Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '20

 
Kategori
Spor
 

Kruse o golü atacak!

Kruse, Uğurcan ile karşı karşıya kaldığı pozisyonu golle sonuçlandırmış olsa bugün başka bir şey konuşuyor olacaktık; evet net bir cümle kuralım, Kruse o golü atmalıydı, Krusu o golü atacak!

Artık Fenerbahçe’nin şampiyonluğu sadece ve sadece kazanmasından geçiyor.

Çünkü Fenerbahçe yarın hangi takımla veya takımlarla rekabet içerisine girerse o takım o hafta kiminle oynuyor olursa olsun, biliyoruz ki kazanacaktır.

Bu daha önceki senelerde de böyleydi, yine böyle olacaktır.

Daha önceki senelerde olayın kadro, teknik direktör, yönetim yanlışları şeklinde açıklama yoluna gidenler; bugün ağırlaşan çevresel faktörlerin şiddeti karşısında meselenin aslında pek de öyle olmadığını yavaş yavaş anlamaya başladılar.

Aslında bunun için yeteri derecede yaşanmış tecrübe birikimi vardı.

2005-06 sezonunun kadrosu benim kişisel görüşüme göre, futbolu izlediğim tarihi süreç göz önüne alındığında, Fenerbahçe tarihinin en görkemli, en güçlü, en yetenekli kadrosuydu ve şampiyon olamadı.

2007-08 sezonunda Galatasaray şampiyon olduğunda takımın başında neredeyse teknik direktör yoktu. Cevat Güler isimli Galatasaray emektarı vardı kulübede. Lig tarihimiz boyunca bunun kaç örneği vardır, bilenler anlatsın.

2009-10 sezonunda Bursaspor şampiyon oldu. Son maçta şampiyonluğu kaybeden Fenerbahçe’nin kadrosu sekizde sekiz ile başlamıştı lige. Sorunu kalite miydi, iyi futbolcu muydu, Alex’in yokluğu muydu, yönetim miydi? Hangisiydi? O tarihlerde Bursaspor protokol tribünlerinde kimler oturuyordu?

2010-11 sezonunda neler yaşandığını bilenler yakından hatırlıyor ancak unutulmasın artık bu saydığım tarihlerle birlikte 3 Temmuz sezonunu bilmeyen, yaşamamış bir Fenerbahçe jenerasyonu var. Arada 9, 10, 12, 15 sene geçti.

2011-12 sezonunda 12 Mayıs günü Kadıköy’de yaşananları da bilmeyen, hatırlamayan bir nesildir bu tarif etmeye çalıştığım kalabalık.

Bu nedenle 2017-18 sezonu Fenerbahçe şampiyonluğa giderken o tribünler boş kaldı, takım birçok maçı yuhalanarak, ıslıklanarak tamamladı.

O sezon da Fenerbahçe şampiyon olmalıydı; ancak başka hedefler uğruna feda edildi.

Fenerbahçe’nin meselesi son 15 yılda hep aynı kaldı, hiç değişmedi.

Tarihten ders çıkarmasını bilenler için bunun tekerrür etmesine gerek yoktur; ancak ısrarla öğrenmeyen, tekrar tekrar denenmişi başka kişilerle uygulamaya çalışanlar tarihin size öğretmek istediği ile yüzleşmek durumunda kalırlar.

Öğreneceksin!

Daha doğrusu, öğrenmeliydin!

Fenerbahçe’nin Başkanı Cumartesi günü Trabzon’da çok ağır sözlü, neredeyse fiili saldırıya muhattap oldu. Oysa geçen sezon aynı stadyumda Tranzonsporlu taraftarla birlikte maç izlemişti.

Peki ne değişti?

Bu soruyu Türkiye’ye sorarsanız değişen Ali Koç’un kendisidir.

Zaten bütün Fenerbahçeliler böyledir.

Ali Şen de 1980’li yılların başında başkan olduğunda tüm Türkiye’ye sempatik gelmişti. Sonra değişti. Ta ki Aziz Yıldırım Başkan olana kadar.

Şimdi yine Türkiye Ali Şen’i çok seviyor. Hele Aziz Yıldırım dönemini eleştirdiği zaman eski Başkan’ı yere göğe sığdıramıyordu.

Aziz Yıldırım, görevi Ali Şen’den devraldığında Fenerbahçe Federasyon ile kavgalıydı, medya ile kavgalıydı, hatta tribünlerde “sandıkta görüşürüz” diye pankart açacak noktaya gelinmişti, siyaset ile kavgalıydı, yayıncı kuruluşla kavgalıydı. Takımı sahadan çektiği için bir sene Kupa’ya katılmama cezası almıştı.

Aziz Yıldırım, normalleşme sözü vererek göreve geldi.

Sonra Aziz Yıldırım içinden Türkiye’nin yakından takip ettiği Aziz Yıldırım çıktı.

Peki ne oldu?

Ne değişti?

Bu Fenerbahçeliler göreve gelinceye kadar gerçek yüzlerini saklıyorlar mı?

Ali Koç?

Fenerbahçe yönetimi eski yönetiminin hesap ve harcama hatalarını konuşarak geçirdi geçen sezonu. Fenerbahçe’nin altından kalkamayacak derecede büyük borç yükünün temel sebebi buydu.

Ali Koç ve yönetimi sözleri bağlamında haklıdır.

Mesela önlerine koyulan borç yapılandırması sözleşmesini imzalamadılar. Ancak geçmiş yıllarda TFF’nin harcama limiti gibi bir kriteri yoktu, bu sezon da olmasaydı süreç nasıl işlerdi bilemiyorum. Rakiplerin bu kadar rahat bir şekilde transfer yapabildiği bir ortamda onların da yeni borçlar alarak, şampiyon olmak pahasına transferler yapabileceğini tahmin etmek zor değil.

Çünkü çevresel koşullar sizi bir şeylere zorluyor.

Buyrun rekabet ortamı; eşit mi?

Nasıl hareket edeceksiniz?

Camianızdan başkasına dert anlatabiliyor musunuz?

50 senedir aynı replikle konuşan kişiler Vedat Muriqi’ı gördüğü ikinci sarı karttan ötürü “tarihin gördüğü en ahlaksız futbolcusu” ilan edecek noktaya getiriyor.

Demek yaşanarak öğrenilmesi gerekiyormuş.

Olan oldu.

Bundan sonra anlatacaklarının, söyleyeceklerinin ne kadar önemi kaldı, bilmiyorum; sorun şu ki Kruse o golü atacak.

Kruse’nin o golü atması için Alman oyuncuyu hafta içinde nasıl hazırlayacağını Ersun Yanal biliyor.

Fenerbahçe’nin bu saatten sonra her olaya karşı bildiri yazma lüksü kalmadı.

Yerde yatan oyuncuyu ayağıyla dürten, taciz eden futbolcuyu görmeyen bir futbol kamuoyu ile karşı karşıya olduğunu unutmamak gerekiyor.

Topu sahada oynayacak ve kalan 14 maçın hepsini kazanmanın sportif yollarını arayıp bulacak.

Sezon başından beri Ersun Yanal’ı bu nedenle çok eleştirdim. Ancak Ersun Yanal bu takımı böyle bir ortamda şampiyon yaptığında başarıda en büyük payın kendisi olacağının da hakkını teslim edeceğimi şimdiden söyleyebilirim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1912
Toplam yorum
: 2001
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1334
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster