Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '17

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
72
 

KT 92: "Abla", Köydeki İnternet Kafede, Bloguna Kavuşmanın Neşesini Yaşar

On gün aradan sonra, sağ elinin işaret parmağını kullanamadığı için orta parmağıyla yazarken tuhaf bir manzara arz etse de "abla", köydeki internet cafede, bloguna kavuşmanın neşesini yaşar!

Yörük diye köylüsünün konuşmadığı, kendisine hiç yatırım yapılmamış Ayşe Hanım* 9 Kasım'da ölür. Ertesi gün kaldırılan cenazesine 20-25 kişi katılır, haberi "abla"ya veren marketçi Rıza'nın karısı "belki" der "fırtınadan, çok az insan vardı..."

5 gün sonra aldığı/beklenen bu ölüm üzerine "abla" eve dek ağlar, Ayşe Hanım'ın öldüğüne mi, kendi kaldığına mı belli değil!

10 Kasım'da iki saat daha sürse tufan provası olacak lodos fırtınasında soba boruları uçan "abla" yağmur arasında komşusunun ahşap merdivenini alıp bakmak üzere çatıya çıkmaya niyetlenir. Kayma eğilimindeki merdiven eğilime uyar "abla"yla beraber düşerler: Üzerine ufak ufak atıştıran yağmurda, yattığı yerde "abla"nın ilk düşüncesi "lütfen, bir yanım kırılmamış olsun, LÜTFEN!" Şiddetle yere çarpan bedeninin en acıyan parçalarını, sağ ayak bileğini, sağ elinin parmaklarını yavaşça oynatır, güzel! bir şey yok gibidir; hemen kalbini de yoklar sıcağı sıcağına, kırılmış mı? "abla" kendine acıyor mu? Çok şükür hayır!... İkinci düşüncesi; "biri olsa, eee pes yani!, ıslak yere merdiven konur mu?, şöyle yapsaydın ya..." falan demeyip, sadece kaygıyla/şefkatle gelip sarılsa, onu yerden kaldırsa... "Abla" yaşamsal temel güdülere bir tane daha ekler içinden; nazlanma içgüdüsü!

11 Kasım'da telefon ve ADSL bağlantısı kesilir, gelen teknik adam modemle ilgili acı haberi verir; "abla"nın dış dünya ile tek bağlantısı yeniden açılan telefon ve 4-5 gün sonra topallaya topallaya gidebildiği marketçi Rıza'dır artık...

İzleyen günlerde B Planı'na geçer "abla"; önce kitap fuarından aldığı İhsan Oktay Anar'ın Suskunlar'ını okur, çok güldüğü bir bölümü aktarmadan geçemez: (sayfa 101) "...Kendisine gelen çağrıyı takip eden Eflatun, kürkçü dükkanlarından sonra, emekli olmadan önce bir paşanın konağında haremağalığı yapan ama paşanın cariyesi bir zenci bebek dünyaya getirince, hekim tarafından yapılan muayenede zebbinin olanca görkemiyle halâ yerinde durduğu tesbit edilmiş bir zenci olan Hadım Yaşar Ağa'nın, iki katlı ve eskice evini önüne geldiğinde, yine sağa sola bakındı. Bir zamanlar tüm Kostantiniye, tekrar tekrar iğdiş edilmesine rağmen adamın zebbinin her defasında yeniden çıkıp apış arasında peydâ olduğunu, hattâ aynı cariyeyle bir kez daha uygunsuz vaziyetteyken kapı yumruklanmaya başlayınca korkusundan, ürkmüş kertenkele nasıl ki kuyruğunu bırakıp kaçarsa, bu adamın da zebbini, artık her neyin içindeyse orada bırakarak, öfkeli paşa tarafından boğazlanmaktan kurtulduğu söylentisiyle çalkalanmıştı..."

Bir gece önce Moviemax'de izlediği filmden sözetmese hiç olmaz! Ahmaklar diye Türkçe bir isim verilen ve bu tarz uyduruk isimleri sinemada da özenden uzak bulan "abla", sırf adı yüzünden, filmin künyesini okumasa, MTV'nin Beavis ve Butt-Head'in yaratıcısı Mike Judge'in yönettiği, orijinal adı Idıocracy olan filmi hiç izlemeyecek! 500 yıl sonrası, TV, seks, tüketim... ile aptallaş(tırıl)mış Amerikan Toplumunun muhteşem bir öngörüsü/komedisidir film. Orta halli kütüphaneci (Luke Wilson) ordu deneyinde uyutulup, unutulup 500 yıl sonra uyandığında toplumun en akıllısı olarak bulur kendini... Müthiş detaylarla bezenmiş geri planı dolayısıyla ZAZ filmlerini hatırlayan "abla" filmi pek beğenir.

Şiddet üzerine, okuduğu diğer kitap Kritimu (Giritim benim) üzerine yazmak istediklerini bir sonraki yazısına bırakır "abla"; planı, arada köye inip postasına bakmak ve yazmak üzere bir zaman daha işletmecisinin sigara içtiği, ağırlıklı müşterisini ufak ilkokul çocuklarının oluşturduğu internet cafeye devam etmektir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

...İhsan'ın ismini görünce bir tuhaf efkâr basar...tüm İzmir ve hatıralar gelir gözümün bebeğinde durur...Karşıyaka'daki evleri ve odası gelir aklıma ...ve sohbetler...ama küçük yazı masasını dayadığı duvarda kurşun kalemle ve tersten ve kargacık burgacık bir yazı vardı...ilk bakışta görmüştüm ve üç kişiydik...şaşırmıştı :)))...*ya yaz ya geber!* - Ferit Edgü'nün sözüydü...neyse ki yazdı hem de güzelce ve iyi ki yazdı...*son gittiğimde göremedim seneye garanti :))...*...Şöyle ki="!rebeg ay zay ay"...hafızam benim hüzünlü Lanetim :)))...saygıyla...

nedim üstün 
 19.08.2017 16:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 591
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 43
Kayıt tarihi
: 27.07.15
 
 

İstanbul'da 20 yıldan fazla, tasarımcı grafiker olarak çalışırken bir kız çocuğu da yetiştiren "a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster