Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '06

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
5202
 

Kuantum fiziği ve biz

Kuantum fiziği ve biz
 

Kuantum Fiziği yaşamımızı yönlendirmekte bize yol gösterebilir mi?

Başlarken sayın okuyucuyu uyarmalıyım, bu yazıyı kaleme alan kişi; ne başkalarının hayatlarını düzene koymak gibi niyet ve iddiası olan, ne de bütün felsefe bilimini okumuş, ya da Sufizmin (kuantum fiziği ile bazı noktalarda koşutluk görülüyor) mistik yönlerini özümsemiş biri değildir. Bu yazı yakınlarım için kaleme alınmış bir memorabilia olmakla birlikte, yine de meraklı okuyucu için olumlu yaklaşımlar sağlamasını umduğum ve konu bana gerçekten ilginç geldiği için paylaşmak istediğim bir makaledir.

Zaten Kuantum kuramcısı, bilim adamı John Wheeler bile: “ Bizler sadece gözlemci değiliz, olanları anlatma hakkımız olduğu gibi, oluşturan da yine bizleriz.” demektedir.

Kuantum Fiziği nedir?
20 yüzyılın başında, fizik biliminin altın devrinde, her biri birbirinden ünlü ve saygın bilimcilerce ortaya atılan bir teori, fizik ve felsefe dünyamızı çok derinden etkilemişti. Gerçekten de kuantum fiziği, fizik ile felsefe biliminin bir arada yürüdüğü yeni ve eşşiz bir bilimdi.

Konudan ilk bahis, Max Planck'ın 1900 yılında Kara Cisim radyasyonu üzerine
çalışırken ışığın “kuantum” dediği enerji paketçiklerinden oluştuğunu
bulmasıyla başladı. Bulduğu formül, ışık enerjisinin dalga paketleri halinde
aktarıldığını ifade ediyordu.

Akabinde Einstein 1905 yılında yayımladığı makalelerinden birinde olayını basit olarak şöyle izah ediyordu: Metal bir yüzeye düşürülen ışık, yüzeyden elektron koparır. Koparılan elektron, devrede bir akım meydana getirir. Fizikçiler, bu elektronun hızının şiddetinden bağımsız olmasını anlayamıyorlardı. Kopan elektronun hızı, ışığın rengine yani dalga boyuna bağlı olmalıydı.

Einstein, ışığın aslında dalga olmayıp fotonlardan, yani kuantum paketçiklerinden oluştuğunu öne sürerek sonuca açıklama getirdi. Buna göre metal yüzeyden kopan elektronun hızı, kuantum paketçiğinin enerjisine veya frekansına bağlıdır. Işığın şiddetini artırmak, sadece kuantum paketçiklerini artırmak anlamına geliyordu. Dolayısıyla, ışığın şiddetini artırmak, yüzeyden koparılan elektron miktarını çoğaltır fakat, elektronun yüzeyden ayrılma hızına etki edemezdi.

Böylece Einstein, ışığın bir dalga olmayıp, parçacıklar (fotonlar) topluluğu
olması gerektiğini öne sürdü.Gerçi Einstein çok sonraki dönemlerinde sahibi olduğu rölativite kuramının önemini küçültmemek için Kuantum Fiziğine uzak durdu ama bu çok önem taşımıyordu.

Işığın parçacık gibi davranabileceğinin kesin delili, 1922’de Compton tarafından bulundu. Compton, yaptığı deneyde, fotonun momentumu varmış gibi parçacık hareketi yaptığını gözlemledi.

Diğer bir Nobel ödüllü bilim adamı olan Niels Bohr, 1913’ te atom yapısına ilişkin günümüzde de kabul edilen bir teori oluşturdu. Bu teori, Planck’ın orjinal kuantum teorisi, Einstein’in ışığın foton kuramı ve Rutherford’un atom modellerinin
fikirlerinin bir birleşimiydi.

Louis Victor de Broglie(1892-1987) ise, o kadar açıkça bir dalga olduğu görülen ışık bazen bir parçacık gibi( foton) davranabiliyor ise, o zaman, açıkça bir parçacık
olan elektron da bazen bir dalga gibi davranabilir diye düşündü.

De Broglie, doktora tezinde, fotonların dalga ve tanecik özelliklerine sahip olmalarından dolayı, belki bütün madde biçimlerinin tanecik özellikleri olduğu kadar, dalga özelliklerine de sahip olacakları tezini ileri sürdü.

Yani elektronlar, hem tanecik hem dalga olarak ikili bir doğaya sahiptiler. Her elektrona, ona uzayda yol gösteren veya “yörünge çizen” bir dalga eşlik ediyordu. De Broglie bu savı ile 1929 yılında Nobel ödülü aldı.

Diğer bir bilim adamı Erwin Schrödinger ise "Dalga Mekaniği"ni bulguladı ve çeşitli
sistemlere uyguladı.

Dalga mekaniği, fizikçiler, fiziksel kimyacılar ve kimyacılar için bir temel referans oluşturdu. Kimyasal valans, kimyasal bağ ve moleküler orbital hesaplarında dalga mekaniği yöntemleri çok başarılı uygulanma alanları buldu.

Böylece 20. Yüzyılın ilk 30 senesi kuantum kuramı oturmuştu.

Sonraki yıllarda Dirac, Pauli ,Born,Hawking gibi çok tanınanların yanında sayısız bilim adamı kuantum mekaniği ve dinamiği alanlarında teoriler kurdular.

Bu noktadan itibaren,yani kuantum fiziğinin olgunlaşmasıyla birlikte, kuantum mekaniği de bilimin felsefeye yönelen bir kolu gibi doğdu.

Temelde kuantum mekaniği, atom altı parçacıklarının fiziksel yapılarını ( Konum, momentum,...gibi), matematiksel bazı denklemlerle açıklama sistematiğidir. Fizikçilerin söylemlerinden ve tezlerinden bazılarına yer vererek bu evrene giriş yapmaya çalışalım!:

Kuantum Teorisinde bir parçacığın çeşitli durumları vardır. Örneğin bir elektron birbirine benzeyen ama farklı rotalar çizer. Evrenimiz, yaradılış patlaması sırasında, iki tip içerik ve tutarlılığa dönüşmüştür. Birincisi, maddi cisimler, ikincisi göremediğimiz kuvvet alanlarıdır. Büyük patlamada açıga çıkan toplam enerji de varlıklar ve alanlar olarak ikiye ayrılmıştır. İkincisi, yani alanlar, sanal evreni (soyut evreni) yapılandırmıştır. Bu durumda (parçacık-kuvvet) düalitesi sanal evrenlerde de mevcuttur.

Fizikçi Nick Herbert, dünyayı “sadece baktığımız zaman madde görüntüsü veren,
aslında durmaksızın akan bir dalga çorbası” olarak ifade etmektedir. (Sanki Midas’ın dokunduğu her şeyi altın yapan elleri gibi...)

1963'te Yeni Zelandalı matematikci Roy Kerr, Einstein'in denklemini
bir karadelikle bütünleştirdi. Zaman akışı karadeliklerle dolu idi. Orada
bükülerek girdaplaşıyor yani dönmeye başlıyordu. Halkanın "Olay Ufkunun" hızı
arttıkca da Schrodinger'in, "Santrifuj Gücü" teorisine göre zaman, çekim
alanının gittikce artan gücü sonunda eziliyordu.Tam bu noktada uzay/zaman -bir
iç uzay tüneli oluştururcasına- bükülerek girdaplaşıyordu. Meydana gelen
tünelin içine girebilen birisi olmuyor, fakat başka bir alternatif evrene
geçebiliyordu. Buna "Tırtıl Deliği" dendi. Daha sonraları Einstein'in
denklemlerini çözmeye yönelik yüzlerce "Tırtıl Deliği" denklemi geliştirildi.

Tırtıl Delikleri, uzayın iki bölgesi arasında ilişki kurduğu gibi, iki zaman
arasında da ilişkiyi sağlıyordu. Tırtıl Delikleri, "Süper Sicim" durumu yani Süper Simetri çekim alanlarındaki kuantların iplikler halinde uzayda sonsuza dek uzamasının bir aksiyonu idi. Ve uzay-zaman bükülmelerinin tek sorumlusuydu.

Tırtıl Deliğine girebilen bir kişi, başka evrene ya da kendi evreninin çok
uzak bir köşesine anında ulaşabilme imkanına sahip olabilir.

Solucan deliği teorisini göz önüne alırsak bu teoriyle galaksinin merkesinde
olduğu varsayılan bir karadelik tekilliğinden geçerek galaksinin en dış
spiralinde yer alan bir yıldız sistemine çok kısa zamanda geçilebileceğimiz
düşüncesi ifade edilmektedir. Bu karadelik astronomik ölçekte bir solucan
deliği tüneli olarak işlev görürür.

Daha iyi anlaşılması için kült film Seti'den bir örnek verelim: Bu film'de usta oyuncu Jodie Foster'in canlardırdığı karakter, uzaydan gelen şifreler temel alınarak yapılmış bir aygıtın içine girerek dünya saati ile birkaç saniye ama kuantların dünyasında 18 saat süren bir yolculuğa çıkar, bir uzay solucanının içinde farklı boyuta geçerek ölmüş babasının kendi yaşlarındaki haliyle bağlantı kurar..!

Özetle,Kuantum ile ilgili ilkeleri şöyle sıralayabiliriz;

* Her parcacık aynı zamanda Dalgacıktır:
Kuantum Teorileri evrende herşeyi parçacık olarak görür.
Fizikçileri şaşırtan bir başka çok önemli konu da, mikro evrende yada atomik boyutlarda maddenin ve ışığın dual (ikili) karakteridir. Diğer bir deyişle madde yani tanecik bazen dalga karakterine bazen de tanecik karakterine bürünür. Aynı dual karakter ışık için de net bir şekilde gözlenmiştir. Işık bazen tanecik yani foton gibi bazen de dalga gibi davranır. Ancak ya biri yada öteki duruma hakimdir. İkisi de aynı anda varolamazlar.

* Kuantum Durumu:
Evrene (Kuantum Durumu) ya da (Kuantum Davranışı) olarak bakabiliriz.Enerjinin aslında sürekli olmadığı fikri ilk kez kuantum fiziğinin en önemli kurucularından biri
olarak anılan Max Planck tarafından 1900 yılındaki fizik kongresinde ortaya
atılmıştır. (Enerji = n h f ….burada n bir tam sayı, h Planck sabiti olarak
adlandırılan evrensel bir sabit ve f de frekanstır.) Bu düşünce o güne kadar var
olan düşünceleri temelden sarsmış ve yeni bir dünyanın yani kuantum dünyasının
doğmasına neden olmuştur. Madde yani kütle mikro dünyada kuantizedir yani madde belli noktalarda bulunan atomlardan meydana gelmiştir. Einstein’ın “Enerji ile kütle eşdeğerdir.” ( E=mc2 ) ifadesi ile bu fikir birleştirildiğinde enerjinin
kuantize olması gerektiği hemen anlaşılabilir.Madde ve enerji aslında aynı şeylerdir: Artık hakkında hiçbir kuşku bulunmayan bu kesin gerçek bizi daha sonra momentum, konum, hız ve açısal momentum gibi bir çok kavramın mikro dünyada kuantize olduğunu keşfetmemizi sağlamıştır.

* Belirsizlik İlkesi:
Kuantum düzeyinde "ışık hızı" yasağı nedeniyle sistemlerin durumları
belirlenemediğinden "Belirsizlik İlkesi" hakimdir.Olasılıklar fikri daha sonra
Heisenberg’i olasılıkların olduğu yerde belirsizlikler de vardır fikrine
götürmüş ve kendi adıyla anılan yine çok önemli bir yasa olan belirsizlik
ilkesini ortaya koymasını sağlamıştır. Artık yapılan ölçümler kesin değildir.
Her ölçümde bir belirsizlik vardır. Eğer siz örneğin elektronun konumunu ve ona
bağlı olan hızını ölçmek isterseniz, konumu ne kadar doğru ölçerseniz o ölçüde
hızını ölçemezsiniz yada hızını ölçmedeki belirsizlik artar. Bu belirsizlik
sadece mikro evrende etkili olabiliyor. Makro evrende belirsizlik çok küçük
olduğu için hiçbir etkisi yok biz bunu doğal olarak algılamıyoruz.

* Üstüste gelme İlkesi:
Bir sistemdeki durumlar üstüste geldiğinde, başka yeni olasılıklar meydana
gelir. Gizli değişkenler gibi.

* Nesnel Olasılık:
Yani herşey rastlantıdır.Bu kurama göre artık hiçbir şey eskisi kadar kesin
değil yada hiç kesin değildir. Ancak bazı olasılıklarla tanecikler belli
yerlerdedir.

* Correlation:
Tıpatıp davranış olgusu.Kuantum fiziği ile klasik fizik arasındaki ilkeler ve yasalar bu denli çelişkili olduğuna göre acaba nerede ve nasıl bu ikisi kesişebilir diye bakıldığında ise şu sonuç net olarak bulunmuştur. Kuantum fiziği yasalarından klasik fizik yasaları elde edilebilmektedir (tümevarım ilkesi). Yani mikro dünyanın verilerinin birleştirilmesi ile makro dünya hakkında bilgiler elde edilebilmektedir. Bu tersinir olmayan bir ilişkidir. Yani makro dünya (klasik fizik) yasalarından
mikro dünya (kuantum fiziği) yasaları elde edilemez.

* Gecikmeli Secim:
Bu, beş boyutlu uzay-zaman kavramı kapsamındadır. Yalnız fotonlar değil, her
parçacık (nötronlar, elektronlar, protonlar) tünel aracılığı ile
(Parçacık-Dalgacık) özelliklerinden birini seçip kullanabilirler.

* Super İletken Halka:
Kuantlar arasındaki bir tünel ucu, parçacığın varlığını belirtir. Kuantum fiziğinin diğer bir çok önemli gözlemi tünel olayı olarak isimlendirilen olaydır. Bu olay bize mikro dünyada örneğin bir elektronun olmaması gereken yerde bulunabileceğini göstermiştir. Klasik açıdan bir elektron kendi enerjisinden büyük bir duvarı aşarak duvarın arka tarafına geçemez. Oysa kuantum mekaniksel denklemler ve gözlemlerimiz göstermiştir ki, bu mikro dünyada her an gerçekleşen olağan bir olaydır.

Karadeliğin çekim alanının ardında Süper Uzay vardır. Oradan Takyon Evrenine
ulaşılır. Takyon Evreni "Öz Enerji" evrenidir. Orada parçacık namına hiçbir
şey yoktur. Bir ucuna dokunulabilinse, aynı anda her tarafına dokunulmuş olur.
Takyon Evreninin bir milimetre kübünün birbucuk trilyonda biri değerindeki
parçacık, evrenimizi meydana getirmiştir.

Mutlak soğugun bir derece ötesi, takyonun en sıcak derecesidir. Bu durumda
kütle sonsuzdur. Maddeyi enerjiye çevirerek kütlesini sonsuzdan sıfıra
dönüştürür. Nötron yıldızının karadeliğe dönüşmesinin nedeni budur.

Karadeliğin ötesinde antimadde dünyası vardır.Takyon evreni diye adlandırılan bu evrende zaman yoktur,sonsuzluk vardır, belki de mükemmellik vardır!
Tekrarla, kuantum fiziği atomaltı parçacıklarının klasik fiziğin açıklayamadığı kosmosunu irdeler.

Buraya kadar olayın ansiklopedik bir özetini vermekle birlikte asıl girmek istediğimiz konu Kuantum fiziğinin felsefi boyutu ile ilgilidir.

Bu derinliği yakalayabilmek için çoğumuzun ne vakti ne algılayacak bilgisi olmadığından, kısa geçişler yaparak bu fenomenin bizim düşünce dünyamızda bize ne tür bir fayda sağlayacağı şeklinde sıradan ve doğal olarak biraz çıkarcı bir beklentiyi karşılayacak geçişler yapmak zorundayız.

Sonuçta hiç birimiz bilimsel bir makale yazmak durumunda değiliz, başkalarının satır aralarında söylediklerini veya bilimsel şifreler ardında gizledikleri savlarını keşfetmektir amaç!

Birey olarak hepimizin temel arzu ve isteği mutlu olmaktır. Bütün o para,mal,şan,şöhret,iyi ve güzel bir eş ve çocuklar isteği hep sonunda mutlu olmak amacına çıkar.Peki bir bilim dalının benim şahsi mutluluğuma nasıl katkısı olur? Bu mümkün müdür?

İşin içine felsefe karışınca, sorunun cevabı evet olmalıdır.. Çünkü bu konu ile ilgili bir kaç yazı ve belgesel izleyince, kuantum fiziği ile insanlık tarihinin başından beri süregelmiş teoloji ile, felsefe tarihinin doğruları ile,felsefenin şahsımca en gelişmiş noktası varoşluşçu düşünce ile ciddi paralellikler kuruyorsunuz.

'Düşünüyorum, öyleyse varım!'(Descartes)
'Hepimiz bir algılamanın ürünüyüz!' (Sartre?)

Atomaltı parçacıklarının dünyasını kocaman bir enerji okyanusu olarak düşünmek gerek. Ama bu okyanusda bütün kuantlar birbiriyle ilişkili, hepsinin birbiri ile bağlantısı var, bu nedenle her bir eylem ve düşünce birbirini etkiliyor! Çevremizdeki evrenle sürekli bir iletişim içindeyiz ve kuantum dalgaları vasıtasıyla sürekli olumlu veya olumsuz duygularımızın yansımaları ile karşılaşıyoruz!

Büyük derinlikli kuantum fiziği denizinin bir kenarından,bu bilimle ilgili formal bir eğitim almadan,ortalama bir zeka ve akıl gücü ile ve büyük zaman kullanmadan, bunun bizim nisbeten basit hayatlarımızı nasıl etkileyebileceği konusuna buradan girmek durumundayız.
Çevremizde gördüğümüz cansız bütün maddelerin artık enerjinin bir formu olduğunu biliyoruz.Ve varlıkların tümü atom altı boyutlarda enerji dalgaları ile birbirleri ile etkileşiyorlar..

Ve idrak sahibi olan bizler, insanoğlu farkında olmadan çevremizdeki cansız diye nitelediğimiz bu dünya ile olumlu veya olumsuz etkileşiyoruz. Bu konuda yapılan ve çoğu kişi tarafından en çok bilinen deney, su moleküllerinin insan düşüncelerinden nasıl açık bir şekilde etkilendiğini gösterir!

Ünlü Japon bilimadamı Dr.Masaru Emoto; 'Sudaki Gizli Mesajlar' adlı ve bir fenomen haline gelen çalışmasında, bildiğimiz suyun insan duyguları ile nasıl etkileşimde olduğunu,düşünceleri hatta kelimeleri tarafından nasıl etkilendiğini şaşırtıcı şekilde örnekliyor!Özel bir mikroskop altında donma evreleri fotoğraflanan su damlaları, klasik fizik ötesi diyebileceğimiz dış etkileşimler altında değişik kristalleşmeler gösteriyorlar.Başlangıç olarak çevre kirliliğinden etkilenmiş sulardan alınan damlalar donduruluyor, donma evresinde beklenildiği üzere kristalleşme olmuyor. Sonra Japonya'daki çevre kirliliğinden etkilenmemiş bazı su kaynaklarından alınan su damlaları inceleniyor, donduktan sonra mükemmel kristal formasyonu meydana getirdikleri görülüyor.Devamında deneyin daha ilginç safhalarına geçiliyor; suyun donma sırasından insanların olumlu veya olumsuz duygularından nasıl etkilendiği, iyilik ve güzellik etkisi altında iken mükemmel güzellikte kristaller oluştururken, kötü hisler,kızgınlık,düşmanlık,kıskançlık ve bilumum kötü hisler etkileşiminde bozuk kristaller oluşturması veya hiç kristalleşme görülmemesi fotoğraflarla tesbit ediliyor.Başlangıçta iyi kristalleşme yapmayan saf olmayan bazı su örneklerinin, Beethoven veya Mozart müziği ile veya dua eşliğinde güzel kristalleştikleri görülürken, saf su örneklerinin ise Hitler gibi olumsuz isimlerle veya nefret ifade eden kelimelerin etkisiyle bozuk kristal yaptıkları tesbit ediliyor.Daha da ilginç olanı, dua etkileşiminin uzaklık ve zamandan bağımsız oluşabilmesi. Masaru iddiasında Rusya'da yapılan duanın etkilediği damlacığın Japonya'da çekilen mikro fotoğrafında aynı yakın mesafe etkileşimi gibi sonuç verdiğini belirtiyor.Dr.Emoto bildiğimiz kadarıyla Kuantum etkisinden bahsetmese de, bütün bu konunun kuantum fiziği çerçevesinde olduğu şüphesiz.Kendisi özetle, insan vücudunun çok önemli bir kısmının sudan oluştuğunu, dolayısıyla su insan ve çevrenin olumlu ve olumsuz etkileşiminden bu kadar kolay ve açık etkileniyorsa, bizim etkilenmemizin de kaçınılmaz olduğu iddiasındadır!

Kuantum fiziği diyor ki, evrende her varlık birbiriyle iletişim halindedir,hatta şimdiye kadar cansız olarak nitelendirdiğimiz varlıklar bile!Bu durumda eğer kafamızda bir türlü ne ölçüde yanlış olduğunu bilmediğimiz olumsuzluklar varsa,bunun uzantısı olumsuz sonuçlarına kendi yaşamlarımızda karşılaşmamız, biteviye yaşıyor olmamız kaçınılmaz olmaz mı?

Adem ve Havva Cenneten kovulalı beri insanoğlu masumiyetini kaybetmişse, değişik oranlarda olsa da, hepimiz hırsımızın esiri olmuşsak,güç ve para hırsı barış ve iyiliğe üstün gelmişse, kıskançlık,kibir, öfke,düşmanlık ve sofuluk ruhumuzu eline geçirmişse;güçlü olmak uğruna bütün erdemlerimizi kaybetmiş olmaktan kaçınmıyorsak,bütün bunların olumsuz yansımaları hayatımızdan hiç çıkmayacaktır.

Hele korkularımız, biz onlardan kaçtıkça peşimizden gelmeye devam etmezler mi?
İş yaşamımın bir döneminde, beni sevmeyen bir üstüm ile çalışmak zorunda kalmıştım.İnsanlarla çekişmeyi normal bir rutin olarak gören bu kişi,gücü benimle bire bir hesaplaşmaya yetmediğinden,sürekli olarak beni üst amirlere kötüler, bana tuzaklar kurar, hata yapmamı beklerdi.Yöntemleri sinsi ve kalleşçe olduğundan her seferinde ona karşı saygım gittikçe daha azalır,yaptıklarına onun tarzında cevap vermeyi kendi erdemlerime yakıştıramadığımdan,sonunda duygularım nefret ve küçük görmeye dönüşürdü.Üst yöneticilerin bu kişinin benim hiç olgunca ve iyi bir karakter olarak görmediğim davranışlarını görmezden gelmelerine şaşardım.

Sonunda hem o birimi rahatlatmak için,hem de benden daha iyi fayda alacaklarını düşündükleri bir başka birime geçiş yaptırdılar.Bu yeni birimde kısa süre içinde bir önceki birimdeki düşmanımın tıpa tıp aynısının, hatta sinsilik açısından daha da öteye gidenin önüme çıkmasını engelleyemedim.Karakter olarak yapısı(nereden öğrendiyse) sadece karakter gösterilerinden ibaretti. Yoksa yiğitlik, dürüstlük, arkadan konuşmamak gibi erdemlerin hiçbirisine sahip değildi.Ve bu tür davranışlarıyla nasılsa yine amirlerinden puan topluyordu.

Yine aynı çıkmazın içine düşmüştüm.Yine düşmanıma onun yöntemleri ile karşılık vermeyi kendime yediremiyordum.Zayıf olduğumdan mı hayır!
Çünkü sonunda üstesinden gelmem için geliştirdiğim yöntem güçlü olmayı gerektiriyordu.

O zamanlar Kuantum fiziğinin yaklaşımlarına aşina değildim ama bana içimde sadece iyilik taşımamı öğütleyen dostlarım vardı.Onların etkisiyle önce bana yapılanları önemsememeyi öğrendim.

Ben umursamazlığımı artırdıkça ve enerjimi olumlu yöne kanalize ettikçe,düşman kişi de buharlaşıp yolumdan çekildi.

Ruhumuzu iyilik,güzellikle terbiye etmemizi tavsiye eden dini öğretilerin tavsiyeleri ve kadim bilgelerin sözlerinin haklılığına hiç şüphe yoktur!

Henüz yeni tanıştığım kuantum fiziğinin felsefesinin de, ön yargılardan uzak,yeniliğe açık zihinlerde olumlu ufuklar açacağının farkındayım.Başkalarının yaşam tecrübeleri ile örneklendirerek bu konunun bir kitap kadar genişleyebileceğinin farkında olmakla birlikte(kendimi henüz buna hazır hissetmediğimden), önerim; yazının başlarında maddelemiş olduğum, saygın ve güvenilir bilimcilerce dile getirilmiş olan Kuantum İlkelerinin tekrar tekrar okunarak bile yeni zihinsel açılımlar elde edilebileceği yönündedir.

Henüz izleme şansı bulmadığım ve kuantum fiziğinin mucizelerini konu alan yine başka bir fenomen:

'What the bleep do we know?'(Biz ne biliyoruz ki?) isimli belgeselin yakında iş kanalında gösterime gireceğinin duyumunu aldım.Merakla bekliyorum ve bu makale ile ilgisini çekebildiğim okurların da kaçırmamasını arzu ediyorum...
Eylül 2006

EK NOT(Şubat 2008): 1)Bu konudaki birikimlerim çoğaldığında ve biraz da esin geldiğinde, konuyu bir kitapta topladım.Ve sadece bilgilendirmem şart olduğu için, bunu burada belirtiyorum!(Kuantum Felsefesi ve Mutluluk-Cengiz Özder/Okyanus Yayınları)
2)Bu makalenin devamı için Bilim konubaşlığı altındaki Kuantum Felsefesi Güncelleme isimli yazıya gidiniz!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 6099
Kayıt tarihi
: 25.08.06
 
 

Amaç hasbıhal. Sohbetinden uzak kaldığım dostlarla ve yazılarımı beğenen okurlarla görüşlerimi payla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster