Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '09

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
2545
 

Küba'da çanlar kimin için çalıyor?

Küba'da çanlar kimin için çalıyor?
 

Jumbo jet, Havana Jose Marti havaalanına doğru bir martı edası ile süzülüyordu. Bulutların arasında Fidel Castro, beresindeki yıldızı ile Che Guevara, devrim, Küba, puro, rom, salsa, eski Cadillac arabalar...Küba’ya ait okuduğum, dinlediğim ne varsa gözümün önünde resmi geçitteydiler.

“Devrim nasıl bir şey acaba? Özgürlük müydü? Cesaret miydi? Değişim neydi? Halka değişimi kabullendiren o güç nasıl bir güçtü? Neydi bu değişimin arkasındaki güç?

Havaalanından otelime doğru giderken yollardaki gettolar gözüme ilişti. Sarı, pembe, mavi yer yer dökük boyalı, kimisi renksiz gibi…Tıpkı yollarda ikili üçlü gruplar halinde toplanmış, yaşları 15-25 arasında değişen melez güzellerin, suratlarındaki çalakalem boyaları gibiydi gecekonduların boyaları da. Üstünde puro sarılan melez bacakların dar mini etekleri ile yollarda neden bekliyor olduklarını çözmeye çalışmıştım. Seks turizminin kölelerinin bu melez küçük kadınlar olduğunu hemen ertesi gün anlamıştım…Küba seks turizmine esir olmuştu.

Sosyalizmin son kalelerinden birisi olan Küba’da insanlar nasıl yaşar, hayat nasıl akar, ne yer ne içerler daha ilk günde algılayabiliyorsunuz. Küba’da iki yaşam var, çok keskin bir hatla ayrılmış…biri Küba halkının yaşamı diğeri ise turistler için olan yaşam. Paraları bile farklı, turistlerinki “convertible peso”, yani değişim yapabileceğiniz cinsten. Oteller, gece klupleri, barlar hep turistler için, Küba halkı daha doğrusu melez kızlar ancak bir yabancı erkeğin eskortu! olarak kabul ediliyor bu mekanlara. Yediğimiz yemekler, içtiğimiz su bile farklıydı.

Küba’da, sadece başkent Havana’da 60 bine yakın 1950 model Cadillac ve Chevrolet marka araba kullanılıyor. Demodeliklerine rağmen gıcır gıcırlar, rengarenk…Hatta bu son ekonomik krizde sıkıntılar yaşayan otomotiv sektörü için, ABD ve Japonya, Küba’dan araba tamiratı konusunda örnek alınması gerektiğini söylemişlerdi.

Nazım Hikmet de 1961 yılında Küba'ya gitmiş. “Havana Röportajı” ve “Saman Sarısı” şiirlerini bu ülkede yazmış.

Amerikalı yazar Ernest Hemingway, hayatının yirmi yılını Küba'da geçirmiş… “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” kitabını da Havana’da yazmış ve ilk satış geliriyle bu ülkede bir ev satın almış. Şimdi bu ev bir müze. Hemingway'in sürekli içki içtiği barlarda “mojito kokteyli” içmek de apayrı bir keyifti. Romdan yapılan enfes bir içki. Mojito şimdilerde bizim barlarda da moda oldu.

Küba’da Fidel Castro ve Che Guevera öncülüğündeki devrimcilerin, Batista rejimini yıkarak yeni bir dönem başlatmasının üzerinden 50 yıl geçti. ABD’nin aralıksız ambargoları ve Rusya’nın kendine sırt çevirmesine rağmen, yarım yüzyıllık komünist rejim ayakta kalmayı başardı. Ancak bugünlerde Kübalılar devrimden yıllar sonra başlayan değişim rüzgarının şaşkınlığı içindeler.

”Devrim savaşçısı olmayanlara komünist denmez” diyen Fidel Castro’nun, yönetimi kardeşi Raul Castro’ya bırakmasından sonra Fidel’in Kübasına da bir şeyler olmaya başladı. Bundan 8 yıl önce gittiğimde de az çok hissetmiştim bunu zaten.

Küba’da kapitalizmin çanları mı çalmaya başladı? Şimdilerde Küba halkı, Küba’nın geleceğine zarar vermeden Raul Castro ile buna yanıtlamaya çalışıyor.

ABD kolları sıvadı bile. Beyaz Saray'ın mali desteği ile kurulan bazı kuruluşlar Fidel sonrası Küba’nın kapitalist sisteme nasıl entegre olacağına dair projeler üretiyorlar.

Küba’da Fidel Castro’nun devlet başkanlığı görevini bırakması ile beklenen olmamış , Kübalılar sokaklara çıkıp isyan etmemişlerdi. Belki de devrim kazanımlarının üstüne gölge düşürmek istememişlerdi.

Ancak Küba’da bir şeyler değişiyor. Raul Castro, devrim niteliğindeki reformlarını sürdürüyor…

Cep telefonu, DVD oynatıcı, bilgisayar, 48 ve 61 cm'lik televizyonlar, elektrikli düdüklü tencere ve pilav tencereleri, elektrikli bisikletler, oto alarmları ve mikrodalga fırınlar gibi eşyaların satışı serbest bırakıldı. Kamu personelinin kendilerine verilen lojmanları emeklilikleri ardından da ellerinde tutmasına izin verdi. Hatta evlerini çocuklarına miras bırakabilecek. Halk, özel fonları kullanarak kendi evlerini de inşa edebilecek. Sosyal ve ekonomik eşitlik sağlanması amacıyla uygulanan maaş sınırlaması kaldırıldı, çalışanlara üretkenliklerine göre maaş ödeniyor. Kübalı'ların kendi ülkelerindeki uluslararası otellerde kalmasına izin çıktı, yabancılar gibi otomobil kiralayabiliyorlar.

Küba’da, devrimin üstünden 50 yıl geçtikten sonra başlayan değişim rüzgarları hızla esmeye devam ediyor. Değişimle birlikte “orta sınıf” yaratma çabası da hissediliyor.

Küba “toplumun değişen ihtiyaçlarını dikkate alıyor” demek istiyorum ama diğer yanda “tüm bu değişimler kapitalizme geçirilme çabaları mıdır?” diye de sormadan edemiyorum.

“Sosyalist Devrim” kavramının kalan son kalelerinden biri olan Küba’nın bu durumu nedense içimi acıtıyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Marksist felsefenin yanılgılarından birisi de bence "devrim" kavramıdır. Geç anladım ama öyleymiş. Yanılgıdır çünkü gerçek hayatta kelimenin tam anlamıyla devrim dediğimiz olgu olanaksızdır çünkü zamanı hızlandırmaya tekabül eder ama o da mümkün değildir. Yaşam evrilerek gider ve her devrim özentisine de haddini bildirir. Küba'da işte bu gerçeğin sıkıntılarını yaşıyor. Bizde de 27 mayıs ihtilali uzun yıllar boyunca devrim olarak algılanmış ve kabul edilmişti. Kısacası bir şeyin adını "devrim" koymakla yaşamın gerçekliklerini değiştirmek mümkün olmuyor. Ne kadar zorlarsak zorlayalım her şey eninde sonunda yine yerli yerine oturuyor. Nostalji kokan güzel bir blog, eline sağlık, epey bir şeyler hatırlattı, ama hiç acıtmadı. Nedense zaten artık hiç bir şey acıtmıyor. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 24.01.2009 19:40
Cevap :
Sevgili Matilla, Kapitalizmin olduğu kadar Sosyalizmin de pek çok kuramı bugün tartışılmakta ve değişen toplum yapısına göre yeniden şekillenmektedir. Sınıfsız toplum vurgulaması yapan anlayışın sınıflı toplumun en alasını gerçekleştirdiğini görmüştür bu dünya. "Devrim" kuramı yerini "değişim" kuramına bıraktı. 27 Mayıs ise bana göre devrim değil bir darbedir. Küba, Türkiye, v.d değişim ihtiyacı olan, bir şekilde evrenselliğe ihtiyaç hisseden tüm ülkelerde bu süreç son derece sıkıntılı işlemektedir. Ama dünya dönüyor ve hızla dönüyor...bence hiç bir şey yerli yerine oturmamalı, yoksa statükoya hapsoluruz...değişmeliyiz!...ama acıtmadan:) teşekkürler değerli katkın için, sevgiler  25.01.2009 14:31
 

propagandacıların en çok üzerinde durdukları konu oradaki “yoksulluktur”. Çünkü onlara göre tüketemeyen insanlar yoksul, tüketen insan ise zengindir! Oysa yine kendi yaptıkları istatistikler göstermiştir ki bir Çinli, bir ABD vatandaşı kadar tüketecek olsa, dünyanın tüm kaynakları çok kısa bir sürede tükenir. Bu bile anamalcı tüketim toplumunun sağlıklı ve istenir bir yapıya, hele ki dünyanın kaynaklarıyla uyumlu bir yapıya asla sahip olmadığını ve olamayacağını göstermektedir. Sömürge ve yeni-sömürgelerden gelen kaynakların hoyratça tüketilmesi üzerine kurulu emperyalist tüketim kalıpları, insanlığın refahının değil, kanımca bir tüketim makinesi olarak robotlaştırılmasının bir göstergesidir. Ancak bu boyutta bir tüketim olmaksızın da emperyalist kapitalist sistemin kendini ayakta tutmasının da olanağı yoktur. İşte krizler ortada! Çelişkili bakış açılarının fitilini ateşeleyen de işte bu çelişki kıvılcımıdır. Değerli gözlemleriniz ve yarattığınız çağrışımlar için teşekkür, sevgi ve slm

Ersin Kabaoglu 
 24.01.2009 16:56
Cevap :
Ve oradaki yoksulluktan insanlar şikayetçi değildi...benim gördüğüm budur...çünkü tüketim canavarı kanlarına işlememişti...ama yabancılarla birlikte önce seks turizmi girdi, Küba kadınları lüksle tanıştı, sonraları da işte malum değişimler...değerli katkınız için teşekkür ederim, sevgiler  24.01.2009 17:37
 

ilk aklima gelen sey devrimdir,ardindan Che Guevera ,ve No PASARON kelimesi.su solculara hayranim dogrusu ,cok bilincli ,zeki,saygin insanlardir. Benim icin onlar hep erisilmez bende cook uzaklardan bakan oldum ama saygimda sonsuz. No pasaron, sevgilerimle

Ben (deniz kabugu) 
 23.01.2009 1:02
Cevap :
Senin için neden ereşilmez olsun sevgilidenizin dalgası...evrensel düşünebilen, insanca değerleri taşıyan birisin...bu yeterlidir bence...sevgiler  23.01.2009 19:27
 

Bir gün Miami'deyiz. Castro'nun doğum günüymüş. Bir TV kanalı turistlerle röportaj yapıyor. "Bu gün Castro'nun doğumgünü. Ne düşünüyorsunuz Castro hakkında?" diye sordular. _"İyi adamdır." dedim özetle. Tası tarağı toplayıp söylene söylene gittiler. Giderken kızgın bakışlı olanı sertçe sordu:_"Nerelisin sen?" Ben de bir kusurumuz oldu herhalde edasıyla yanıtladım :_"Greece." Ah şu kapitalizm. Ya onun tarafındasındır, ya ona karşı.. Yazınız çok güzel. Saygılarımla.

Uguristanbul 
 22.01.2009 10:26
Cevap :
Sizin de yanıt çok güzeldi:)) Greece ha!...çok teşekkürler...sevgiler  22.01.2009 20:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 485
Toplam yorum
: 2871
Toplam mesaj
: 123
Ort. okunma sayısı
: 2249
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

bir ters, bir düz ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster