Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Nisan '10

 
Kategori
Ankara
Okunma Sayısı
2500
 

Küçük, nezih, gizemli bir park ve bir öneri...

Küçük, nezih, gizemli bir park ve bir öneri...
 

Başkent Ankara'nın Çankaya ilçesi, Kavaklıdere semtinde Tunalı Hilmi caddesi ile İran caddesi arasında kalan alanda bulunan Kuğulu Park, kentin âdeta simgelerinden biridir. Parkın adı Pekin'den özel olarak getirilen ve buradaki yapay gölette yaşayan kuğulardan gelmekte. Yanlarında ördekler olsa da... 1960'lı yılların başlarında Polonya Büyükelçiliği sınırlarında kalan parkın içinden kenarında kavak ağaçları bulunan bir dere geçerdi. Tunalı Hilmi Caddesi'ni de kapsayan Kavaklıdere semti, adını, bu dere ve kavak ağaçlarından alır. Tarihi ve doğal güzelliği nedeniyle park, birinci derecede 'SİT' alanı olarak belirlenmiştir. Şehir içinde, küçük ama nezih ve gizemli bir parktır Kuğulu Park.

Kentin bu sembol mekânı küçüktür ama bu küçüklüğe tezat olarak bünyesinde dağlar kadar anı saklar. Başkentte yaşayan ya da aralıklarla da olsa yolu düşen hemen herkesden izleri barındırır bu park, o güzel patikalarını oluşturan küçük parke taşlarında... Bazıları hüzünlü, bazıları da dudaklarda hoş tebessümlere yol açan türdendir bu anılar...

Küçüklüğüne karşın insana inanılmaz huzur veren bir büyüsü vardır. Bu büyü şehrin hemen hemen en işlek yerlerinden birindeyken yeşil bir huzur adacığına düşerek kaybolma, kaçıp kurtulma hissi verdiği için olsa gerek.

Bir anlamda mikro bir "Central Park" gibidir Kuğulu Park!

Diğer taraftan

Sanki açık hava eviniz gibidir bu park. Yeri gelir aileni, zamanı gelir arkadaşlarını, günü gelir sevdiceği ağırlar o şirin yer, o banklar ve narin kuğular... Anılarıyla, hüzünleriyle, mutluluklarıyla, aşklarıyla ve yalnızlıklarıyla kısaca her şeyiyle bir başka güzeldir Kuğulu. "Dikmen Vadisi", Eryaman'daki "Harikalar Diyarı", "Göksu Park", Aydınlıkevler'deki "Altınpark" gibi yeni ve dev'asa, "Seymenler" ve "Botanik Parkları" gibi nezih ve orta büyüklükteki rakiplerine rağmen -yapay değil tümüyle doğal oluşundan kaynaklanan- çekiciliğini ve varlığını inatla sürdüren bir güzelliktir onunki...

1970`lerin sonlarında, yani mücadelenin sokaklarda kol gezdiği günlerde, sınav çıkışları ya da (nedense) mitinglerden sonra çıkardık Tunalı'dan Kuğulu'ya... Yani hem bireysel hem de toplumsal kurtuluş mücadelelerimizin gündelik cephelerinden oraya atardık bazen kendimizi. Belki de orası, kurtarılmış mahallelerin o mahzun ve tedirgin suretlerinin yanında hep mamur ve kurtarılmış gibi dururdu da, ondan... Barış bölgeleri gibi... Orada hep rahat ve neşeli tavırlar içinde yürüyen insanlar, işlerin yolunda gittiği -ya da yoluna gireceği- gibi bir görüntü sergilerler sanki tüm zamanlarda… Bu da insana hayatın yolunda gittiği şeklinde hoş bir duygu verir nedense…  Bu duygu Bu duygu günümüz gençleri için de geçerli midir, onu tam olarak bilemem!

Parkın bir diğer özelliği de heykelleri. Parkın girişinde Tunalı Hilmi Efendi'nin 2006 yılında dikilen heykeli var. Dünya çocuklarına adanmış, seramik hamuru resim plakalarla donatılmış, oyuk, duvarımsı bir anıt ise başka bir renk katmakta parka. Diğer tarafta, sessizce ve hüzünlü bir metal heykel yer almakta; parkın Atatürk Bulvarı üzerindeki köşesinde, başı tek bir kürecikten ibaret, kolları ile birbirlerine kavuşmuş bir çifti temsil eden "isimsiz" metal bir heykel...Bu heykelin öyküsü pek bilinmese de, yaygın söylenceye göre, 1960'lı yılların başlarında, tam o yerde öpüşen ve bu nedenle bekçi kurşunlarına hedef olarak yaşamlarını yititren bir çifti temsil eder! Kuğulu, bu anlamda her yaş grubunu, "aşk sürgünleri ve şehitleri"ni de bağrında taşıyan bir parktır.

Ankara'ya gidip görmememiş birisinin zihninde dev'asa bir park olarak canlanabilen ama gidip görüldüğünde üç adımlık yer olduğunu anlayıp hâyâl kırıklığına uğratan bir yanı da vardır Kuğulu'nun. Bulvar tarafından oldukça çukurda, bir futbol sahasının yarısından biraz büyük bir kare alan kadar... Bu nedenle başkentin göz nuru bu park en az bir o kadar daha büyütülmeli!

Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin 2006-2007 yılları arasında, park yakınında süren kavşak projesinde bazı ağaçlarını şehit veren fakat daha da küçülme tehlikesini yargı kararlarıyla savuşturan Kuğulu Park bu tür tehditlere isyan edercesine daha da büyütülmeli!

Nasıl mı?

Bunun yegâne yolu da Polonya'nın Ankara Büyükelçiliği'nin o doğal, bâkir, büyük ve enfes bahçesinden asgari Kuğulu Park kadar bir bölümü daha -daha önce olduğu gibi- bağışlamaları... Zaten o bölümde pek kullanılmayan büyükçe bir tenis kortu var. Çözüm, bu bölümün Elçilik bahçesinden ayrılarak Kuğulu Park'a İran caddesi üzerinden bir üst (ya da daha da elzem olanı alt) geçitle bağlanmasından geçiyor.

Peki Polonya Büyükelçiliği bunu neden yapsın?

Tarihte iki ülke arasındaki derin ve köklü ilişkilere kısaca göz attığımızda bunun nedenini sanırım daha iyi anlayabiriz. Günümüzdeki anlamıyla Türkiye-Polonya ilişkilerinin başlaması 14 yüzyıla kadar iner. (*) Uzun Haçlı seferleri ve Viyana Kuşatması sırasında Osmanlı- Lehistan orduları karşı karşıya gelse de, hatta Viyana tam düşmek üzereyken Lehistan Kralı 75.000 kişilik bir orduyla Viyana'nın yardımına koşarak kuşatmayı başarısızlığa uğrattıysa da, gitgide zayıflayan Lehistan Avrupalı devletler tarafından 1795 yılında yıkılarak bölüşülmüştür. 18. yüzyıl boyunca Polonyalılar Rusya, Almanya ve Avusturya'nın egemenliği altında kalmıştır. Oysa Osmanlılar bu durumdan hiç bir zaman hoşnut kalmamış ve bağımsızlığını yitiren Polonyalılara yardım elini uzatan nadir ülkelerden biri olmuştur. Polonya'daki bağımsızlık hareketlerini destekleyerek bu isyanların mağduru Polonyalı göçmenlere kucak açmıştır. Hatta İstanbul yakınlarında Polonyalılar için Polonezköy adında bir köy kurulmuştur. Bu köy günümüze kadar varlığını sürdürmektedir.(1)

Osmanlı Devleti'nin Lehistan'ın paylaşılmasını kabul etmemesiyle ilgili bir söylence de vardır. Şöyle ki: Padişah, yabancı diplomatları kabul ettiğinde hep Lehistan elçisini sorar, bunun üzerine sadrazam usulca yaklaşır, sanki padişahın kulağına fısıldarmış gibi, ama kesinlikle orada bulunan herkese duyurmak niyetiyle şunları söyler: "Lehistan elçisi yoldadır, ancak yollardaki müşkülat yüzünden gecikmiştir". Bazı eserlerde Osmanlı Sadrazamlarının yabancı elçilikleri kabul ettikleri yıllık davetlerde Rusya, Avusturya ve Prusya elçilerine her defasında "Lehistanlı meslektaşınız nerede? Aranızda göremiyorum da!" sorusunu yönelttiği yazılmaktadır. Bu durum tam 127 yıl devam etmiş, I. Dünya Savaşı sonunda Polonya Devleti yeniden kuruluncaya kadar sürmüştür.(2)

Osmanlı Devleti'nin Polonya Devleti'nin ortadan kaldırılmasını kabul etmemesine benzer bir olay Türkiye Cumhuriyeti döneminde, II. Dünya Savaşı yıllarında, Polonya'nın Nazi Almanyası tarafından işgal edilmesinden sonra da vuku bulmuştur. Şöyle ki; II. Dünya Savaşı sırasında Ankara'daki Polonya Büyükelçiliği, yoğun şekilde çalışıyordu. Nazi Almanyası'nın Türkiye Büyükelçisi Franz von Papen, Türkiye Hükümeti'ne başvururarak Ankara'daki eski Çekoslovakya Büyükelçiliği'nin, (Çekoslovakya'nın II. Dünya Savaşı'ndan bir yıl önce imzaladığı Anschluss Antlaşması gereğince) Almanlara ait olması gerektiğini anlatmıştı. Sonuçta bina Almanya'ya verilmiş ve von Papen de oraya yerleşmişti. Nazi orduları, 1939'da Polonya'yı işgal edince, Von Papen yine sahneye çıkıp Polonya diplomatik misyonunun günümüzde de içinde bulunduğu binanın ve güzel bahçesinin (Polonya Büyükelçiliği binası, eski Çekoslovakya misyonu binasının 150 metre uzağında bulunuyordu) tıpkı Çekoslovakya örneğinde olduğu gibi kendisine verilmesini talep etti. Zamanın Cumhurbaşkanı, Mustafa Kemal'in silah arkadaşı, büyük devlet adamı İsmet İnönü, bu isteğe karşı çıkmıştır. İnönü, dönemin güçlü Büyükelçisine, "Bizim, Polonya ile ananevi bir dostluğumuz var. Geçmişte, Polonya'nın taksimi zamanında, Türkiye Polonya Büyükelçisi'nin gelişi için 150 sene beklemiştir. Şimdi çok kısa bir müddet için Polonyalı dostlarımızı kıramam ve sizin bu talebinizi Türkiye katiyen yerine getirmez..." diye bir cevap vermiş, von Papen de savaş yıllarıı boyunca, Polonya bayrağını, ikametgâhının penceresinden devamlı seyretmeye mecbur kalmıştır.(3)

Parkın doğuş serüveni bu tarihsel geçmişe dayalı bir jestle başlamıştır. Güzel, anlamlı bir proje ve etkin bir kamuoyu desteği karşısında bu jest neden bir kez daha tekrarlanmasın?

Parklar konusunda tarihi gelişim sürecine kısaca bir göz attığımızda başlangıçta parkların genellikle soyluların sahip oldukları malikâneler içerisinde yer aldıklarını görüyoruz. Bu alanlar tümüyle halka kapalıydı. Daha sonraları özellikle sanayinin gelişmesi ile artan nüfus ve kentleşmenin hız kazanması nedeniyle oluşan baskılarla kentlilere temiz, bakımlı, yeniden canlandırıcı (rekreasyonel) imkanlar sunmak amacıyla parklar tanzim edilmeye başlandı. Park- bahçe tasarımı hem mimari, hem ekolojik, hemde sosyo-ekonomik faktörlerin şekillendirdiği zorlu bir süreç olarak göze çarpmakta! Sadece sevginin yetmediğini, gerekli bilgiye sahip olma zorunluluğunu da hissedip görebiliyoruz.

Bu konuda bir kamuoyu oluşturmak üzere başta Çankaya Belediye Başkanlığı olmak üzere, ilgili tüm Sivil Toplum Kuruluşlarını ( Başta "Kavaklıdere Dayanışma ve Güzelleştirme Derneği"(4), "Ankaralılar Vakfı" gibi dernek ve vakıflar olmak üzere), tüm yerel kamu ve özel kuruluşları göreve çağırmak istiyorum.

Haydi el ele verlim. Kamuoyunu oluşturalım. Kuğulu Park'ı büyütelim. Büyüterek daha da iyi bir şekilde koruyalım!

İ.Ersin KABAOĞLU,

12 Nisan 2010, Ankara

Kaynakça ve blognot:

(*) 10 Nisan 2010 tarihinde, Rusya'nın batısındaki Smolensk Havaalanı yakınlarında vuku bulan elim uçak kazası sonucu, aralarında Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski ve Polonya devlet erkânınından önemli şahsiyetlerin bulunduğu 132 kişinin ölümünden dolayı Polonya halkının acısını paylaşır, baş sağlığı dileriz.

(1) Unat, Faik Reşit, "Osmanlı Sefirleri ve Sefaretnameleri" Türk Tarih Kurumu Yayını. 1992.

(2) Ottoman-Polish Diplomatic Relations (15Th-18th Century): An Annotated Edition of 'Ahdnames and Other Documents (Ottoman Empire and Its Heritage), Dariusz Kolodziejczyk, Brill Academic Publishers, Kasım 1999.

(3) Vikipedi, özgür ansiklopedi.

(4) Dernek, "Kuğulu Park Kuruyan Ağaçları Yenileme", yine ağaçlandırmaya yönelik "Dere Gidiyor Dere", " Kuğulu Park Ağaç ve Kuş Türleri Envanter Çalışması", "Kuğulu Park Öğrenci Proje Yarışması" gibi bir çok projeyi başarıyla tamamlayarak hayata geçirmiştir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

konulmaya değersek,onur duyarız sevgideğer Ersin Bey,sağolun,içtenliklerimle...:)sevgiler...

Şerife Mutlu 
 18.04.2010 9:45
Cevap :
Aman efendim ne demek! Sizin o değerli eserleriniz için burası mütavazı bile kalır. Yeterki o olanak ve ortam gerçekleşebilsin. İçten sevgi, saygı ve selâmlarımla...  19.04.2010 16:57
 

Ankara deyince -herkeste böyle midir bilmem ?- önce Kuğulu Park gelir aklıma. Bir de ardından Flamingo Pastanesi. Ankara'lı değilim ama sevdiğim şehirlerdendir Ankara. Gönüllü destekçiniz olabilirim sanırım. Hem bir şeylere katkıda bulunmak için, illa o şehirde yaşıyor olmak çok mu gerekli? Ülke hepimizin, şehirler de öyle. Teşekkürler değerli katkılarınız için Ersin Bey.

Özlem Akaydın 
 18.04.2010 9:14
Cevap :
Haklısınız Özlem hanım! Bir dönemin Ankaralılarının simge mekânlarıydılar "Kuğulu Park" ve "Flamingo Pastaneleri". Güngörmüş, kentsoylu, tok duruşlu, beyefendi ve hanımefendilerin... Şimdilerde azınlıkta kaldılar. Varoşlar tarafından kuşatıldılar. Onların acil, endazesi bozuk, çığırtkan talepleri maalesef daha ön planda! Bizim sahip çıkışımız biraz da bu nedenle... Desteğiniz "kentlerarası bir destek" olması açısından inanın daha da makbul. Kentseverlik, yurtseverlik ve evrensellik iç içedir zaten. Bu değerli yorumunuz için sonsuz teşekkürler, sevgiler ve içten selâmlarımla...  19.04.2010 16:55
 

Uzun zaman oldu gitmeyeli. Kenarından geçip gidiyorum zaman zaman ama gelin görün ki fırsat olmuyor bir türlü gezmeye. Güzel Ankaramın, güzel parkı, gençliğimin kaçamak parkı :) Umarım dikeler yerine ulaşır ve büyütülür park. Güzel bir blog elinize seğlık. Saygılar...

Başak Özdemir 
 16.04.2010 17:37
Cevap :
Evet Başak hanım. "...Güzel Ankaramızın güzel parkı..." varlığını büyüyerek sürdürsün. Dileğiniz hepimizin dileği... Umarım, Belediye yetkilileri ve ilgili Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile kurmaya çalıştığım diyaloglar sonuç verir ve bu dilek hâyâl olmanın ötesine taşınır! İçten teşekkürler ve selâmlarımla...  16.04.2010 22:07
 

kenar süslü çiçekli anı defteri gibidir,parklar.Sizin de güzel ifade ettiğiniz pek çok anılar barındırır,huzur verir,soluduğunuz havasında.Gözlerinizden ruhunuza akan güzellik yayar iç dünyanıza..hele de heykeller süslemişse,insanın ve doğanın sanatının buluştuğu görsel bir şölene döner.Şehrin ortasında doğadan bir parça,doğayı çevreleyen şehir,bir anda iki yerde gibisinizdir.Şehrin hızı,parkların dinginliğiyle dengelenir sanki Şehir,göze,parklar ruha hitabeder.Ruhun gözardı edildiği,hızlı yaşam ritminde,bozulan kalp ritimlerini,düzenler parklar.O nedenle önerinizi gönülden destekliyor,helede heykellerin çoğaldığı sanatın,çiçek ve sanat kokusunu birlikte soluduğumuz bu özel alanların çoğalması dileğiyle,Kuğulu Parkın büyümesi önerinizi destekliyorum.Dikkat çektiğiniz için teşekkür ediyorum Ersin Bey,sağolun,içtenlik ve sevgilerimle...

Şerife Mutlu 
 16.04.2010 9:38
Cevap :
Tarihi sürece kısaca bir göz attığımızda parklar genellikle soyluların sahip oldukları malikaneler içerisinde yer alırlardı. Bu alanlar tümüyle halka kapalıydı. Daha sonraları özellikle sanayinin gelişmesi ile artan nüfus ve kentleşmenin hız kazanması nedeniyle oluşan baskılarla şehirlilere temiz, bakımlı, yeniden canlandırıcı (rekreasyonel) imkanlar sunmak amacıyla parklar tanzim edilmeye başlandı. Park- bahçe tasarımı hem mimari, hem ekolojik, hemde sosyo-ekonomik faktörlerin şekillendirdiği zorlu bir süreç olarak göze çarpmakta! Sadece sevginin yetmediğini, gerekli bilgiye sahip olma zorunluluğunu da hissedip görebiliyoruz. Yorumunuzdan da rahatça anlaşıldığı gibi, bu her iki özelliğin de sizin bilge, (z)arif kişiliğinizde içerilmiş olduğunu bilmek ve görmek ne güzel! Hele bir de o değerli heykelerinizden birini de armağan ederseniz, henüz cenin halindeki bu proje büyük bir mevzi kazanmış olur. En içten sevgi, saygı ve teşekkürlerimle...  16.04.2010 14:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 356
Toplam yorum
: 3314
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2347
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster