Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ağustos '09

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
6067
 

Küçük iskender ile söyleşi

Küçük iskender ile söyleşi
 

Küçük iskender


“Her zaman, bu çekici konuya doğru yükseliyor zekam ve başlangıçta ele almaya niyetlenmiş olduğum önemsiz konuyla kendimi sınırlamanın artık benim için olanaksız olduğuna siz de tanıksınız. Son bir söz… Bir kış gecesiydi. Çamların arasında uğuldarken karayel, karanlıkların içinden kapısını açıp bir oğlancıyı içeri aldı Tanrı.” / Maldoror’un Şarkıları / 5. Şarkı / Sayfa :225 / Lautréamont

“ASLINDA TANRISI BİLİNMEYEN MELEKLERDEN KORKTUĞUM SONBAHARLAR BUNLAR…” Küçük İskender

23 Mayıs 2009 Küçük İskender ile Yazsanat’ta (Yazın ve Sanat Kooperatifi) söyleşi ortamındaydık. Şiire ve şaire dair haykırışı olan bir söyleşiydi. Sorular sordum. Notlar aldım. Paylaşıyorum.

Küçük İskender: Hepiniz hoşgeldiniz.

Şiir okuyalım mı? Oturaraktan okuyamıyorum. Oturarak yapılan şeyler bu ülkeye zarar veriyor. Sıçmakla ilgili. Oturarak yazmak, okumak zarar veriyor. Yunanistan’da öldürülen Alexandras’a ve ayakkabı fırlatan Irak’lı gazeteciye adamıştım bu şiiri.

Bir Melek Satın Aldım

Alexandros Grigoropoulos ve Muntazar El Zeydi'ye

Sevgilim bana sözlükse özgüyüm ona
yoksa
yanan tahıl ambarında dolaşmak bana göredir
bir arkeoloji müzesinde kendi maketimle karşılaşmak keza,
Bana göre aynı göz hizasında hâlâ, sosyalist bir piyanist/in
parmak boylarının eşitliği
ile polis kurşunuyla devrilen Yunanlı anarşist çocuk olmak,
illa bankaları, beton şatoları ateşe vermek bir kafka romanında
ve o gece gökyüzünde kaç yıldız varsa o kadar yıl
hapis yatmak ruhunun uyuşmuş ormanında çınarlara sıkıca bağlı
Tam bana göre harfleri teslimiyetçi rakamlara tercih etmek
ve savaş başladığında aşk ile aşktan kaçmak, keza.. .

Bir melek satın aldım dünyanın en küçük köyünde
en küçük dükkândan en küçük metal paralarla,
sarısı maviye yakın, siyahı hafif kızıl tonda yumuşak ya da silik,
gündelik meleklerden biri işte
kanatları yolunmuş, gözleri oyulmuş, dili kopartılmış bir melek
ne Kur'an'da ne İncil'de / ne Zebur'da ne Tevrat'ta ne de Das Kapital'de
belki sadece yağmurlu bir akşamüstünde geçiyor adı
evet, şimdi geçiyor adı, önünde hüzünden müteşekkil konvoylarla..

Aslında
tanrısı bilinmeyen meleklerden korktuğum sonbaharlar bunlar,
arkandan koşup gelip acımadan kafana sıkan hayvanların cenneti
ihanetler, iftiralar, yalnızlıklar kalbimize ödül
öyle bir tasvirin içinde müebbetiz ki,
karakolda “kimliğim yok, kişiliğim var” diyebilmek cesareti..
Tekrarı olmayacak cinayetlerin suç aletiyiz melek, tutun bana,
hep düşen bir şeye dönüşmekle bitiriyoruz macerayı, sükûnet zül,
yahut bir arabın ta Amerika'ya fırlattığı ayakkabıyız
ya da altı delik bir ayakkabı Hrant'ın ayağında..

Yahut varoşlarda bir somun ekmeğin pırlanta değeri
Gökyüzü, yeryüzünün mücadeleye teşekkürüdür
Yahut konsolosluk balkonunda göndere çekilen kara bayrak
Bütün taçlar lazımlık olacak
Yahut bir bok değiliz, foseptiğimiz böyle
birbirine veba armağan eden sıçanlarız devasa bir lağım kanalında..

Bir melek satın aldım dünyanın en küçük köyünde
en küçük dükkândan en küçük metal paralarla,
sonra hayatta unuttum onu, bırakmışım yanlışlıkla sıradan bir akla
melekse eğer gerçekten, melekliğini bilecek elbette
ölmeyecek biz de ölene kadar, biz de kazanana kadar
Sevgilim, kabul et bu meleği, içindeki fişekte sakla!

Emre Varışlı’ya sözü vermek istiyorum

Emre Varışlı: Bu şiirden sonra biraz zor olacak ama benim şiir okumam.

Küçük İskender: Yenilerden okuyorum. Duygusuz bir şiir bakalım beğenecek misiniz?

Bu şehre bir lanet okuyacağım’ı okudu.

Bu bir şiir değil, bir öykü. (Dedem Beni Korkuttu’dan)

Zeliha Demirel: Şiiri yaşam biçimi haline getirmeyi başarabilenlerdensiniz. Bu yolculukta çarptığınız duvarlar?

Küçük İskender: Bunu yazdığımda kimse benim ne yapmaya çalıştığımı anlamadı. 11 yaşımdan beri yazmaya çalışıyorum. Yaklaşık 45 yaşındayım. Türkiye öyle bir coğrafyada yaşıyor ki, benim sanatsal olarak dile getirmeye çalıştığım şey asla ve asla var olan politik mücadeleyle örtüşmediği için dışarıda tutuldum. İçinde bulunduğum çevre gerek eşcinsel çevre, gerek sosyolojik çevre, gerekse sosyalist çevre beni dışladı. Ne çocuk istismarcılığım kaldı ne şu ne bu… Ben sosyalist kökenli bir anarşistim. Onlar kabul etmese bile. Onlar sistemin içine girmek isteyen .... çocukları. Delikanlılar sevdim her zaman, kadınlar gibi sevdim. Düzgün olmayı tercih ettim. Kanım akarsa bile donar, kanım aşkla donar. Şiiri hayatımın biçimi haline getirmek, bununla yoğrulmak, varolabilmek…İnsan sapkın bir varlık…Doğaya aykırı bir varlık… Bunu yaparken her zaman düzgün olmayı tercih ettim. Beni sevmemek bir tavırdır, tercihtir de peki ya ihanet…?

Yenilerden bir şiir okuyorum, sevdiğinizi tahmin ediyorum.

Remix Dualar’ı okudu.

Harun Ata okudu.

Şu ana kadar okuyan arkadaşlarımıza baktığımız zaman Kaan müzisyen ve şarkı sözü de yazıyor, diğerleri edebiyat dergilerinde kendilerini var etmeye çalışan kuvvetli arkadaşlar. Harun da onlardan biri.

Harun Ata: Son dönemde okuduğum bir kitap var. Arkadaş Z. Özger ödülünde 2009 yılının en iyi kitabı seçildi. Şiire atılan en büyük suç lirik şiirin artık değer taşımadığı yönünde. Bu kitaptan okuyacağım şiir lirik şiir. Burak Acar’ın “Ateş Akvaryumu” kitabından:

Kuyara ve Adako’yu okudu.

(Davetlilerin bir şiir daha okuyun ısrarı üzerine)…

Küçük İskender: Bu da ayrıca garip bir şeydir. Burası güzel bir mekan. Şimdi aklımdan geçeni söylemeyeyim. Gidecek arkadaşlar gitmeden biraz daha seni sevelim demek istiyor gibi bir şey bu ısrar. Ama hangi şiiri ne zaman istersem o zaman okurum. Dayatılan şairler olabilir. Hilmi Yavuz gibi. Beni bu masaya oturtacaklardı. Oturmadım. Öyle şairler üst ya da öncelikli falan değildir. O yüzden aranıza oturdum. Ve o yüzden Paris önemli bir şiirdir.

Paris

bu kartı sana paris’ten atıyorum

çok türkçe bir aşkın ortasında
çok türkçe bir yağmurun mağarasında
çift kâğıtlının son dumanına sinen erezyonda
kelimelerden
beni aşağılayan, bir hiç yerine koyan kelimelerden
ve tehlikeli, korkunç hayvanlardan kurtulduğum,
kendime doğru
bir çıkış yolu bulduğum
güzel bir zamanda..

bu kartı sana paris’ten atıyorum:

bugün mavinin ayrı bir havası
bugün rüzgârın özel bir şıklığı var,
bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim!
bugün kuşlarla senden, senin
o çok efkârlı ellerinden konuştuk uzun uzun
bugün kuşlarla senin resmini çizdik
bütün karakol duvarlarına
biraz sandviç yedik, biraz su içtik seni düşünerek
allahına kadar fırlamaydık senin anlayacağın
bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim
bugün kuşlara senin ismini armağan ettim!

gereksiz eklem ağrıları ve kriz değil midir
ışıksız gözlerime bir nebze kan
pul pul olmuş tenime enjektör kapanları kuran,
duran
sonra yürüyen
sonra bir daha duran
seyyah kalbime tüm ihtişamıyla boşalan
hap niyetine sıcak elektriğin doludizgin sersemliğinde
üşürken, açken
kolları kısa ceketimin yakalarını kaldırırken
sorgumda soruyorum bunları, hep soru kalanları:
niye ayrıldık (cevabı kullanılmış, aids riski taşıyor)
nasıl sustuk (cevabı, kalabalık getto masallarında)
niçin birbirimize çarpa çarpa bir suça ortak olduk
şimdi hangi dozda hangi ekolde zırvalıyorum
sokaklarda mora mor çalan dönme bir gitaristken
koşabiliyor muyum, nefes alabiliyor muyum, s..abiliyor muyum
dehşetli yerlerimden
en karanlık gizlerimden çalakalem vurulmuşken
otuz üçünde kahpe bir anarşist
sırtında yetmiş yedi hançer yarası
bir polisten tokatlanmış magnum ve ben
gece camlarını, ....mlarını yumruklarken
ya da

çıplak ayaklarımla boş ilaç şişelerini ezerken
her yer, herşey kırmızıya boyanırken duruluyorum
ölmek üzere olan birin üstünde dönenen
puşt akbabalar gibi yüzümün üstünde dolanıyor ruhum!
bu kartı sana ben
sanırım
paris’ten atıyorum!

mamafih,
niye gelmişim, nerden gelmişim, neden burdayım
sanki
ekmeğe karışmışken toprağı özleyen buğdayım!
sevgilim, ben ne soysuz bir adamım -ki
kopan mi telinin yerine kurumuş bir gözyaşı takıyorum
evet! evet!
koşuyorum, yuvarlanıyorum, bağırıyorum, ağlıyorum
faşizme yenilmişken
avla avcının mesafesi daralmışken
otuz üçünde bozguna uğramış bir devrimci
k...çında yetmiş yedi azrak yarası
bu kartı sana ben
büyük ihtimal
paris’ten atıyorum!

Bu arada hayatım boyunca Paris’e gitmedim. Bu kasım ayında Paris’e gidiyorum. Oradan size kart atarım.

Nur Hak Kaya kendi şiirinden bir şiir okudu.

Muzaffer Özdemir kendi şiirinden bir şiir okudu.

Küçük İskender: Muzaffer Özdemir benim çok eski arkadaşımdır. Benim sevgili dostumla beni çok farklı kulvarlarda görebilirsiniz. Benim yüreğim şöyle : Derdimizin aynı olduğunu bildiğim için onlar bu gün buradalar. Arkadaş olmak hayata karşı bir duruş biçimiyle belirlidir. İfade etme biçimimiz farklı olabilir Muzaffer’le. Ama o benim on yıllık arkadaşım, yoldaşım. İyi ki varsın Muzaffer.

Arkadaş demin Cemal Süreya’nın şiirini okursam sorun çıkar mı? dedi. Bu şımarıklığı yapma hakkım var. Benim konuşmacı olduğum programda İsmet Özel’in okunmasını istemem.

Muzaffer Özdemir: Aşık Veysel’e soruyorlar. Ruhi Su’yu beğeniyor musun? Diye. O da ben nasıl kır çiçeği isem Ruhi Su da balkon çiçeği diyor.

Yeni bir çalışmamı ezgisiyle birlikte paylaşmak istiyorum

Öptüm yarin yanağını

İçimde bir Şad kaldı

Uçtu gitti naçar aklım

Dilimde bir ad kaldı

Sevmek çiçek açmak imiş

Ya da kuşlar gibi uçmak

Kanatları bulut kanat

Altında bir at kaldı

Sevginin aşk çağrısı

Özlemin arsız ağrısı

Bir elmanın tam yarısı

Yatağımda yat kaldı

Gökhan Göçer bir şiir okudu

Küçük İskender, Gökyüzü zimmetime geçirdiğinde’yi okudu.

Küçük İskender: Kuyruğunu bırakıp kaçan kaç insan oldu bu ülkede bilir misiniz? Portakal yenir ve biter. Kertenkele kuyruğunu bırakır ve kaçar. Edip Cansever’e yaptığınızı bana yapmayın. Benim babam bana ne dedi bilir misiniz? G...tünü s...n değil, beynini s....n esas suçludur. Avrupa’da söylenen “Ne Ali’ler gördüm Osman çıktı” önemli bir laftır.

Umut Kazan Ahmed Arif’ten bir şiir okudu.

Zeliha Demirel: Sevgili İskender; şiir nedir?, Şair kime denir?, Ne olacak bu vıcık vıcık lirik şiirin hali? Lirizmi yeniden mi kodlamamız gerek?

Küçük İskender: Şiir asla ve asla şımarıkça, insanların kendi kendine yarattığı bir ideoloji değildir. Bazı şair abilerimiz oldu (Nazım Hikmet, …) yaşadıkları dönemin politizeliğinde. Şiir ne ideolojik bir şeydir ne de politik. Ne bir halkı kurtarır ne de batırır. Şiir sosyolojik bir şey de değildir. Şiir bir rahatsızlık biçimidir. Şiirle rahatsız, hastalıklı insanlar uğraşır. Hastalıktan kastım bireysel sıkıntısı olanlardır. Ve bu sıkıntıların ifade biçimidir. Bunu söylediğim için insanlar bana kızıyor ama ben bunun çok ciddi eğitimini gördüm, tıp okudum.

İlk çağlarda önce müzik ve dans çıkmıştır. Sonra sesten şiir doğmuştur. Şunu iddia ederim; felsefe ana bilim dallarının başlangıcını sağlamıştır. Matematiğin, fiziğin, … çıkmasını sağlamıştır. Kabile dönemindeki büyücüden de sanat dalları çıkmıştır. Erkek ava gider, kadın evle ve çocuklarla ilgilenir, büyücü süslenir, giyinir, dans eder… Sanat dalları kabilenin büyücüsünden çıkmıştır. Çünkü kabilenin diğer üyeleri reelle ilgilenir, büyücü hastalıklı kişidir, umut dağıtır.

Nazım Hikmet’e kızmıyoruz, ama 300 yıl olmuş. Güneşe akın var… Toplumun yarattığı iki şair tipi var. Biri devletin yarattığı, diğeri de korktuğu solcu şairler. İkisi de değildir. Şiir hastalıklı durumdur, şairler hastalıklıdır.

Baudelaure denilen adam bu gün şiirin en güzel tanımını koymuştur. İnsan sadece kimliği ile ortaya çıktığı zaman bu yeterli gibi bir yanılgı var. Hayata karşı duruşun çok önemlidir, demin de ifade ettim duruşumu. Kimliğimin ne olduğu çok ortada. Gündemde olan kesimimin ne olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Ama bu benim derdim değil.

Zeliha Demirel: Hayatımda hüviyetinin rengi olmayan insanlar var. Sizin bu anlamda duyarlılığınızdan şüphem yok. İnsanların cinsiyet ötesi duyarlılık noktasını yakalaması mümkün mü?

Küçük İskender: Dün yine Ankara’da travesti bir arkadaşımızın gırtlağını kestiler ve öldürdüler. Ben burada daha duyarlıyım. Çünkü bu gündeme gelmiyor. Çünkü orospu iyi oldu, diyorlar. İt oğlu itin biri öldürüyor, iyi oldu diyorlar. Bu ülkede travestiler de var, sadece medyada gündeme gelen ve bize sunulan ölülerimize üzülüyoruz, hepsine üzülmemiz lazım. O insanlar boşu boşuna zavallı bir şekilde öldürülüyorlar ve aileleri yok onların… Yalnız ölüyorlar… Tavuk gibi… Toplumun çoğu onlarla yatıyor ve sonra da “si..tim öldürdüm” diyor… Tavuk gibi… Devrimcilik için kanınız akıyorsa (sosyalist kökenli anarşistim) travesti, gay, eşcinsel, …Herkes için mücadele etmeliyiz. Nazım Hikmet eşcinsel olsaydı ret mi edecektik?

Muhittin Kasapoğlu Altay Öktem’den bir şiir okudu.

Küçük İskender: Muhittin sen kimsin ki gibi geldi ve Altay Öktem var burda dedi. Tavrını koydu. Altay Öktem arkadaşım. Sadece şiir okumakla ilgilenmeyin. Bazı insanlar sadece şiir yazar, bu adamın ya da kadının başka bir şeyi yoktur. Bu bir hünerdir, bir seçimdir, buna saygı duymak lazım. Diğeri başka işler yapar, yanında şiir yazar ya da şiirden rant elde etmek için, mekan açar. Ben doğduğum günden beri şiir yazıyorum. Bu söylediklerim kötü bir şey değil, yanlış anlaşılmasın. Şiirden de para kazanılmaz, onları küçümsemiyorum. Birileri bunun üstünden rant elde etmek için yapar. Yani biri peygamberdir, diğerleri de dini satar. Bu ayrımı yapmak lazım.

Zeliha Demirel: Baktığınızda edebiyat dünyasını nasıl görüyorsunuz? Şiir nereye gidiyor? Underground mı? Avandgard mı? Kötü şiir dayanışması platformları oluştu ve şiir duygu kusmasına dönüştü. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?

Küçük İskender: İsveç’e gittim. Bu birçok arkadaşımın sıkıntısı oldu. O niye gitti de ben gitmedim dediler. O kim ki onun yerine ben gitseydim dediler. Ben gittim Türk şiirini orada tanıtmaya çalıştım. Bu kadar kin tutan bir edebiyatımız var. Bu tür etkinliklere bir daha katılmayacağım. Şiir sizin algıladığınız biçimiyle ise ben o şiir akşamlarında olmayacağım. Şurada okuyan gencecik arkadaşlarımın gelişmesi için çaba harcayacağım. Şiirin hiçbir şey olduğunu biliyorum. Asla ve asla hiç kimse benden ve arkadaşlarımdan şiiri söküp alamayacak. Şiir ciddi bir mücadele biçimidir, tezahürat değildir, slogan değildir. Türk halkı şiiri seviyor. Halk beni sevmeyecek, sevmemeye devam edecek ama şiiri fütürist noktaya çıkarmak için bütün çabamı harcayacağım. Bütün çabam insanlık için ve şiirin insana yaraşır noktaya ulaşması için… Ben kült olmak için mücadele ediyorum.

Zeliha Demirel: Alt ve üst kimliklerimizden sıyrılmış olmak durumuna geleceğimiz konusunda umudunuz var mı? Ya da şöyle mi sormalıyım; ortalama evrensel insanlık halini yakalayabilecek mi insanlık?

Küçük İskender: Burada olduğunuz için çok teşekkür ediyorum. İyi ki geldiniz. Beni bundan iki üç ay önce bir okula davet ettiler. Gelmeniz bize gurur verir dedi edebiyat hocası. Gitmeme iki dakika kala – sudan bahanelerle engelleniyorum – başka şeyler çıktı dediler ve iptal ettiler. Ben engelleniyorsam ve benim gibi bir başkası engellenmiyorsa bu benim değerli olduğumu gösteriyor. Yaşadığım sürece, Nazım Hikmet’in, Edip Cansever’in, Turgut Uyar’ın çocuğuyum. Yaşadığım sürece o orospu çocuklarıyla mücadele edeceğim… Gırtlaklarına basa basa… bunu bilin. Evet gayim, delikanlıları seviyorum ne var bunda. Oscar Wilde’da gaydi. Bu konuda mücadelemi sürdüreceğim.

Son bir şiir daha okuyup bitirelim.

“Çağrıldığın binanın terasında, Kanat dikiyorum” adlı şiiri okudu.

İyi ki geldiniz. Birazdan evime gideceğim. İyi ki varsınız. Genç şair arkadaşlarımı çok seviyorum. Onlar için elimden geleni yapacağım.

Varsayalım ki ben yoktum başka bir şair için burada toplandınız. Haydi kaybolun…

Tuna Başar bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Küçük İskender'in şiirleri kadar metinlerini de severim. Sizinle birlikte Küçük İskender'le söyleşmek çok iyi geldi. Teşekkürler.

Pınar Güner  
 15.09.2010 17:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 764
Kayıt tarihi
: 05.03.09
 
 

Konya Akşehir doğumluyum. İnşaat Mühendisliği mezunuyum. Yirmi yıldır aktif olarak plastik sanatl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster