Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '13

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
55
 

Küçücük

Küçücük
 

muhteşem üçlü


Aslında nereden başlasam bilemiyorum, ama yazdıkça kelimelerin birbirini takip edeceğinden de hiç şüphem yok. Çünkü konu Fenerbahçe ve onun son zamanlardaki durumu. Aslında son zamanlar demek yanlış bir söylem oluyor... son dört yıl demek daha doğru.

Yıllar önce Fenerbahçe'nin efsane başkanlarından Sayın ALi Şen mucizevi bir şekilde kazanılan şampiyonluktan sonra o şampiyonlukta önemli katkısı olan Aykut'u takımdan uzaklaştırdığı zaman çok üzülmüştüm. Çünkü çocukluğumun gol kralıydı. Oğuz  ve Rıdvan'la beraber futbol sevgimin başladığı yılların ilk kahramanlarıydı. Ama geçen yıllar bana, yapılan o operasyonun ne kadar doğru bir karar olduğunu gösterdi maalesef.

İlk emare Daum'un ikinci gelişinin sonu olan travmatik bir şekilde kaçan şampiyonluk ve sonra yaşanan olaylardı. Aykut o takımın teknik sorumlusu idi ve bence Daum ne kadar suçluysa onun başında olan Aykut da o kadar suçluydu. O da tasını tarağını alıp gitmeliydi. En azından olması gereken bu davranıştı ama yapmadı. Onun yerine geçti ve o yıl çok önemli transferler yapılarak lige girildi. Ancak taraftarın beklediği Avrupa macerası hüsranla sonuçlandı. Şampiyonlar ligi ön elemesinde Avrupa'nın çok sıradan bir takımı olan Young Boys'a elenen takım, UEFA Avrupa Ligi ön elemesinde de PAOK'a elendi. Ve yapılan onca pahalı transfere rağmen takım sadece Türkiye Ligi mücadelesinde varolacaktı. Takımın zararı milyonlarca avro idi. O yıl çok büyük puan farklarıyla olunması gereken şampiyonluk, büyük başkan Aziz Yıldırım'ın, takım ve taraftar üzerindeki müthiş etkisi sayesinde alınmıştır. Rakiplerine göre kat be kat üstün olan kadroyu teknik direktörümüz düzgün yönetememiş ve taraftarlarına ecel terleri döktürmüştür. Ondan sonraki sezon malum 3 Temmuz sürecinin yaşandığı yıldı. Nedense Fenerbahçe takımının başında olmasının çok büyük bir lütuf gibi gösterildiği bu yıl da Fenerbahçe, taraftarının birbirine kenetlenmesi, şuanda futbol kariyerini ve moralini bitirdiği Stoch, yıldızının hiç barışmadığı Alex ve sezon başında gitmesine çok sevindiği ama şimdi kurtarıcı olarak çağrılan Emre'nin müthiş performansları sayesinde şampiyonluğu son maçta kaçırmıştı. Bu son maçın da unutulmaması gereken ayrıntısı son on yılda bırakın galibiyeti beraberliği bile göremeyen Galatasaray takımına karşı oluşudur. Ve Kadıköy'de sadece bir golün yeteceği maçta takımı korkak oynatmış ve ezeli rakibinin şampiyon olmasını sağlamıştır. Bu maçta Alex'i oynatmayan korkak teknik direktör üç gün sonra oynattığı kupa maçında Alex sayesinde Türkiye Kupasını kazanmıştır.

Gelelim bu sezona. Sezonbaşı hazırlıklarında başlayan Alex polemiği sezon içerisinde büyük bir probleme dönüşmüş ve Fenerbahçe taraftarının büyük başkanı Aziz Yıldırım'ı ilk defa taraftarla karşı karşıya getirmiştir. Kriz yönetmedeki becerisizlikliği, insan psikolojisinden anlama eksikliği yüzünden taraftarın sevgilisi, efsanesi Alex, takımdan ayrılmak zorunda kalmıştır. Şansın yaver gitmesi ve taraftarın büyük Fenerbahçe sevgisi sayesinde süreç çok zor geçmemiş ama taraftarın aklının bir köşesine de bu durum not olarak alınmıştır. Ve geçen hafta olanlar. Bir taraftar düşünün, en büyük rakibi dünyanın sayılı yıldızlarını şov yaparak getiriyor. Bir taraftar düşünün, daha yıldız bile olmamış bir futbolcuyu yönetimi söz verdiği halde alamıyor. Bir taraftar düşünün, tüm bunlara rağmen, sezon boyunca kötü oynayan takımını sırf Emre geldi ve biraz ruh gelmiştir diye stadını tamamıyla dolduruyor.

Ama olmadı... Yine olmadı. Yapılan üç transfere rağmen, koltukların tamamının dolu olmasına rağmen, rakibin çok zayıf olmasına rağmen, takımın oyunununda hiçbir değişiklik yoktu. Çünkü başında küçücük ufuklu, küçücük yürekli bir teknik kadro vardı.

Küçücük teknik direktör, bir yılı teknik sorumlu olmak üzere dört yıldır takımın başında ama takımın belli bir taktiği yok. Bu teknik direktörün en önem verdiği(!) şey takımın koşması ama takımın o koşuyu yapacak herhangi bir kondisyonu yok. Alınan tüm futbolcular ilk haftalar çok başarılılar ama zamanla yürümeye başlıyorlar. Örneğin Meireles. Chelsea'den geldiği zaman ne kadar başarılıydı. Pres yapıyordu,çok güzel paslar atıyordu, top kapıyordu. Örneğin Kuyt, Liverpool'dan geldiği zaman (üstelik Hollanda milli takımıyla geçirilen yorucu bir Avrupa Şampiyonası sonrası) doksan dakika işleyen bir makina gibiydi. Üstelik skor yükünü de o çekiyordu. Şimdiki durumlarına bakacak olursak takımın en kötüleri. Çünkü o kondisyonu verecek herhangi bir teknik kadro mevcut değil. Dünya yıldızları alınamıyor çünkü takımın başında, Konyaspor ve Ankaraspor'u çalıştırmaktan başka kariyeri olmayan bir teknik direktöre sahipsin. Alex'i sırf taktiğime uymuyor diye gönderiyorsun ama taktiği değiştirmiyor ve Alex'in yerine de takımı resmen sabote eden ne yaptığı belli olmayan, yeteneksiz, ruhsuz bir Christian'ı oynatıyorsun. Yapılan transferler ise ayrı bir tartışma konusu. Tam bir yıl izlenip alındığı söylenen ve tek başarısı iki yıl önce senin elenmene neden olan golü atmış yetenek fakiri, özelliksiz Bienvenue mü dersiniz, yoksa üç yıl peşinde koşulan, TürkiyeY'e gelmek istemediğini defalarca söyleyen ama milyon avroları görünce gelmek durumunda kalan, eski takımı Juventus'ta niye bir türlü forma şansı bulamadığı geldiğinde çok açık ortada olan Krasic mi dersiniz. Dia, Yobo, Ziegler'i anlatmaya bile gerek yok sanırım...

Fenerbahçe taraftarı hırslı, yerinde duramayan, bağıran çağıran, enerjisini oyuncularına aktaran, içten, güleryüzlü, zeki teknik direktörleri sever. Ama teknik direktörümüz maalesef bunun tam tersi... Bütün maçı eli çenesinde seyreden, gol atılınca ellerini sank yüz kiloluk halter varmış gibi ağır çekim kaldıran, maç esnasında hakemlere baskı kuramayan, futbolcularına hırs aşılayamayan, maç sonunda maç başında yapılan ropörtajlarda ne dediği bir türlü anlaşılmayan bir teknik direktörümüz var...

İşin özeti... bu iş bu küçücük kişiyle olmuyor ve bu gidişle çok sevdiğim büyük başkan Aziz Yıldırım da sonunu hazılıyor... Maalesef her ikisinin gidişi de çok kötü görünüyor...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 246
Kayıt tarihi
: 05.02.13
 
 

Futbol ve Fenerbahçeyi ne kadar çok seviyorum ki hayatımda ilk defa blog yazmaya karar verdim... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster