Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mayıs '08

 
Kategori
Bebek - Çocuk
Okunma Sayısı
3516
 

Kreş ve çocuk eğitiminde şiddet

Kreş ve çocuk eğitiminde şiddet
 

Bazen aklıma şaşıyorum. İki buçuk yaşındaki bir çocuğu, aslında hiç de bir zorunluluğum yokken kreşe başlattım. Aslında ilk denememi bir buçuk yaşında yapmıştım ama iki – üç günlük denemenin ardından uyum sağlayamayacağını düşünerek vazgeçtim/k (elbette annesi ile birlikte. Yazım boyunca tüm /im takılarımı /ik takısı olarak düşünürseniz sevinirim)

Bir çocuğun ne kadar güvende ve sıcak bir ilgi altında olduğunu bilsem de, tüm gününü babaannesi ya da anneannesi ile geçirmesini hiçbir zaman anlamlı bulmadım. Çocukların, çocuk gelişimi konusunda uzman birilerinin denetimi altında ve yaşıtları ile oyun oynayarak, eğlenerek bir öğrenme sürecinde olması bence en doğru yöntem.

Ülkemde okul öncesi eğitim kurumları konusunda hızlı bir gelişim var ve bu kurumlar uzman kadro ile donanımlı fiziksel koşullarını giderek geliştiriyorlar.

Bulunduğum ilde bundan 10 yıl önce apartmanların giriş katlarından çevrilmiş kreşler yaygınken, giderek daha önce konut olan müstakil binalar eğitim kurumlarına dönüşmeye başladı. Son iki üç yılda ise ilk inşa aşamasından itibaren okul öncesi eğitim kurumu olarak planlanmış yapılar ortaya çıktı.

Oğlumun devam ettiği kreşte bunun örneklerinden birisi. Kreşin fiziksel koşullarına, donanımlarına ve düşünülen ayrıntılara hayran olmamak elde değil. Bahçesinde çilek yetiştirilen, her çocuğun bilim salonunda bir saksı çiçeği olduğu, drama ve müzik odalarında çocukların her türlü müzik aletine, tiyatral materyale, hikâye türüne ve görsel malzemeye ulaşabilecekleri, zengin bir düşünsel sürecin eseri olan bir kurum.

Ancak tüm bu hoş görüntüler bile, ebeveynlerin çocuklarını bir eğitim kurumuna bırakması ile yüreğinde açılan yaraya yeterince merhem olmuyor. Günümüz çalışan anne babalar için çocuklarının bir emanet gibi, her sabah bir mekana teslim edilip gidilmesi önemli bir sorun. Bu emanet evde bir bakıcı da olabilir, bir kreşte.

Teknolojiler ne kadar gelişirse gelişsin, kreşte geçirdiği her saniyeyi modern iletişim araçları ile takip etmeye de çalışsak, çocuğunu bir kreşte başkasının insafına bırakıyor olmak, zihninde “acaba?”larla yaşamak hiç de kolay değil.

Oğlum kreşe başladığı dönemde yaşadığı kısa bir uyum sürecinden beridir, kreşine büyük bir sevgi ile bağlı. Onunla düzenli sohbetlerde bulunarak, kendi ağzından kreşte yaptıklarını, orayı nasıl algıladığını öğrenmeye çalışıyorum.

Son tahlilde, eğer kreşini seviyorsa, oraya karşı bir güveni oluşmuşsa ve sabahları isteyerek, keyifle gidiyorsa, ben gözlerimle görmesem de oğlumun iyi bir muamele ile karşılaştığını anlamam mümkün olabiliyor.

Ancak ondan doğru verileri almam, oğlumun kavrama ve kavradığını ifade etme becerisini de geliştirmesi ile mümkün. Bu nedenle yalnızca kreşi için değil, bensiz bulunduğu her ortamda yaşadıkları için onunla düzenli olarak sohbet etmeye, yaşadıklarını düzenli ifadelerle bana aktarma becerisini geliştirmeye çalışıyorum. Örneğin annesi ile gittiği yerlerde yaşadıkları ve yaptıkları ile ilgili olarak, annesinden aldığım bilgileri, birde onun ağzından dinlemek, olayları gerçeğe yakın algılayıp algılayamadığını ve algıladıklarını ne kadar doğru ifade edebildiğini test etmiş oluyorum.

Ancak son günlerde oğlumdan kreşle ilgili aldığımız verilerde (daha çok annesinin edindikleri) hoş olmayan detaylar var. Örneğin annesinin oğluma sinirlendiği ve bir miktar hoyrat davrandığı bir anda, oğlumdan “sen öğretmen misin?” sorusuna maruz kalınca, bir şüphe içine girdik. Oğluma öğretmeni tarafından uygulanan ve onun kanıksamasına kadar uzanan bir sertlik ve hiddet mi vardı?

Annesi, “Neden öğretmenin sana kızıyor mu, sana vuruyor mu?” diye sorduğunda, aldığı yanıt, ne yazık ki bizde ciddi bir kuşku doğurdu. Çünkü oğlum zaman zaman elinin öğretmen tarafından sert bir şekilde sıkıldığını ve yanaklarından avurtlarına doğru elinin içi ile bastırıldığını tarif ediyordu. Üç yaşındaki bir çocuğun bu tip şeyleri senaryo olarak zihninde kurgulayıp ifade etmesi son derece güçtü. Ya başkalarına uygulanan bir şeyi kendi başına gelmiş gibi anlatabilirdi ya da gerçekten kendi başına gelmiş olabilirdi.

İşi gerçek kılan daha önemli bir ayrıntı ise, öğretmeninin bunu kendisine neden yaptığını son derece net olarak anlatması idi. Yani öğretmeninin bu tepkisine neden olan yaramazlığını ve hırçınlığını da herhangi bir gizleme gereği duymadan ifade ediyordu.

Açıkçası çocuk gelişimi konusunda uzman olmadığım için, çocukların özellikle başkalarına zarar verdiği, canlarını yaktığı bir durumda, kendilerinin de canlarının yanmasının doğru olup olmadığına dair bir bilgi sahibi değilim. Ve doğrudan bir güç kullanımı olmasa da, ince tekniklerle çocukların ders almalarını ya da uyarılmalarını sağlayacak bir şiddet ölçütü var mıdır, onu da bilmiyorum. Ama yalnızca dayağın değil, merhametsizliğin ve kötü muamelenin de şiddet sayıldığı bir çağda, bu ölçütün son derece hassas olacağı bir gerçek.

Ama çocuğunu bir güven ilişkisi neticesinde, hayatında daha önce hiç tanımadığı insanlara teslim eden bir anne baba için, kendi çocuğundan ve rastgele, bu tarz şeyler duyuyor olması, oldukça güven sarsıcı bir şey.

Okul yetkilileri ile bu konuyu görüştük. Onlar bir yanıyla çocuğun insan ilişkilerinde denge unsurunu fark etmenin etkisi ile, bazı hassaslıklardan faydalanmak isteyebileceğini bir yanıyla bu şekilde davranarak dikkatleri üzerine çekmek isteyebileceğini söylediler. Elbette olayın gerçeklik payını da kabullenip, bir süre öğretmen öğrenci ilişkisini daha dikkatli gözlemleyecekleri konusunda güvence verdiler.

Çocuk eğitimi ve şiddet yavaş yavaş gündemimize girmeye başladı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba, biliyorsunuzdur; çocuk beyninin %70'i 7 yaşına kadar şekilleniyor kalıcı olarak. Bu formatlamanın da %80-90'ını anne yapıyor. Çocuk anadilini, mantık kurgusunu, alışkanlıklarını ve olaylara vereceği reksiyonları önce anneden öğreniyor. Öyleyse bugünkü "büyük çocuklar" annelerin eseri büyük çapta. Annelerimizi eğitmeden bu ulusu doğru dürüst eğitemeyiz! Selam ve sevgiyle... MS

Mehmet Sağlam 
 03.06.2008 9:16
Cevap :
Haklısınız sayın Sağlam, rakamlar değişse de (3 yaş - 5 yaş - 7 yaş) insanın öğrenme kapasitesinin en fazla olduğu, kişiliğinin belirginleştiği, 70 yaşında da nasıl bir insan olacağının az çok ortaya çıktığı dönem bu yaş dilimleri arasındadır. Ancak özellikle bayanların çalışma oranının arttığı bir çağda, çocukların hala en fazla etkilendiği kişinin annesi olması durumu çok fazla gerçeği ifade etmiyor. Benim oğlum gününün 6 saatini kreşte öğretmeni ile geçitiyor. Oysa annesi ile geçirdiği vakit akşam üzeri 18.00 ile 22.00 arası, yani dört saat. üstelik öğretmeni ile beraber olduğu zaman dilimi, yani sabah öğle arası öğrenmeye ve algılamaya en açık olduğu dönem. Bir diğer gerçekte, bende en az annesi kadar oğlum üzerinde etkili olduğumu düşünüyorum. Elbette sağlıklı bir toplum yetiştirmenin yolu çocuk eğitimlerinin bilinçli ve eğitimli insanlarca yürütülmesi. Bu nedenle çocuklar için "7 çok geç" kampanyaları düzenleniyor. Katkı için çok teşekkürler, saygılar  03.06.2008 9:41
 

YAzınızın başlangıcı çık iyidi kreş olayına bende sıcak bakmaya başlaım oyun gruplarını olması, kendilerine ait sorumluluk paylaşıcılık verilmesi bakımından ama öğretmen olayı canımı sıktı ne olursa olsun bir eğitimci sabırlı olmak zorunda sen bu mesleği seçmişsin bizde eğitimciyiz benim annem emekli öğretmen ve bana sabırı öğretiyor kendi oğluma bile kızmaya hakkım yok onlar masum bir melek önemli olan sabırla doğruyu öğretmek hele bir başkasını çocuğuma vurması bağırmasına tahammül bile edemem sonuçta onun ekmek parasını ben veriyorum beceremiyeceksen yapma bu mesleği çok sinirlendim zor işer gerçekten size evladınızla mutlu sağlıklı yaşamlar...

KALYONCU 
 03.05.2008 5:25
Cevap :
Sayın KALYONCU, desteğiniz ve ilginiz için teşekkür ederim. Günümüzde anne baba olmakta zor, öğretmen olmakta zor. Herkesin beklentileri yükseldi ve bu beklentileri karşılamak kolay değil. Bizler çocuklarımızın hayata tam donanımlı girmesini ve rekabet ortamında daha şanslı olmasını istiyoruz. Öğretmenlerden de, çocuklarımıza hem bu donanımları sunmasını, hem disiplin edinmesini, hem özgürlüğünü ve yaratıcılığını kısıtlamamasını, hem de çocuğumuza hep sakin, olgun, anlayışlı, sevecen ve samimi yaklaşmasını istiyoruz. Bunların tamamının karşılanması elbetteki kolay değil. Ben kreşimden ve öğretmenimden bu noktada iyi niyetli olmasını bekliyorum. Bu niyet olursa, zaman zaman aksaklıklar ve istenmeyen olaylarda yaşansa, tamir edilmesi ve tekrar düzene sokulması kolay olacaktır. Ben şimdilik, ara sıra istemediğimiz olaylarla da karşılaşsak kreşimizde ve öğretmenimizde bu iyi niyeti gözlemliyorum. Sizlerinde bu iyi niyete rastladığınız durumlarda kreşi tercih etmenizi öneririm, saygılarımla  03.05.2008 16:40
 

İçinde bulunduğunuz durumu tahmin edebiliyorum, eşiniz de siz de şişmiş olmalısınız. Bir yanda "ne kadarı hayal gücü ne kadarı dikkat çekmek için" diğer tarafta "karşımdaki bu tutumunu ne kadar bilinçle ve hangi pedagojik formasyona dayandırarak yapıyor", sıkıntılı bir durum. Mevzu bahis yöntem son derece radişkal olmakla birlikte benim oğlumun pedagoğunun da ilk başlarda uyguladığı sonuca en hızlı ulaşan yöntemmiş. Ancak buradakinden biraz farklıydı. Atahan'a bir arkadaşı zarar vermişti ve Atahan'dan da o arkadaşına onun yaptığı hareketin aynını yapması istenmişti. Burada verilen mesaj Atahan'a "ezilme sen de güçlüsün", arkadaşına ise "bak sana da vurabilirler ve seninde canın acır, hareketlerine dikkat etmelisin" idi. Yani öğretmen sert yapmıyor çocuklar arasına hallediliyordu. Aklınızda bulunsun. Sevgilerimle...

Mehtap Erel 
 02.05.2008 19:51
Cevap :
Sayın Mehtap Erel, evet benzetmeniz gerçekten yerinde, tam anlamıyla "şiştik". Doğrunun tam olarak ne olduğunu bilememenin verdiği hazımsızlığı yaşadık diğer bir tanımla. Ancak sizinde başınızdan geçen ve pedagogunuzun önerdiği yöntem ne kadar doğru açıkcası bilemiyorum. Bu yöntemi bende denedim. Ama açıktan değil. Kalabalık bir ortamda oğlum başka bir çocuğa zarar verdiğinde, zarar gören çocucuktan ya da üçüncü bir çocuktan gizlice oğlumun canını az biraz acıtmasını istediğim oldu. Ama zamanla bununda çok iyi bir yöntem olmadığını gördüm. ilki, bu durum çocuklar arasında bir kinlenmeye neden olabiliyor. Yani durumun eşitlenmesi kavgayı bitirmiyor. Çünkü hiçbir zaman durum her iki zihinde de aynı anda eşit olmuyor. Son zarar gören hep hakkının kaldığını düşünüyor ve iş uzadıkça uzuyor. ikincisi, bu yöntem barışcıl bir yöntem olmuyor. Çocuklarda affetme, uzlaşma kültürünü kötü etkiliyor. Sorunlarının şiddetin devamı ile çözülebileceğini düşünmeye başlıyorlar. Katkı için teşekkürler  03.05.2008 16:32
 

Ama miktarı önemli. Zaman geliyor kendi canımız dediğimiz evladımıza sinirlenmiyor muyuz? Kızıp, bağırmıyor muyuz?Eline ya da poposuna hafif de olsa vurmuyor muyuz? Biz evladımıza sinirlenebilirken yabancı birinin ona hep sevgi ve şefkat gösteriyor olduğuna inanamayız herhalde. Okullarda disiplin adına sertlikler olmalı. benim evde yaptıramadıklarımı okulda yapıyor oğlum. Ama bu demek değil ki şiddet uygulanmalı. Okuldakiler evlatlarımıa birer emanet gözüyle bakmalı ve emanete ihanet etmemeli. Bu arada çocuktan al haberi demişler , bunu da hatırlatayım dedim. Sevgilerle

Gül'ün içinden 
 02.05.2008 0:29
Cevap :
Sayın Gül'ün içinden, ne yazık ki, şiddete sınır çizecek çizelge hazırlamak mümkün değil. Bu nedenle bir miktar şiddet uygulanabilir dediğimizde bu miktarın ölçütünü belirleme şansımız olmuyor. Haklısınız zaman zaman anne ve babanın çocuğu terbiye amaçlı, ya da kendini kontrol edememe neticesinde şiddet uyguladığı oluyor. Ancak bu noktada iki şey önemli. Bir, hiçbir anne baba, çocuk eğitimi için bir eğitimden geçmiş değildir ve çocuk büyütmek onlar için geleneksel ya da kulaktan dolma, toplumsal bilgi biriktirme yöntemleri ile olur. Hele ki, sinir kontrolü, sabırlı olmak, oldukça yaramaz çocuklarla baş etmek vb konularda anne babalar bilimsel destekten yoksundur. Oysa çocuk eğitim uzmanı bunun eğitimini almış ve uygun bulunduğu için diploma almıştır. Bu nedenle anne babasının tarzı öğretmen için bahane olamaz. İkincisi anne ve baba, kısmi şiddetten kaynaklı sorunları giderecek içten gelen sevgi ve güven kanallarına sahiptir. Ancak öğretmenin kırdığı güveni sağlaması zordur, teşekkür  02.05.2008 10:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 456
Toplam yorum
: 1881
Toplam mesaj
: 172
Ort. okunma sayısı
: 1316
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster