Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '10

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
613
 

Krematoryum

Krematoryum
 

PEK SEVİMLİ DEĞİL.(Resim internetten alınmıştır)


Çocukluk arkadaşım, bir Amerikan vatandaşı ile hayatını birleştirmişti, yaklaşık on yıl önce. Beyazlara bürünmüş bir teknede, boğaza karşı keyifli bir partiydi aklımda kalan. Hafta sonu aldığım telefonla, arkadaşımın eşini kanser hastalığından kaybettiğini öğrendim. Kırklı yaşlarında bir insanı, kucağına almış ve savaşı kazanmıştı kanser. Kanser, ölüm, geride kalan eş ve iki çocuk bunların hepsi bir araya gelince yeterince can sıkıcı bir tablo ortaya çıkıyor zaten. 

Ziyaret etmek gerekir, gerekir de ne denilir şimdi? Düşünceleri içinde kapıdan girdim. Üzüntü, kızgınlık, yorgunluk, bıkmışlık ve hatta düşüncesizlik hallerinin gelip gittiği bir ruh hali vardı üzerinde. Ölümün algısı, acının hissedilme ve yaşama şekli insandan insana nasıl ki değişiyorsa, oda kendince yaşıyordu ya da yaşamaya çalışıyordu acısını. Eşinin annesi ve arkadaşım arasında geçen hararetli konuşmalara tanık oldum. Konuşma bitince bana konuyu aktarınca daha da şaşırdım. 

Eşi, yakılmak istemiş. Araştırmışlar, Türkiye’de krematoryum yok. Eşini burada yaktırması mümkün olmuyor. Sonunda, Macaristan’da bir krematoryum buluyorlar. Eşini göndermek üzere hazırlanırken, eşinin yakıldıktan sonra küllerinin Türkiye’ye giremediğini öğreniyorlar. Daha önce getirilebiliyormuş, fakat şimdi getirilemiyor. Bir de bunun mali kısmı var, yaklaşık altı bin euro tutuyor. Macaristan’a gitmesi ve yakılması. Küller gelemeyecekse Macaristan’a göndermeyelim diyorlar ve en sonunda Zürih’te bir krematoryumda karar kılıyorlar. Kayınvalidesi de İsviçre’de oturuyor. Gidip oğlunun küllerini alabilecek. 

İki kıtayı birleştiren, kültür zengini, uygarlıklar beşiği olan ülkemde krematoryum yok. Aslında bunu engelleyecek bir kanunda yok. Araştırdım, maliyeti oldukça yüksek bir yatırım ve talep olmadığını söyleyen belediyeler de buna yatırım yapmak istemiyor. Hatta daha da üzücüsü, rahmetli Leyla Gencer’de yakılarak ve küllerinin boğaza serpilmesini istemiş. En ilginç ayrıntı ise, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda daha önce bir krematoryum olmasına karşın, talep olmadığı için bu krematoryum yıkılmış ve yerine otopark yapılmış. Okuduklarımdan anladığım, maliyetli bir yatırım. Anlamadığım, bu denli büyük maliyetli bir yatırımın neden ortadan kaldırıldığı. Antalya’da bir iş adamı yıllar önce krematoryum açmak için izin istemiş, alıp alamadığı sonucuna ulaşamadım. Alsaydı, arkadaşım eşini Zürih’e göndermezdi diye düşünüyorum. Arkadaşım “Eğer eşim yakılmasının beni zorlayacağını bilseydi istemezdi. Bazen, acaba dağlarda bir yerde kendim yakıp, vasiyetini yerine getirsem mi diye düşünüyorum.” dedi. İnançlarımıza ters olana tahammülümüz yok. Müslüman ülke, dinin hoşgörüsü sadece lafta. İnsanlara istedikleri şekilde defnedilme hakkını bile vermek istemiyoruz, hoşgörüsüzlük adına… 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 245
Toplam yorum
: 257
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 688
Kayıt tarihi
: 11.03.09
 
 

Buradayım işte. Yaşamın tam içinde. Her anın benim olduğunu bilerek. Yaşamın sadece "Şimdi" olduğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster