Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '13

 
Kategori
Uzay
Okunma Sayısı
2525
 

Kuantum dünyasının Planck uzunluğundaki sonsuz küçük evreninden evrenin ötesine yolculuğa var mısınz

Kuantum dünyasının Planck uzunluğundaki sonsuz küçük evreninden evrenin ötesine yolculuğa var mısınz
 

Evrenin gözlemlenebilir büyüklüğü, 10 üzeri 27 metre gibi aklın havsalanın alamayacağı bir mertebeye tekabül eder.


Bu metnin içeriği üzerinden sizi çok heyecanlı, çok zevkli ve çok öğretici bir geziye davet ediyorum. Evet, evrenin en küçük niceliğinden, kosmosun en minicik parçasından, evrenin tamamına (ve belki de evrenin ötesine?) doğru bir seyahat olacak bu. Üstelik de, görsel bir şölenle birlikte yapacağız mikro-kosmos’tan makro-kosmos’a doğru olan bu görkemli seyahati. Ama önce, bu seyahatimize dair bazı minik hususları paylaşacağım.

Planck uzunluğu (niceliği) evrendeki en kısa mesafedir (niceliktir).

Hakikaten akıl almaz derecede küçük olan bir niceliktir bu ve teknik olarak şöyle yazılır:

1.616 x 10-35.0 metre, yani, 10 üzeri eksi 35 metre[i]

Planck uzunluğu, sağduyumuzu zorlayan şeylerin ortaya çıktığı micro - fiziksel olgu ve süreçleri izlemeye çalışırken karşımıza çıkar ve kuantum fiziğinin de merkezi unsurlarındandır.

Gündelik hayatımıza dair olan 1 – 2 çok basit olay üzerinden Planck uzunluğunu somutlaştırmaya çalışacağım.

Bir şeyi tuttuğumuzda, aslında o şeyi kelimenin gerçek manasıyla tutmayız, tutamayız. Elimizin, tuttuğumuz(u sandığımız) nesneye değen atomlarının elektronlarıyla, tuttuğumuz(u sandığımız) nesnenin elimize temas ettiğini sandığımız atomlarının elektronları birbirlerini iterek aralarında Planck uzunluğu kadar bir mesafe (boşluk) oluşmasına neden olurlar.

Bu yazıyı okurken kuvvetle muhtemeldir ki oturarak yapıyorsunuzdur bu kıraat eylemini. Oturarak dedim ama, aslında ne sizin, ne de yeryüzündeki bir başkasının, kelimenin gerçek anlamıyla söyleyecek olursak, oturmasına imkân ve ihtimal yoktur. Zirâ, oturduğunuzu sandığınızda, oturduğunuz yere değen vücut ya da elbise atomlarınızın en dış yörüngesindeki elektronları, oturduğunuzu sandığınız nesnenin en dışındaki atomların elektronlarıyla birbirlerini iterek, aralarında yine Planck uzunluğu kadar bir boşluk kalmasına neden olurlar.

Demek ki neymiş, evrende hiçbir canlı ya da cansız nesne, birbirine gerçek manada temas edemezler.

Öyleyse, el ele tuştan sevgililer, ya da annesinin göğsünde uyuyan bebekler de, aslında, birbirlerinden Planck uzunluğu kadar bir mesafede dururlar.

Mikro-kosmosdaki bu ilginç kuantum etkisinden, büyük bir sıçrama yaparak, kozmik boyuta, hatta, kosmosun da ötesine geçmeye hazır mısınız?

Öncelikle şunu belirteyim: gözlenebilen evrenin çapının büyüklüğü, kabaca, 13.8 milyar ışık yılı, ya da 1027.0  metre mertebesindedir.

Makro kozmosun bu akıl almaz büyüklüğünü, yukarıda paylaştığımız mikro kosmosa ait olan değerle birlikte ele aldığımızda, insanoğlunun ebatlarının, aşağı yukarı, bu kozmik skalanın ortalarında bir yere isabet ettiğini söylemek mümkündür. Bir diğer deyişle, insanın evrenle nispetle büyüklüğü, evrene ait olan büyüklükler hiyerarşisin kabaca ortasına tekabül eden bir mevkii işgal etmektedir.

İnsanın, evrensel büyüklük skalasında, (en küçükle en büyük arasında) aşağı yukarı ortalarda bir yeri işgal ediyor oluşu; fiziğe, onun bir alt disiplini olan kozmik fiziğe ve astronomiye dair olan bu metnin tam da burasında, felsefenin varlıkbilim (ontoloji) disipliniyle, teolojiye dair de konuşabilmemiz olanak tanımaktadır.

İnsanı ‘Eşref-i Mahlûkat’ olarak kabul eden İbrahimi gelenek, evrenin (mevcudatın, mahlûkatın, yaratılmışların tamamının) insan için var edildiğini vazeder. Tek tanrılı dinlerin bu yaklaşımı, kozmik fiziğin antropik ilkesi (insancı umde, insan merkezli prensip) tarafından da zımnen benimsenir. Modern fiziğin yukarıda paylaşılan kozmik büyüklükler skalası da, teolojinin ‘insan için yaratılmış evren’ anlayışıyla, kozmik fiziğin antropik ilkesini besleyen leitmotiv’lerdendir.

Yukarıda, ‘evrenin ötesine geçmek’ tabirini kullanmıştım. Bu ifade, hem çok ciddi felsefi tartışmalara kapı açmakta; hem de, fizik gibi deneysel ve pozitif bilimlerin iştigal sahası dışına taşan ve metafiziğin faaliyet alanına giren bir sorunsala ve problem alanına nispet etmektedir.

Her şeyden önce, yeterli teknolojik imkânlara kavuşmuş olsak ve, yanı sıra, kütlesi olan nesneler için evrensel bir kısıt olan ‘ışık hızını geçememek’ prensibini de askıya (ya da paranteze) alma şansımız (opsiyonumuz) olsa, bu durumda bile, evrenin dışına çıkmaktan bahsetmek problemli bir yaklaşım olurdu. Zîrâ, o durumda, evrenin dışına çıkması söz konusu olacak olan insanın, uzay gemisinin ya da bir 'x' nesnesinin bizatihi kendisinin de evrenin bir parçası olması nedeniyle, bunlar, aslında evrenin verili hudutları dışına çıkmamış, aksine, evrenin sınırlarını, evrenden uzaklaştıkları oranda genişletmiş, büyütmüşler demektir.

Öte yandan, evren sonlu ise, yânî, dışında sadece ‘hiç’, ya da ‘hiçlik’, ya da ‘mutlak boşluk’ varsa; bu durumda, bunu tartışmak bilimin değil, metafizikle dinin ilgi alanına girer. İnsan idraki, şuuru, algısı; ‘hiç’i, ‘mutlak boşluk’u ve ‘mutlak yokluk’u kavrayacak kapasitede ve kabiliyette değildir.

Kuantum fiziğinin temel yapı taşlarından olan evrenin en küçük niceliğinden, Planck uzunluğundan başladığımız o heyecanlı kozmik seyahatimizi, düşünsel platformda da olsa, evrenin sınırları dışına kadar taşıdık. Böylece, bilimle metafizik ve teolojinin müşterek alanına dair bir entelektüel efor sarf etmiş, bir çeşit ‘zihni idman teşebbüsü’nde bulunmuş olduk.

İmdiii, bu kadar lâkırdı yeter, ya da, ‘kifayeti muhabbet’ diyor ve sizi, bu yazım boyunca çıkaracağıma söz verdiğim o müthiş kozmik geziye davet ediyorum efendim.

Hazır mıyız? Öyleyse, lütfen tıklayınız: http://htwins.net/scale2/


[i] 1.616 ifadesindeki noktayı, ilgili büyüklüğün tam ve ondalık kısımlarını birbirinden ayırmak için kullandım. Fiziksel niceliklerin matematiksel olarak ifadeleri sırasında, bunların tam ve ondalık kısımlarının ayrılmasında nokta mı, yoksa virgül mü kullanılacağı konusunda bilim literatüründe ne yazık ki bir konsensüs sağlanamamıştır. Çeşitli pozitif bilimlerin notasyonunda, bu ayırma operasyonuna yönelik olarak kâh nokta ve kâh virgül kullanıldığına, ama çoğunlukla da virgülün tercih edildiğine şahit olmaktayız. Doğrusu ben, noktayı tercih edenlerdenim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 293
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1409
Kayıt tarihi
: 29.08.11
 
 

1958 Fatih / İstanbul doğumlu. Etiler Lisesi ve İTÜ Maden Fakültesi Petrol Mühendisliği Bölümü me..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster