Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
71
 

Küçük Fırıncı

Rüçhan bey eve gelmek üzere yola çıktığında, hayatında yolunda gitmeyen bir sürü şeyi kafasında evirip, çevirip duruyordu. Eve gelince arabasını bahçe kapısının önüne park etti , arabadan inerek evinin bahçe kapısından içeri geçip bahçe kapısını kapatınca sokak lambasının loş ışığında yanına gelen köpeğini farketti. Köpek birkaç kez havladıktan sonra Rüçhan beyin bacaklarına sarılıp bir sürü anlamsız sesler çıkararak sevgi gösterisinde bulundu. Ne harika hayvanlar şu köpekler diye geçirdi içinden. Bir eliyle köpeğin çenesinin altını kaşıyıp diğer eliyle başını sıvazladı hayvanın çıkardığı garip seslerdeki mutluluğu hissediyordu. Anahtarı ile kapıyı açıp eve girdi. Geniş salonda biraz oturup yarım bıraktığı kitabı aradı, aldı merdivenleri çıkıp ikinci kattaki deniz tarafında bulunan yatak odasına geçti, uyku tutmayacağını biliyordu. Soyundu pijamalarını giyerek pencereye yöneldi ve pencerenin kanatlarını açarak içeri giren temiz deniz kokulu havayı ciğerlerine çekti. Biraz daha beklemeyi düşünüyordu fakat sert rüzgar içeriye girince vaz geçerek kitabıyla eline alarak yatağına uzandı. Evinin yüz metre uzağındaki denizin azgın dalgalarının gece sabaha kadar sürecek olan uğultularını dinlerken uyuyakaldı.

Sabah erken kalktı kahvaltı hazırlamak için mutfağa geçti, iki dilim ekmek kızartıp tereyağı, bal, süt ile birlikte onları bitirdi. Kış aylarının son günleriydi, bahar gelmek üzereydi havanın soğuk olacağını bildiği için sıkıca giyindi, dışarı çıktığında hava açık, soğuk, fakat rüzgarlıydı. Esen rüzgardan korunmak için kahverengi deri montunun kürklü yakalarını boynuna doğru kaldırdı. Evinin çıkışındaki verandanın kenarında bulunan zakkum köklerine, filizlenen çiçeklere baktı zamanı gelince tek tek açıp rengarenk olacağını, kokular saçacağını hayal ederek tabiatın bıkmadan usanmadan verdiği armağanları düşündü. Arabasına bindi, çalıştırdı ve ısınmasını bekleyip kaloriferi açtı arabanın içi ısınmaya başlamıştı hareket etti.. Hafta sonu olduğu için köye gitmeyi düşünüyordu. Her zamanki yoldan şehir merkezine dönen kavşağa geldi şehir merkezine giden yola dönünce her zaman unlu mamuller aldığı fırının önünde bir çocuk gördü. Çocuğun el kaldırdığını görünce yavaşladı, çocuk şehir merkezine mi ? diye işaret edince durdu ve çocuğu arabaya aldı. Çocuk elleri ve yüzü soğuktan kızarmış ellerini oğuşturuyordu. Onbeş onaltı yaşlarında, koyu sarı saçlı, üzerinde sararmış beyaz keten ceket, altında keten pantolon ayaklarında lastik bölümleri sağlam bez kısımları yer yer yırtılmış bir bez ayakkabı, ceketin altında beyaz bir fanila vardı. Saçlarının sarısına karışmış un tozları elbiselerinde kurumuş hamur parçaları belli oluyordu. Yüzü genişçe gözleri göz çukurlarına kaçmış gibiydi, çelimsiz dizlerine doğru bakıyor hiç konuşmuyordu. Kıyafetinden fırında çalıştığı belliydi. Bir ara Rüçhan beye dönüp baktı, montuna dokunarak’’ ne güzel montun varmış ağbi’’ dedi. Üşümüş olmanın psikolojisiydi bu.

Rüçhan bey şehir merkezine gelince durdu ve çocuğun inmesini bekledi .Çocuk kapıyı açtı inmek için hamle yaptı fakat bir süre bekledi geriye dönüp Rüçhan beye bakarak;

- Nereye gidiyorsun ağbi?

- Elmalı köyüne gidiyorum.

Elmalı Köyü deyince yüzünde biraz sevinç biraz endişe belirdi biraz düşündü kararsızca bekledi sonra kararlılıkla

- Ben de gelebilir miyim? Kızılağaç Köyü sapağında inerim .

- Tabii gelebilirsin

Arabadan inmedi kapıyı kapattı ve tekrar yola koyuldular. Elmalı Köyü yolu üzerinde Kızılağaç köyüne giden yol sapağı vardı.

- Adın ne senin ?

- Osman

-Kızılağaç Köyü’nde ne yapacaksın

- Orada annem var onun yanına giderim.

Kızılağaç köyü’ne gitme fikri Osman için belli ki şimdi alınmış bir karardı, Rüçhan bey meraklanmıştı Osman ‘ın bir sürü bilmeceleri olduğunu hisseder gibi oldu.

- Sen annenle kalmıyor musun ?

- Yok onun başka evi ve başka çocukları var .

Bunu söylerken yüzünde Rüçhan beyin anlamaya çalıştığı ama anlamadığı bir sürü ifadeler zinciri geçmiş yeni sorulara zemin hazırlamıştı.

- Peki sen nerede kalıyorsun ?

- Fırında kalıyorum orada yatıp kalkıyorum.

-Evin yok mu?

- Eskiden vardı. Diyerek başladı

Osman’ın okula başlamadan önce babasının öldüğünü, babası ölünce annesinin Kızılağaç köyü’nden başka biriyle evlendiğini, yeni kocasının bu çocuklara pek sıcak bakmadığını, iki kardeş olduklarını, üç yıl öncesine kadar gocanası (babaanne) ile yaşadığını, gocanası ölünce yapayalnız ve kimsesiz kaldıklarını, o da ölünce kirada oturdukları evden çıkarılıp ortada kaldıklarını diğer kardeşinin de başka şehirde yine fırında çalıştığını öğrenmişti Rüçhan bey.

- Okul dedi okula gitmiyor musun?

-Nasıl gideyim ? Kim okutacak beni? Karnımı kim doyuracak?

- Derslerin nasıldı Osman?

- İyiydi ağbi okulu bırakınca öğretmenlerim çok kızmıştı.

- Annende ne kadar kalacaksın?

- Bilmiyorum ki ağbi ………..

Kalma kelimesini duyduğunda Osman’ın aslında hep orada kalmak isteğini sonrasında beliren ifade de ise bundan emin olmadığı için cümleyi yarım bıraktığını anlamıştı Rüçhan bey. Biraz düşünüp uzaklara doğru anlamsızca bakıp devam etti Osman ;

- Annem kalmamı ister de …………

Cümle yine yarım kalmıştı .

Bu konuşmaların sonucunda orada Osman’a yer olmadığı kanaatine varmıştı Rüçhan bey. Babasızlığın Osman’ın hayatında ne çok şeyi yarım bıraktığını ve bırakmaya devam edeceğini düşündü.

Araba Kızılağaç sapağına yaklaşınca geldik dedi Osman. Onun yarım kalacak hayatları gibi sohbeti de yarım kalmıştı. Rüçhan bey kenara çekerek arabayı durdurdu ve tanıştığımıza memnun oldum Osman dedi. Osman arabadan indi teşekkür etti arkasına bakmadan Kızılağaç sapağına doğru, sonunu kendisinin de bilmediği hep yarım kalacak olan hayatının bilinmeyenlerine doğru yürüdü. O ufukta kaybolana dek arkasından baka kaldı Rüçhan bey.

Yeniden yola koyulduğunda yüreğinin kasıldığını hissetti. Babasını hatırladı bir an. Meçhule giden küçük adam bugüne kadar bildiği ama çok farkında olmadığı, hatırlamadıklarını hatırlatmıştı. Babasının ilk okula başladığı gün onu okula götürüşünü, eğitim hayatı boyunca yanında olmasını ve çabalarını, mesleğe başladığında ilk gün işe giderken yanında gelişini ve heyecanını paylaşmasını, eksiksiz evlendirdiği gün evindeki ocağı ateşleyerek ‘’oğlumun ocağını yaktım artık tüttürmek onlara kalmış deyişini” babasının hayatında ne çok şeyi tamamladığını iliklerine kadar hissetmesini sağlamıştı Osman. Ellerinin ve ayaklarının canının kaçtığını hissetti, gidemeyeceğini anlayınca arabayı durdurdu ve yanaklarından süzülen yaşların sıcaklığını hissetti. Osman’ın üzüntüsü ile birlikte geride kalan babayla yaşanılan hayatın, tamamlanan anlam bulan mutluluklarını düşünerek SENİ SEVİYORUM BABACIĞIM diye mırıldandı. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 213
Kayıt tarihi
: 08.03.14
 
 

Şenol KABAOĞLU 08.05.1964 Yılında SAKARYA/ KİRAZLI'da doğdum. İlk öğrenimimi  Kirazlı İlkokulu or..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster