Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ekim '10

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
2817
 

Küçük dev adam: Onur Şenli

Küçük dev adam: Onur Şenli
 

Niçin küçük adam? Boyuyla posuyla küçük bir adam da ondan.. Peki, niçin dev adam?. Çünkü, haliyle tavrıyla ve de geçmişiyle, bizim adam diye bildiğimiz pek çok kişiden bin kez daha adam da ondan.. İşte bu tarif Onur Şenli içindir. .

İlk bakışta bu tarifi abartılı bulanlar çıkabilir. Hatta “Kimdir bu Onur Şenli?” diyecekler de elbette görülebilir. Mısır Piramitlerinin Türkiye’den kaçırılmış olabileceğine ihtimal verebilen Tarih öğretmenlerinin bulunduğu ülkemizde… Birleşik Amerika’daki Hürriyet heykeli’nin Türkiye’den kaçırılışının yolunu yöntemini tartışabilen üniversite öğrencilerinin bulunduğu ülkemizde, Onur Şenli’nin adını işitmeyenler çıkmış, dert mi yani?

Bir de Onur Şenli, önüne gelenin “şair” unvanı takınarak ortalıkta dolaştığı ülkemizde adeta “görünmez adam” gibi yaşıyor. Ve Onur Şenli “tantana” dan hoşlanmayan bir olgun adam… bir dingin, bir doygun şair.

İzni verirseniz biraz baştan alacağım. Hemen belirteyim, arkadaşımız “Agora Meyhanesi” başlıklı şiiriyle biliniyor.

Onur Şenli Tıp doktoru. Lise’yi Ankara, Afyon, İstanbul Vefa ve İzmir Namık Kemal olmak üzere geze geze bitirmiş. Tıp Fakültesinin ilk yarısını yirmi yılda, ikinci yarısını sadece üç yılda bitirdi… Burada “Bitirdi” diyebiliyorum. Ben o yılların tanığıyım.

Bizde mecburi hizmeti bulunan devlet görevlilerinden kimileri doğu illerine gönderilmekten kurtulabilmek için bin bir takla atarken, o hiç de mecbur olmadığı halde doğuda görev istedi. Ve soluğu Türkiye’nin öte ucunda aldı. O artık Kilimli Sağlık Ocağı doktoru idi. İki sağlık ocağı daha ve otuz sekiz köy de kendisine bağlı olarak görev yaptı.

Her gününü Anadolu insanının derdine derman olmaya çalışarak geçirdi. Kimi ateşli geldi, kimi yarı yanık geldi. Kimi öldü ölecek halde geldi. Bıkmadı, yılmadı, her birinin üzerine “Benim insanım” diyerek titredi. Yıllarını öylece dolu dolu geçirdi.

Onur Şenli “Ülkenin okumuşları olarak, okuyamamışlarına borcumuz var” diyor.

Onur Şenli ile söyleşimiz altı saate yakın sürdü. Bu bir dost ziyaretiydi. On yıllardır görüşemeyen iki dostun hasret giderme görüşmesiydi. Hele hele Onur Şenli’nin değerli eşi, çok sevdiğim insan Kıymet Unutma’yı da on yıllar sonra yeniden selamlayabilmekten sevinç duydum, gurur duydum. O güzel elleriyle hazırladığı yemeklerin tadını hiç unutmayacağım.

Efendim, Onur Şenli’yi en çok yaralayan nedir, biliyor musunuz? Hakkında yalan yanlış yazılanlar.. “İnsanlar bunları nasıl uydurabiliyor, anlamıyorum, ” diyor. Ve haklı bir uyarıda bulunuyor. “Google’da rastladığınız her bilgiye sakın inanmayın. Biz sonunda Internet ortamını da kirletmeyi becerdik” diyor ve olayı anlatıyor.

1953 yılında Dumlupınar Denizaltımız battığında guya bir şiir yazmış. Şiiri okuduğunda kendisini ilk kutlayan Ahmet Necdet Sezer adındaki sınıf arkadaşı olmuş.
Internet’te yazıldığına göre durum bu.. Ama, Onur Şenli gözlerini iri iri açarak isyan ediyor.

“Böyle bir olay yok kardeşim.. Sayın Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı seçildiğinde bir arkadaşım telefon etti. “Haberin var mı, Afyon lisesinden sınıf arkadaşımız Cumhurbaşkanı seçildi” dedi. “Ben o zaman öğrendim, bir zamanlar Sayın Sezer’le birlikte aynı sınıfta okumuşuz..”

Hele bir başka büyük yazarımızın yazısı var ki, Onur Şenli pek çok üzülüyor. Bu yazarımız da yalan ve yanlışlarla dolu yazısında “Çok sevdiğim arkadaşım Onur Şenli kırk yıldır nerelerdedir, bilemiyorum” diye yazmış.

Onur Şenli bu yazarımız için de yazıklanarak şöyle dedi: “Dost isek, arkadaş isek ben hiç de uzaklarda değilim. Şu telefonun beri ucundayım.. hem de günün yirmi dört saatinde.. Beni bulmak isteyenler buluyorlar. Yazılarını yalan yanlışla doldurmak yerine gerçeklerden uzaklaşmadan yazmak isteyenler kolayca buluyorlar.”

Böyle diyor Onur Şenli... Onun hakkında yalan yanlış yazanlara duyuruyorum. Bu arkadaşı üzmeyin.

O şimdi emekli. İzmir’in burnunun dibinde bir köyde oturuyor. Doğa ile, şiiri ile, kendisini yoklamaya gelen dostları ile bir arada günler geçiriyor. Bir ayağı da İzmir’de elbet. Ne yardan, ne serden dedikleri gibi. İzmir’den de vaz geçemiyor…

Yeşillik içinde, yerle “hemzemin” kutu gibi bir köy evi. Bahçesinde oturup lafladık. Agora Meyhanesi adıyla ünlenen şiiri besteleyen “İsmet” isimli birinin şiiri sahiplenmeye kalkışmasından başladık, “Gönül” lü birinin o şarkıyı okumasıyla Onur Şenli’nin başlattığı hukuk savaşımını konuştuk. On günde sonuçlanacak kolaylıkta davanın on yıl sürüncemede kalmış olmasına birlikte yandık. Bu savaşım sonunda kazandığı tazminatın verdiği burukluğu birlikte yeniden yaşadık.

Sonra Onur Şenli ile ülkemizin doğusuna uçtuk. Orada sağlık ocaklarında yaşanan acıları onunla birlikte bir kez daha yaşadık. Şiirlerinden sunduğu parçacıklarla zenginleştirdiği konuşmasını ağzımız açık dinledik.

Ve biz farkına varmadan Mevlana’ya, Yunus’a, Sabahattin Ali’ye ve de Nazım’a kadar uzayan ve genişleyen her konuda laf ettik. Görüş alış verişinde bulunduk. Kendi kendimize edebi bir ziyafet çektik. Bu arada Onur Şenli’nin ağzından sürekli inci değerinde sözler döküldü.

“Sinop Cezaevinde duvara tabela asmışlar. “Burada şu şu ünlüler kaldı, diye.. Bir devlet utanacağı, utancından saklayacağı bir gerçeği övünç vesilesiymiş gibi ilan ediyor. Ben hukuk devleti, laf ettiler, şiir yazdılar diye şu şu şu değerli insanlarımı bu cezaevinde çürüttüm, ” diyor. Bu devleti elinde tutanlar nasıl insanlardır?”

Onun Şenli’nin bir başka gözlemi.

Değer bilir birileri onun adına “Ustaya Saygı” başlığı altında bir etkinlik düzenlemişler.
“Gittim, oturdum. Beni anlattılar, şiirlerimi okudular. Epey de kalabalık davetliler vardı. Can kulağıyla beni anlatan gençleri dinlediler. Benim şiirlerimi candan ve gönülden alkışladılar. Ve etkinlik sona erdi. Hiç kimsenin aklına gelmedi ki, bu anlattıkları kişi ben oradayım. Acaba ben ne diyebilirdim? Bir şiirimi kendim okuyamaz mıydım? Kimse bir şey demedi, ben de demedim.”

Onur Şenli ile yüz yüze bulunduğunuz her saniyede bilgiye gark oluyorsunuz. Deneyimler ediniyorsunuz. Ufkunuz genişliyor. Görüşleriniz derinleşiyor. Ne var bir de şu “Eee, artık biz gidelim, size doyum olmuyor, ” demek bu kadar kolay olmasaydı.

Ve bu “Size doyum olmuyor, ” lafı hiçbir yerde bu kadar yerli yerinde söylenmiş olamaz. Ben Onur Şenli’ye doyamadım.

Onur Şenli’den onun değerli eşi Kıymet Unutma’dan ayrılırken bir parçamın oracıkta, onlarla birlikte kaldığı hissini taşıyordum. Dört dörtlük insanlar demeye o kadar yakışıyorlar ki, evlerinin bahçesine kendi arabalarını park ettikleri yer kadar bir park yeri de hemen onun yanı başına düzenletmişler. Konukların arabası yolun orasında burasında bahçe dışında kalmasın diye.. Arabamıza bindik ve istemeye istemeye onlardan uzaklaştık.

Internet’te Onur Şenli hakkında yazılmış’ları gözden geçirmeye çalıştım. Aman efendim.. yakından tanıdığım insan Onur Şenli ne hallere düşürülüyor. Aşkından ağlıyormuş da.. Agora Meyhanesi’ne kapanırmış da.. Arkadaşlar o şiir yazıldığında öyle bir meyhane mi varmış? Neredeymiş?

Her neyse, Onur Şenli kendisi henüz aramızda yaşıyorken, onu da olmadık masalların, uydurma, yakıştırma olayların arkasına iteledik ya, aşk olsun bize… Onur Şenli’nin Internet ortamında epey şiiri var.

Ben burada sadece “Agora Meyhanesi” ni versem diye düşündüm. Ne dersiniz?

Agora Meyhanesi
Sana bu satırları
Bir sonbahar gecesinin
Felç olmuş köşesinden yazıyorum
Beş yüz mumluk ampullerin karanlığında
Saatlerdir boşalan kadehlere
Şarkılarını dolduruyorum
Tabağımdaki her zeytin tanesine
''Simsiyah Bakışların'ı koyuyorum
Ve kaldırıp kadehimi
Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum.
Burası Agora Meyhanesi
Burada yaşar aşkların en madarası
Ve en şahanesi
Burada saçların her teline bir galon içilir
Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
Burası Agora Meyhanesi
Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası...
Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
Elimde değil
Bu da bir nevi namuslu serserilik
Dışarıda hafiften bir yağmur var
Bu gece benim gecem
Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği
Gönlümde bütün dertlerin hora teptiği gece bu
Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu
Birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır
Umutlar tükenir, mezeler biter
Biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden
Bu sarhoş şehrin üstüne
Birazdan bu yağmur da diner
Sen bakma benim böyle delice efkarlandığıma
Mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver
Yarın gelir çamaşırcı kadın
Her şeyden habersiz onu da yıkar
Sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar?
Dedim ya burası Agora Meyhanesi
Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer
Burası Agora Meyhanesi
Burası kan tüküren mesut insanların dünyası

(İzmir/Agora, Kasım 1959)
ONUR SENLİ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 73
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 738
Kayıt tarihi
: 19.11.06
 
 

Ben uzun zamandır yazıyorum. Türkiye'den epey uzakta oturuyorum. Üç çocuğun babası ve pek çok çocuğu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster