlara yoksa seçilmiş müstebitler mi?

Sahi, seçme hakkımız olduğu halde, seçebiliyor muyuz gerçekten?

Ve gerçekten seçtiklerimiz mi idare ediyorlar bizi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 555
Toplam mesaj
: 96
Ort. okunma sayısı
: 1403
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor. İsviçre'de Adalet Bakanlığı'ndaki mesleği yanında tiyatro ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster