Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
948
 

Krize inat öykü

KRİZTALYA

Erkenden kalktı. Uzun zamandan beri yapmadığı bir şeyler yapmak hayatın monotonluğundan kurtulmak istiyordu. Yatak odasının penceresini açtı ve yeni doğan güneşin tüm aydınlığı ile ılık rüzgarın soluğunu yüzünde hissetti. Kalkt, mutfağa gitti. Mutfağa girer girmez mutfağın penceresi açıldı. Ocak birden otomatik olarak yandı ve çay makinesi çayı kaynatmaya başladı. Buzdolabı köşede durduğu yerden hareketlendi, alt tarafı ayaklara, orta tarafı bir gövdeye ve üst kısmında bir kafa ve iki kola dönüşerek birden bir robot oluverdi ve “Günaydın” diyerek, adamın yanına geldi.

“Her zamanki gibi mi olsun efendim, yoksa fazladan bir şey ister misiniz?” diye seslendi.

“Hayır bugün farklı şeyler istiyorum. Ufak, vitamini yüksek yumurtaları yağda kızartmanı, dolapta alt çekmecede duran eski kaşar peynirinden büyük dilimler halinde kesmeni”, Mutfaktaki dolabın başka bir çekmecesini göstererek uzun süredir sakladığım ekmeği getirip fırında ısıtmanı istiyorum.”

“Bunlar sizin için çok tehlikeli yiyecekler olduğunu ve uzun zamandır yemediğinizi biliyorsunuz değil mi?”

“Biliyorum, ama çok özledim. Çok uzun zaman oldu hepsini birlikte yemeyeli. Getir lütfen.”

“Tamam efendim. Hiç olmazsa yumurtayı haşlasaydım.”

“Hayır, zaten en lezzetlisi o. Zeytin yağı var mıydı bir yerlerde ?”

“Hayır efendim sadece yüksek doymuş yağ içeren soya yağı var.”

“Sanırım kilerde bir köşeden çok eskiden kalma ufak bir şişede olacaktı. Ben hemen geliyorum.”

“Ama efendim soya yağı daha iyi değil mi?”

Robot, sözünü bitirmeden adam koşturarak kilere gitti. Kiler çok dağınıktı. Kilerin sağını solunu karıştırdı ve en sonunda aradığı zeytinyağı şişesini buldu. Şişeyi eline aldı ve altın bulmuş gibi sevinçli bir şekilde mutfağa döndü. Şişeyi robota uzatarak yumurtayı pişirmesini söyledi. Yarım saat sonra banyodan çıktığında mutfaktan muhteşem kokular geliyordu. Yeni hiçbir şey yoktu. Eski kaşar peyniri, kızarmış yumurta, yayla balı, az tuzlu zeytin, çayını uzun zamandan beri ilk defa şekerli içecekti.”

Kahvaltı bitti, adam masadan kalktı ve bardağını ikinci kez çayla doldurdu ve yeniden şeker attı. Yediklerinin sağlığına çok zarar vereceğinin o da farkındaydı ama yine de ölmeden önce yapmak istiyordu böyle bir çılgınlık. Biyolojik yaşı 90 olmasına rağmen, fiziksel olarak gelişen teknoloji ve bilim sayesinde 45 yaşında gözüküyordu ve hissediyordu.

Uzun zamandır yalnız yaşıyordu, tabiî ki yardımcısı robotu saymazsak. Her evde bir robot bulunmak zorundaydı. Robotsuz ev olmazdı. Bu en önemli yasaydı. Robotlar yorum yapamazlar ve sadece emirleri yerine getirirlerdi. Aslında robotların görevi evde, iş yerinde ya da başka bir yerde bulundukları ortamdaki insanları gözetlemekti. Robotun evde gördüğü her şey otomatik olarak Merkeze iletiliyor ve en küçük yanlışlıkta ya da davranışta anında merkezdeki ekipler devreye giriyordu. Robot kahvaltıyı hazırlarken robot bir kenarda adamın kahvaltısını bitirmesini beklemiştir. Adamdan tarafa bakmamaya dikkat etmiş, böylelikle adamın yediği şeylerden dolayı merkezden ekiplerin eve kontrole gelmelerini engellemişti. Adam kahvaltıdan birden bire ayaklandı. Yatak odasına gitti. Elbise dolabını karıştırmaya başladı. Dolabının alt çekmecesinde aradığı eski yeşil tişörtünü ve mavi kot pantolonunu buldu. Belki bir gün giyerim diyerek elbise dolabı içindeki kilitli çekmeceye saklamıştı eski giysilerini.

Tişörtü ve kotu giydikten sonra, kilerde eskiden futbol oynarken giydiği spor ayakkabılarını geçirdi ayağına. Yavaş adımlarla evin dış kapısına doğru yürümeye başladı. Mutfakta malzemeleri toplayan robota görünmeden evden dışarı çıkmak istiyordu. Robotların evden dışarı çımaları yasaktı. Dışarıda zaten her yer kameralarla gözetleniyordu. Kapının önüne yaklaştı. Evin dış kapısı mutfağa bakıyordu ve mutfakta robot kapı tarafına arkasını dönmüş masayı topluyordu. Gözüyle dış kapıya doğru baktı ve retinasını tarayan kapı birden tak diye açıldı. Kapının sesini duyan robot birden kapıya doğru baktı ve “Efendim siz ne yapıyorsunuz ?” diyerek kapıya doğru hareket etti. Ama geç kalmıştı. Adam kapıdan dışarı çıkmış ve çoktan asansöre atlamıştı. Şanslı günündeydi ve hafta içi olduğu için asansöre kimse binmedi. 50 katlı apartmanın 48. katında oturuyordu. Tek başına asansörle birinci kata kadar indi. Zemin kata inmeden merdivenlere yöneldi.. Merdivenlerden inerek zemin katın altındaki acil çıkış kapılarından birinden çıkmayı planlıyordu. Kapının herkeste bir anahtarı vardı. Nihayet dışarı çıkmıştı. Dışarıda yol üzerinde sadece bisikletler, otobüsler ve tramvaylar çalışıyordu. Keşke eskiden olduğu gibi bir araba olsaydı da arabayla şu muhteşem yollarda gidebilseydik. Ama arabaların trafikten kaldırılalı çok uzun zaman olmuş, petrolün yerini bor, elektrik ve hidrojenin almasıyla birlikte sadece toplu taşıma araçlarının ve bisikletlerin trafiğe çıkmasına izin verilmişti. Böylelikle hem büyük trafik karmaşası önlenecek hem de büyük tasarruf yapılacaktı.

Başlangıçta ne kadar da çok sevmişti, “Tasarruf” kelimesini. Ama şimdi nefret ediyordu bu kelimden ve getirdiklerinden. İşin bu hale geleceği hiç kimsenin aklına gelmemişti ama olmuştu işte. Apartmanın önünden duran ve herkesin kullanımı için serbest olan bisikletlerden birine atladı ve hızla bisiklet yolunda ilerlemeye başladı. Adam bisikletle giderken apartmanın yanındaki durakta bekleyenler ve hemen çevredeki birkaç iş yerinden yeşil tişörtlü adamı görenler çoktan Merkezi aramışlardı.

Merkezde robotlardan gelen görüntü ve sesleri sürekli olarak takip eden ekibin başındaki kadın amir içerdeki birimleri uyardı. “13. caddede yeşil tişörtlü bir adam var. bisikletle gidiyor, yasalara aykırı giyinmiş. Bisikletli ekipleri gönderin. Yakalayın ve onu bana getirin. Zarar vermeyin toplum içinde hareket ediyor. ”

On kişilik güçlü adamlardan oluşan bir ekip merkezden hızla bisikletleriyle ayrılmışlardı. Adamların bisikletleri özel yapılmıştı ve her cadde de ve her apartmanın önünde bulunan diğer bisikletlerden çok daha hızlı gidebiliyordu.

Adam sokakta kendisine şaşkınlıkla bakan insanlara aldırmadan hızla caddede ilerliyordu. Onu görenlerin yüzlerinde hafif bir tebessüm belirse de eski günler akıllarına geldiği için yasalara karşı çıktıkları paranoyasına kapıldılar hemen. Kim bilir o adama neler yapacaklardı, yakaladıklarında. Adam eskiden güzel bir park iken şimdi büyük bir alış veriş merkezine dönüştürülen binanın önünde dudu. Arkasına dönüp baktığında uzaktan bisiklet yolundan 2’şerli gruplar halinde gelen ekipleri görebiliyordu. Alış-veriş merkezine baktı ve gözlerini kapadı. Kulaklarına çocuk sesleri, çocuk ağlamaları geliyordu. Çocukların olduğu mutlu günler. Birkaç dakika sonra sokağı inleten bir siren sesiyle irkildi ve gözlerini açtığında ekipler çevresini kuşatmışlardı. Hiç hareket etmedi, direnmedi. Adamın hemen üzerindeki yeşil tişörtü ve kot pantolonu çıkardılar ve tıbbi atık atılan poşetlere koydular. Adamı steril gazla temizledikten ve üzerine beyaz bir önlük giydirdikten sonra merkeze götürdüler.

Adam sandalyede oturuyor, Merkezin başındaki kadın amir onu sorgulamak için sabırsızlanıyordu. Merkezdeki herkes kadın amirin odasının dışından bakıyor, bir şeyler duymaya çalışıyorlardı. Kadın amir sesi açınca dışarıdaki herkes adamın dediklerini duyabiliyordu. Uzun zamandır düzeni bozan biriyle karşılaşmamıştı. Sonra adama dönerek, “Neler olduğunu anlatmak ister misin ?” diye sordu.

Adam kadının gözünün içine uzun süre dik dik baktı ve hafifçe gülümseyerek “Aslında senin gibi güzel bir kadınla sevişebilseydim, çok iyi olacaktı ama olmadı. Buraya kadarmış.”

Kadın adamın söylediklerine şaşırmıştı. Adamın söylediği sözlerin çok büyük cezası vardı. Uzun yıllar geçmişti, insanların birbiriyle sevişmelerinin yasaklanmasının üzerinden. Kadın içinden aslında ne kadar da iyi olurdu diye geçirse de kendini topladı ve herkesin izlediğinin de farklına vararak “Kes kesini” diye sert bir şekilde adama bağırdı. Adam kadına sadece gülümsüyordu.

Adam, “Gözlerindeki ışıltıyı gördüm, sen de çok istiyorsun sevişmeyi..” Sonra cam odanın etrafını saran insanlara dönerek “Aslında hepiniz istiyorsunuz ama cesaretiniz yok. Çoğunuz en son ne zaman seviştiniz? Sevişme nedir bilir misiniz? İçinizde kaç kişi bir çocuk gördü hayatında.”

Merkez amiri kadın dikkatle adamın söylediklerini dinliyordu. Adam devam etti, “İçinizden kaçınız hatırlıyor bilmiyorum ama her şey “KRİZ” adını verdikleri sihirli bir sözcükle başladı. Ekonomik kriz çıktı dediler. Tasarruf önlemleri alacağız dediler. “KRİZ ve TASARRUF” bu iki kelimenin hayatımızı bir daha geriye dönmemek üzere değiştirebileceğini kaçınız biliyordunuz. Hiçbiriniz. Ben o zamanlar 10 yaşındaydım. Sonra kriz önlemleri alınmaya başladı. Önce evlerde elektriği, suyu az kullanalım. Eve gereksiz yiyecek almayalım, araba almayıp toplu taşıma araçlarını kullanalım, az giyecek alalım, giyecekleri gereğinden fazla yıkamayalım, uzun süre kullanalım, yamalı giysi giymekten utanmayalım, gereksiz ve zararlı yiyecek içecekleri tüketmeyelim diye başladı her şey.”

Kadın amirin odasının dışından uğultular gelmeye başladı. Kimisi, “Susturun şunu artık amirim, ” derken kimisi de özellikle de genç olanlar, “Dinleyelim bakalım ne konuşacak !” diye meraklı gözlerle bakıyorlardı.

Adam dışarıdan gelen uğultulara aldırmaksızın hararetli hareretli devam etti konuşmasına. Bir ara bir bardak su istedi. Kadın suyu verdi. Sonra tekrar kadına dönerek, “Sen o zamanlarda doğmamıştın bile. Tasarruf önlemleri alınmaya başladıktan birkaç yıl sonra yasalar çıkmaya başladı arkası arkasına. Yönetenler halkın desteğini ve gücü ellerine almışlardı. Önce yaşam koşullarımızda başlayan düzenleme sonra yavaş yavaş aklınıza gelecek her şeyde ve her yerde uygulanmaya başladı. Çok az tüketmeye, bilimsel olarak zararlı olduğu belirlenen bitkileri ve besinleri üretmemeye başladık. Birkaç yıl içinde otomobiller ortadan kalktı, onların yerini tren, otobüs gibi toplu taşıma araçları aldı. Fabrikalar kapandı, insanlar işiz kaldı, üretim önce azaldı, sonra durdu. Üretim durunca yönetim en büyük kanunu çıkardı. Önce herkese bir çocuk yapma hakkı verildi. İşler daha da kötüye gidince çocuk yapmak yasaklandı. Sonra da sevişmek ve de yaşamak. İsyanlar, savaşlar çıktı. Hepsi bastırıldı. İnsanlar apartmanlarda hapis hayatı yaşamaya başladılar. Okullar kapatıldı. Çocuklar olmayınca okula ne gerek vardı. En büyük tasarruflardan biri. Sonra sizler üniversiteyi bitirince de üniversiteler kapatıldı. Önceleri evde işlere yardımcı olsun diye büyük kampanyaları yapılarak evlerimize giren robotların sonradan biri bizi gözetliyor kameraları oldukları anlaşıldı. Her şeyimizi kontrol etmeye başladılar. Sizler bizim ne yaptığımızı, ne yediğimizi, ne içtiğimizi, ne zaman sıçtığımızı merkezden izleyebiliyordunuz. Hepiniz hatırlıyorsunuz değil mi ilk robotlar evimize girdiğinde nasıl da sevinmiştik. Ev işleri yapmayacaktık, artık her işi onlar yapacaktı, hayatımız biraz daha kolaylaşacak, teknolojinin faydasını görecektik. Sonradan anladık bizim robotları değil robotların bizi kontrol ettiğini. Robotların evlerimize girdiği zamanla çocuklarımızın artık bir daha geriye gelmemek üzere hayatımızdan kaybolduğu zaman aynı zamanlardı. İçinizden en küçük yaşta olanlar son çocuklardı. Çocuklardan sonra artık herkes aynı şekilde beslenmeye başladı, sağlıklı beslenme adı altında robotların gözetiminde tatsız tuzsuz yiyecekler yedik, içecekler içtik, ne fazla ne de az. Sağlıklı ve teknoloji harikası dedikleri tek tip elbiseler giydik. Teknoloji gelişti, tıp gelişti, hastalıkların çoğunluğunun çaresi bulundu. Biyolojik yaşam süremiz uzadı ama ruhsal yaşamımız kriz günlerinde bir yerde takıldı kaldı. Hepimiz birbirimizin kopyası hayatlar yaşıyoruz. Hergün aynı yemekleri yiyor aynı şekilde giyiniyor ve aynı şekilde günümüzü yaşıyoruz. Ölmek istesek bile sağlıklı beslendiğimiz için ölemiyoruz. İşte ben tüm bunlara isyan ettim. Bir krizin bizi ne hale getirdiğine şahit oldum. Bunun için tişört giydim, pantolon giydim. Bunun için sokağa öyle çıktım. Belki nefes alabilirim. Belki gökyüzünde gökkuşağını görebilirim diye.”

Odadaki kadın amir ve odanın çevresindeki herkes adamın söylediklerini dinliyordu hüzünlenerek. Adam konuşmaktan yorulmuş, kıpkırmızı olmuştu. Adamın sonra gözlerinden birkaç damla yaş döküldü ve hem üzgün hem de mutlu bir şekilde “Bu sabah kahvaltıda ne yedim biliyor musunuz ?”

Bu soruya kadın amir başta olmak üzere herkes merakla kulak kabartmıştı. Adam yorulmuştu ve son bir gayretle “Kaşar peyniri, zeytin yağında kızarmış yumurta, ekmek, bal yedim. İçinizde eminim bunların çoğunu bilmeyenler ve hiç görmeyenler vardır. “

Gerçekten de adamın söylediklerini anlamadan zeytin nedir diye birbirlerine soranlar vardı.

“Benim bugün son günüm ben krizi atlattım artık. Benim için kriz bitti, yaşasın özgürlük.”

Adamın ne dediğini kimse anlamamıştı. Adam uzun zamandan beri ilk defa vücuduna zararlı yiyecekler fazla miktarda yemişti ve çok uzun bir mesafeyi de kalp ritmini bozacak şekilde hızlı bisiklet kullanarak gitmişti. Son sözü, “Kriz bitti yaşasın özgürlük !” oldu ve oturduğu sandalyeden yere düştü. Yığıldı kaldı. Sağlık ekipleri kısa bir süre sonra geldiler. Ama artık her şey için çok geçti. Uzun zamandır insanlar kolay kolay ölmüyordu. Adamın ölümü bile krize karşı bir başkaldırı niteliğindeydi. Adam geçmişi krizli günleri özlemle arayan pek çok insanın katıldığı büyük bir törenle cenaze gökdelenlerinden birine konuldu. Artık insanları toprağa gömmüyorlardı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 540
Toplam yorum
: 197
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1820
Kayıt tarihi
: 10.06.10
 
 

Gündemi ve olayları yakından takip etmeye çalışıyorum. Sinema, kitaplar, spor, doğa, siyaset, miz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster