Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
13674
 

Kubbet-ül İslam Beldet-ül Türk: Ahlat

Kubbet-ül İslam Beldet-ül Türk: Ahlat
 

Ahlat Selçuklu Mezarlığı


Ahlat, bağrında yetiştirdiği onlarca evliya, alim ve derviş alperenleriyle İslam alemi içerisinde, Belh ve Buhara’dan sonra üçüncü olarak Kubbet-ül İslam ünvanını almaya hak kazanan Türk-İslam medeniyetinin görkemli şehirlerindendir.  

Türklerin Anadolu’yu vatan yapmasındaki en önemli tanığı olan Ahlat, bağrında eşsiz Selçuk medeniyetine ait izleri bin yıldır taşımaktadır. İstanbul, Roma, Şam ve Bağdat gibi dünyanın en büyük kentleri 100 bin civarında insanı barındırırken, Selçukluların üs bölgesi ve Türkistan’dan sonra ikinci yurt seçtiği Ahlat’ın nüfusu, Ahlatşahlar’ın yıkılış döneminde (1207–1210) 350 bin üzerindedir ve bahse konu devirde nüfus yarıya yakın oranda azalmıştır. Daha doğrusu, Ahlat 1 milyona yakın bir nüfusu barındırmaktadır. Aynı dönemde, Paris’in nüfusunun kırk bin, Londra’nın ise yirmi beş bin civarında olduğu düşünüldüğünde Ahlat’ın büyüklüğü daha iyi anlaşılır. 

Tarihi Asur öncesine dayanan Ahlat, kuzeyden gelen göçebe Urartu beylerinin hakimiyetine girer (M.Ö. 900). İlk ismi olan “Halads”’ı Urartu dönemi bakiyesidir. Ermeniler “Şaleat”,  Araplar “Helat”, Türkler ve İranlılar ise “Ahlat” şeklinde ifade etmişlerdir. Urartuların tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte, şehir Medler’in ve Persler’in egemenliğine girer (Hz. İsa’dan 600 yıl önce). Persleri Anadolu’dan çıkaran Makedonyalı Büyük İskender, kısa bir süreliğine Ahlat ve bölgesine hakim olur (M.Ö. 328). Batıdan ( Batı Balkanlar veya Batı Anadolu) göç eden Hayklar (Ermeniler), Doğu Anadolu’ya ve Van Gölü çevresine yerleşmeye başlarlar (M.Ö. 300). Uzun bir süre, Roma ve Pers devletleri arasında el değiştiren Ahlat, bir dönem, Bizans’a bağlı olan Vaspuragan Ermeni krallığının yönetiminde kaldıktan sonra 641 yılında Müslüman Arap ordularının “fetih” alanı içerisine girer. İslam ordusunun fethi sırasında "Gazi" rütbesine ulaşan meşhur sahabi Muaz bin Cebel'in oğlu Abdurrahman Gazi (Allah onlardan razı olsun) Ahlat'ta kalarak burada ömrünü tamamlar.

İslam hâkimiyetine girdikten sonra, Müslüman Arap aşiretleri de bölgeye yerleşmeye başlarlar. Hazreti Osman’ın şehadeti ve Hazreti Ali dönemindeki iç savaşları fırsat bilen Ahlat’taki Ermenilerin, Bizans’ında kışkırtmasıyla isyan çıkarıp çevredeki Müslümanlara saldırmaları üzerine, Emevi Cizre Valisi Muhammed bin Mervan, isyanı şiddetli bir şekilde bastırdıktan sonra şehride Cezire valiliğine bağlar. Abbasilerin 9’ncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren zayıflamaya başlaması ile bölgede İslam hâkimiyetinin ortadan kalktığı ve Ermeni Bagratuni hanedanının etksisini artırdığını görüyoruz.

900’lü yılların başında Ahlat (Ehliat), Zat-ul Cevz (Adilcevaz), Erciş (Ardaces) ve Muradiye (Bargiri) şehirlerinin Ebul-Verd adındaki bir Arap emiri ve vasalları tarafından Abbasi tabiiyetinde özerk bir şekilde yönetilir. 928 yılında yeniden Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) hakimiyetine giren Ahlat, Türk akınlarının başladığı 1018 tarihine kadar birkaç kez el değiştirir.

Ahlat, Adilcevaz, Erciş ve Van Gölü bölgesini yurt tutan Oğuz (Türkmen) Aşiretleri, Süphan Dağı, Rahva Ovası ve Nemrut Dağı’nı yaylak olarak kullanmış, kışların sert geçtiği zamanlarda, Musul, İran,  Erzen ve Cizre bölgesine göç etmişlerdir. 1040 Dandanakan zaferinden sonra, Selçuk Sultanı Tuğrul Bey, kardeşi Çağrı Beyi Diyar-ı Rum (Anadolu)’un keşfi için göndermesiyle, Karabağ’dan Anadolu’ ya giren Çağrı Bey, Kars ve Erciş üzeri Ahlat’a gelmiş, buradan da Tarsus’a kadar gitmiştir. Tuğrul Bey’e verdiği bilgide, Rum’daki insanların çoğunun Türkçe konuştuğunu, buraların fethinin zor olmayacağını rapor etmiştir.

Tuğrul Bey 1054 yılında Erciş’i aldıktan sonra aynı yıl Ahlat’ı da alarak bölgedeki en güçlü ve en büyük Bizans kalesi olan Malazgirt’i almak için bir süre Ahlat’ta kalıp, üs bölgesi oluşturduktan sonra Malazgirt Kalesinin zaptı için bu şehri kuşatmaya alır. Tuğrul Bey, Bizanslı Komutan Vasil’den kaleyi alamayınca yaklaşan kış dolayısıyla ünlü komutanlarını ve ordunun yarısını Ahlat’a gönderip kendisi de Adilcevaz’ı alarak Azerbaycan tarafına gider. Selçuklu akınları devam ederken Oğuz göçü de durmaksızın devam etmiş, özellikle Kars, Eleşkirt, Erciş, Ahlat, Adilcevaz, Muş, Hınıs ve Van civarına gelen Türkmen aşiretler, nüfus ve sayıca bölgede yaşayan Ermenileri geçerek, yörede “ana unsur” durumuna gelmişlerdir.

Alparslan, kısa süren hayatı ve hükümdarlığı esnasında, yegane hedefi olan Nizam-ı Alem davasına hizmet etmiş, babası ve amcasından emanet aldığı, Selçuklu Devletini de, Tanrı Dağlarından Akdeniz kıyılarına, Arabistan’dan, Hazar Denizi kuzeyine kadar genişleterek bir cihan devleti haline getirmiştir.

Anadolu’ya yerleşen Türkmenleri yok edip, bütün İslam ülkelerini de işgal etmeyi planlayan Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Romen Diyojen, Hristiyan dünyasının ve Papa’nın desteğini arkasına alarak 200 bin kişilik bir ordu ile Malazgirt’e doğru ilerlemektedir. Sultan Alp Arslan 50 gün boyunca kuşatıp alamadığı bölgenin güçlü Hıristiyan Kalesi Rıha dan (Ş.Urfa) ayrılıp Şam istikametine gittiği esnada Doğu Roma imparatorunun Doğu Anadolu yönünde ilerlemekte olduğunu ve doğu istikametine gideceğini haber almış, (Temmuz başı 1071) buradan süratle Ahlat’a doğru hareket etmiştir.

Yanında bulunan büyük devlet adamı, Vezir Nizam ül Mülk’ ü Tebriz’e göndererek şehit olduğu takdirde yerine oğlu Melikşah’ı vasiyet eden Sultan Alp Arslan, Mısır seferine hazırlandığından ordunun bir bölümünü Mısır fethi ile görevlendirmiş, yanındaki kuvvetlerle Bitlis’e doğru geliyordu. (Savaş durumunda Selçuk ordusu 400 bin asker çıkarabiliyordu). Ahlat’taki Selçuklu askerlerinin de katılımıyla Türk ordusunun mevcudu 50 bini bulmuştur. Alp Arslan Ahlat’a yaklaştığı zaman Bizans’ın öncü güçleri de Ahlat’a doğru ilerliyorlardı. Malazgirt savaşının ilk kıvılcımı burada ateşlendi. 20 bin kişilik Bizans öncü gücü ile karşılaşan Alp Arslan, Komutan Sanduk emrindeki Türk birliğini, Tarkhaniotes ve Ursiyes komutasındaki Haçlı kuvvetlerinin üzerine sevk etti, bozguna uğrayan Bizanslılar dağıldı, Ursiyes esir alınarak Ahlat’a götürüldü. 

Sultan Alparslan Ahlat’ta bir yandan savaş hazırlıklarına başlarken barış umudunu kaybetmeyerek, Romen Diyojen’e Halife Kaim bi Emrillah’ın temsilcisi İbn Muhalleban’ı ve Komutan Sav Tekin’i elçi olarak gönderdi. Ancak savaşı kazanacağından emin olan imparator, elçileri dikkate almayarak geri gönderdi. Savaşa hazır olan İslam ordusu Ağutos ayı ortalarında Ahlat’tan çıkarak Bizans ordusunun üslendiği Malazgirt-Ahlat arasındaki Zehre’de savaş için hazırlıklara başladı.  Bütün Müslüman ülkelerde Alp Arslan’ın zaferi için dualar edildi, savaş günü Cuma namazlarında hutbe okundu. 26 Ağustos 1071 günü sabah namazını askerleri ile kılan Alparslan, beyaz elbiselerini giydikten sonra, oğuz töresi gereği atının kuyruğunu da bağlayarak askerlerine şu konuşmayı yaptı: “Burada Allah’tan başka sultan yoktur. Hüküm ve kader tamamıyla onun elindedir. Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun.” Dedikten sonra, şairin dediği gibi; Altaydan kopan bir çığ misali, düşman üzerine saldıran Alparslan ve ordusu, Anadolu’yu ebedi vatan ve Ahlat’ı da Beldet-ül Türk yaptılar.              

Resmi tarihlere göre Van Gölü civarında, merkezi Ahlat şehri olan bir Türk beyliği, şeklinde bahsedilse de, Selçuklu tarihi otoritelerine göre teşkilat ve yönetim bakımından “Ahlatşahlar” devlet olarak zikredilmektedir. Kurulduğu coğrafyanın ismi ve kurucusun ismine atfen “Sökmeniler” olarak ta anılan Ahlatşahlar, Büyük Selçuklu Sultanı Melik Şah’ın amcası Yakut’un oğlu olan Kutbettin İsmail’in kölesi “Sökmen” tarafından 1100’de Ahlat’ta kurulmuştur.

Ahlatşahlar döneminde, bilim, sanat, edebiyat ve ticaret alanında dünyanın sayılı zengin şehirleri arasına giren Ahlat, Kubbet-ül İslam (İslam’ın Kubbesi) unvanını alır. Sökmen döneminde Erciş, Adilcevaz, Meyyafarikiyn (Silvan), Erzen, Malazgirt, Muş, Van, Vestan (Gevaş), Eleşkirt, Tatvan, Hani, Bargiri (Muradiye) ve Tebriz olmak üzere bölgedeki birçok şehir Ahlatşahlar Devletinin hükümranlık sahası olur. 1645 yılında Ahlat’a gelen Evliya Çelebi ; “Tarihçiler bu şehre “Dar-ı Bele” demişler, yani “Oğuz taifesi şehri” demektir. Bu şehir hükümdardan hükümdara geçip o kadar büyümüştür ki, Van Gölü kenarınca bir ucu ta Erciş Kalesine varırdı. Bağ ve bahçeleri, kafesli bostanları birbirine bitişik olup, yaylaları da Süphan Dağı idi” demiştir.

Ahlat’ın, Ahlatşahlar döneminde ulaştığı muazzam zenginlik başka devletlerin dikkatini çekmiş, bu sebeple Ahlat bir çok devlet ve beylik arasında hakimiyet mücadelesine tanık olmuştur. Eyyubiler ile Ahlatşahlar arasında ki, iki yıl süren savaştan, Eyyubiler galip ayrılmış böylece Ahlatşahlar Devleti tarihe karışmıştır (1208). Cengiz Han ile girdiği savaştan yenik çıktıktan sonra batıya yönelerek Azerbaycan ve Doğu Anadolu’yu işgal eden Harzemşahlar hükümdarı Celaleddin Harzemşah, Erciş’i ele geçirdikten sonra Ahlat’ı kuşatır. 8 aylık kuşatmadan sonra teslim aldığı Ahlat’ta büyük yıkım yapar Celaleddin Harzemşah. Medeniyet ve sanat merkezi Ahlat üç gün boyunca soydaşı olan askerler tarafından yağmalanarak(1229/30) harabe şehir haline getirilir. Türk tarihinin kırılma noktalarından olan bu vahim hadise, bazı Türkmen aşiretlerinin Anadolu içlerine ve Suriye’ye göç etmesiyle neticelenmiş, Ahlat bölgesinin siyasi ve ekonomik yapısında menfi yönden ciddi değişikliğe yol açmıştır.

Ahlat, Harzemşahlardan sonra Moğol talanı ile karşılaşacaktır. Moğol işgali sırasında yaşamış olan Tarihçi İbn-i Bibi’ye ve Faruk Sümer’e göre: “Moğol akınları yüzünden vaktiyle bütün hükümdarların göz diktiği Ahlat şehri ve bölgesine başta oranın eski hükümdarı el-Eşref olmak üzere şimdi kimse sahip çıkmak istemiyordu. Nihayet Türkiye Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubad muhtemelen hicri 630 (1232–1233) tarihinde Vezir Ziyaeddin Kara Arslan ile diğer bazı yüksek devlet adamlarını gönderip terk edilmiş bir şehir halinde bulunan Ahlat’ta dirlik ve düzenliği kurdurdu; yani orayı yeniden imar etti. Dağılmış olan halk çağırılıp mülkleri kendilerine verildi ve onlara yardım yapıldı. Subaşılığı’na (valiliğine) Sinaneddin Kaymaz getirildi. Ahlat Subaşılığı’nın en az Kösedağ mağlubiyetine kadar (1243) devam ettiği biliniyor”.

Olcayto zamanında Ahlat bir müddet daha İlhanlılara bağlı eyalet merkezi haline getirilmiş, ancak şehir görkemli günlerine dönememiştir. Orta Asya’dan gelen göçler Moğollar döneminde artarak devam etmiş,  Ahlat ve çevresinin nüfusu bu tarihlerde yarım milyona kadar çıkmıştır. 1246 yılında meydana gelen şiddetli deprem şehirde büyük hasara neden olur.

1400’lü yılların başlarına kadar Moğol ve Türkleşmiş Moğollar olan İlhanlıların idaresi altında kalan Ahlat’ın nüfusunda, bu tarihten itibaren sürekli azalma kaydedilerek şehir canlılığını kaybeder. 15. Asır başlarından itibaren Erciş merkezli Karakoyunlu devletinin toprağı olan Ahlat’ta kısa süreli bir imar faaliyeti görülür, ancak başka bir Türkmen devleti olan Ak Koyunlu, Kara Koyunlu’nun varlığından rahatsız olunca, Kara Koyunlu üzerine sefer düzenleyerek 1468–1502 yılları arasında Ahlat’a sahip olur. 1473 yılında İran’da kurulan Türkmen devleti Safeviler, Van Gölü civarını ve Ahlat’ı ele geçirir. 1514 Çaldıran savaşına kadar böyle devam eder.

Mezhep eksenli devlet kuran Şah İsmail, Avrupa ile savaş halindeki Osmanlı toprağına ve Osmanlı tebaasına göz dikmiş, Erdebil tekkelerinde yetiştirdiği dervişlerini, başta Doğu Anadolu olmak üzere bütün Anadolu’ya gönderip askeri ve siyasi faaliyetlerine başlamıştır.  Şii propagandasının birçok yerde etkili olması, bazı şehirlerin ve aşiretlerin Şah İsmail tarafına geçmesi Yavuz Sultan Selim Han’ın sabrını taşırmıştır.  1514 yılında Çaldıran ovasında kazanılan zafer sonucu Ahlat Osmanlı hakimiyetine girmiş, ancak yöredeki Türkmenlerin bir kısmı Şah İsmail safına geçerek bölgeyi terk etmişlerdir. Bu dönemde, Şii baskıları sonucu Kafkasya ve İran içlerindeki Türkmen aşiretleri de gelerek Ahlat’a yerleşirler.

Savaşlar ve işgaller sonucu harap olan Ahlat Kalesi’de Ahlat’a gelen Kanuni Sultan Süleyman tarafından onarılmış ve kaleye ekleme yapılarak büyütülmüştür. Gittikçe azalan nüfusu ile Ahlat daha da küçülerek bir dönem Adilcevaz’a bağlı hale getirilmiştir. 1915–1918 yılları arasında Rus işgalini ve Ermeni mezalimini yaşayan Ahlat, 4’ncü Kolordu’ya bağlı 5’nci Tümenin ileri harekatıyla, 21 Şubat’ta 1918’de kurtarılır
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Soyadınıza göre size Hansoylu Kardeşim diye yazmak istiyorum Bekir Bey.Çoğu yorumlarınız gibi bu yazınızdaki yorumunuz için sizi kutlamak isterim. Binlerce yıllık Türkiye yarımadasına 1071 Malazgirt Zaferi ile hiç silinmemek üzere vurulan Türk Damgasının taçlandırıldığı kentimiz Ahlat için verdiğiniz özet bilgiler umarım gençler üzerinde gerekli Tarih Bilincini uyandıracaktır. Belgesel çekimlerim nedeni ile iki kez gördüğüm o görkemli kentimiz ne yazık ki Osmanlı çağlarında olduğu gibi Cumhuriyet yıllarında da gerekli ilgiyi görememiştir.Onun nice özelliklerinin özeti olan Kubbet-ül İslam Beldet-ül Türk sıfatını ne yazık ki tarih kitaplarında göremiyoruz.Oysa Ahlat kentleşme yönleirnden bir şah eserdir.Prof. Haluk ve Beyhan Karamağaralı'nın Ahlat Mezar Taşları ve Çini Fırınları ile ilgili araştırmaları da yaygınlaştırılmamaktadır.O topraklar için yazdığım Amasyalı Yakut'tan Ahlatlı Argun'a adlı şiirim: http://blog.milliyet.com.tr/amasyali-yakut-tan-ahlatli-argun-a/Blog/?BlogNo=336195

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 25.11.2013 0:28
Cevap :
Ömer Faruk ağabey veya Mencikoğlu, Allah eksikliğinizi vermesin. Sizler gibi Türk tarihinin mirasına sahip çıkan aydınlarımızın olması, şahsımı her zaman tarih araştırmaları konusunda teşvik etmiştir. Teşekkür ederim.   26.11.2013 9:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 63
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 2651
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Ercişliyim. 2012 yılı içerisinde "Van Gölü Havzası ve Erciş Tarihi" 2015 yılında "Doğu ve Güneydo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster