Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '17

 
Kategori
Teknolojinin Geleceği
Okunma Sayısı
119
 

Küçük Harf ve Siber Cemaatler

Küçük Harf ve Siber Cemaatler
 

Bir süredir sosyal medyada cümleleri baştan sona küçük harflerle yazma modası başladı. Twitter gibi sadece 140 (veya yakında 280) karakter içeren kısa mesajlarda bu pek sorun olmuyor, ancak baştan sona yeknesak küçük harflerle yazılmış metinleri okumak hayli zorlaşıyor. Hele benim gibi çeviri nedeniyle “hatasız” Türkçe kullanımına odaklanmış olanlar için bu ciddi bir eziyete dönüşüyor, çünkü her cümle başında beynimde “büyük harf” komutu oluşuyor. Ayrıca noktadan sonra gelen büyük harf yeni bir cümle başlangıcını vurgulayarak, okumayı dolaysıyla metnin anlaşılırlığını da kolaylaştırıyor. Hele ki uzun sanatsal cümleler içiren klasik edebi eserlerde bu adeta vazgeçilmez bir soluklanmaya dönüşüyor.

Sosyal medyada büyük harf kullanmayanlar çoğunlukla toplumun geneline göre daha aykırı ve eleştirel bir duruş sergilendiklerinden, acaba bu küçük harf kullanımının ideolojik bir nedeni olabilir mi diye internette araştırdım ve konuyla ilgili ekşi sözlükte yer alan aşağıdaki yorumları buldum:

“devrim niteliğinde hareket. tüm dünya böyle yazsa örneğin, biri hesaplasa muhakkak baya bir tasarruf yapılır. büyük harfin yaşamımıza kattığı nedir ki? ortaçağ hiyerarşisi, şekillerin yarattığı sınıfsallık... anlam ile ifade ile değil ama biçim ile sıralama kurmak.”

“biliinçaltımıza yazdığımız ve okuduğumuz her an işleyen 'büyüğün ve küçüğün' olduğu fikrine bu düşünce biçimine karşı uygulanması gereken eylem. 'her şey tek tip, uniform olsun'a gelmeye çalışmıyorum ama şey'lerin bu tip kalıpların içinde var olması ve birbirleriyle dilsel olarak bu biçimde ilişkilendirilmeli, sınıflandırılmaları sıkıntılı zayıf bir düşünce biçiminin ürünü..”

“bir de zamanında şimdi kim olduğunu hatırlamadığım biri yazılarında büyük harf kullanmadığını çünkü bunun kadın erkek eşitliği için gerekli olduğunu söylemişti.”

Ortaçağ hiyerarşisi veya şekillerin yarattığı sınıfsallık ya da büyüğün ve küçüğün var olmasına karşı bir eylem olarak görme yaklaşımı, belki bir yere kadar anlaşılabilir; ancak büyük harf yazmayarak “bayağı bir tasarruf” yapılmasını anlamak zor. Diğer yandan kadın erkek eşitliği açısından küçük harflerle yazmaktan ziyade var olan sorunları anlaşılır bir dille ve doğru örneklerle anlatmanın daha yararlı olacağı kanısındayım. Buna karşın, her ne kadar öyle olmadığı söylense de, küçük harf uygulamasının da bir nevi tek tipleştirme olduğunu düşünüyorum.

Bu bağlamda ortaçağ hiyerarşisi veya sınıfsal ayrıma karşı olarak gelişen eylem veya uygulamaların aslında daha modern bir karşılığı var. Daha önce kaleme almış olduğum “Siber kapitalizm” adlı yazımda, Dave Eggers’in “The Circle” adlı romanından bahsetmiştim. Bu romanda bir yandan Google, Facebook veya Amazon gibileriyle büyük benzerlik gösteren global bir şirketin ürkütücü hikayesi anlatılırken diğer yandan geleceği dair bir distopya hicvedilmektedir. Bu devasa şirketin içinde yer alabilen herkes çok özgür, doğal ve rahat bir yaşam tarzına kavuşuyor. Üstüne üstlük bunun için de bir de para alıyorlar. Çünkü Circle (adeta Google) adlı dünyanın en harika şirketinin yerleşkesinde, her şey ve her şeyin en iyisi var. O büyük dairenin dışında kalan ve dünya olarak adlandırılan can çeken çöplükteki her şeyin en iyisi. Bu devasa sınırın dışında işler iyiden iyiye kötüye giderken, içersi adeta paraya boğuluyor. Çünkü Circle en büyük arama motorunu, en büyük sosyal ağı ve en büyük online- ödeme sistemini bir araya getirmiş bulunuyor.

Yaşam tarzı olarak ise herkes genç ve de zayıf, kozmetik ürünler yerel ve organik; yoga ve masaj merkezlerinden bisiklet yolları ve köpek bakım evlerine kadar her şey şirketin çok önem verdiği ortak yaşam alanında yer alıyor. Buna karşın aile ve özel hayat denilen sinir bozucu ve karmaşık pisliğe gerek duyulmuyor. Bu yaşam tarzını mükemmelleştirme adına, her şeyin herkesle anında paylaşılabilmesi için Lolilop adında özel bir kamera geliştiriliyor. Boyna takılan bu kamerayla, haftanın yedi günü ve 24 saat boyunca yüzde yüz saydamlık çağrısı yapılıyor. “Sırlar hırsızlıktır” ve “paylaşmak iyileşmektir” sloganlarıyla adeta bir erdem terörü estiriliyor.

Bu yaşam tarzına uymak istemeyenlerin ise kaçıp gitmek gibi bir seçeneği yok. Online ve insansız hava aracıyla anında bulunuyor ve “dostlar” tarafından durduruluyorlar. Özetle, bu siber cemaatten intihar dışında kaçış yok. Onu da sadece insanların kullanabildiği araçları yasaklayarak önleme kararı alıyorlar.

Romanda her ne kadar bir distopya olarak sunulsa da, aslında dünyanın teknolojiye erişim ve kullanım ekseninde bölünmeye başladığı görülebiliyor. Teknoloji trenini yakalayabilen ülkeler nefes kesen bir hızla gelişirken, bundan mahrum olanlar iyiden iyiye sefalete sürükleniyor. İskandinav ülkeleri ile Ortadoğu’nun savaş bölgeleri bu konudaki iki ayrı uç örnek. Ya da sefalet içinde yüzen ve doğru dürüst okuma yazma oranları dahi olmayan Afrika ülkelerinin günümüz teknoloji düzeyini yakalamaları artık neredeyse imkânsız gibi.  

Google’da çalışmak ise tüm gençlerin rüyası haline geldi. Orada oluşturulan yaşam standartları ve değerler de tartışılmaz doğrular olarak kabul görüyor; bu bağlamda küçük harfle yazmak örneğin orada bir karşılık bulursa, buna karşı durmak nerede imkânsız gibi. Günümüzün siber cemaatleri tarafından özgürlük, rahatlık ve kolaylık olarak sunulan her gelişme ve değer, mutlak doğru hükmünde. Tam da bu yüzden kendi içinde yeni bir hiyerarşi, sınıfsallık ve de tek tipleştirme doğuruyorlar. Artık sınırlar dikey değil, yatay olarak gelişiyor. Soy ve ırk olarak bu siber cemaatler herkese açık gibi görünse de, mutlak doğruları konusunda tartışmasız kabulü şart koşuyorlar. Yaşam tarzınız her neyse, o dairenin değerleriyle uyuşmak zorunda.

Gelişen teknoloji bir taraftan hayatımızı kolaylaştırıp zenginleştirirken, diğer taraftan kendi yeni değerlerini ve kurallarını dikte ediyor.

Büyük özgürlüğü vaat ederken, aslında büyük tutsaklığa gebeyiz.  

Bu siber cemaatleşmeye karşı koyabilecek miyiz?

Laik ve muhafazakâr kesimlerimizin buna cevabı var mı?

Belki sonuncusu gereksiz bir soru olmuş diyeceksiniz, ancak bunları da tartışıyor olabilirdik.

Zuhal Nakay

 

İlgili link: Siber kapitalizm

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 512
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster