Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
2103
 

Küçük mucizeler...

Küçük mucizeler...
 

Herşeyin bittiğini sandığın bir an vardır. Denizlerin bir daha asla o deli mavi rengi tutturamayacağını sandığın, bahçedeki gülün o kan kırmızı rengiyle dünyaya kafa tutar gibi gökyüzüne uzanmayacağını sandığın, ağaçların yapraklanmayacağını, güneşin parlamayacağını sandığın bir an... Oysa hayatının tam ortasında duruyorsundur. Geçmişte deli dolu yaşanmış yıllar bırakmışsın ve gelecekten de bir o kadar yıl alacağın olduğunu hesap ediyorsundur.İşte tam da o hesabın ortasında bitiş çizgisinde duruyor gibi hissedersin kendini. Ellerini, içinde kanayan yaraya aldırmadan iki yana açar "Herşey buraya kadarmış" dersin. Ve hayatın nasıl mucizelere gebe olduğunu bilmeyecek kadar sersem olduğunun farkında bile değilsindir.

Sonra bir sabah uyanırsın. Aklında hala o binbir kederli düşüncenin ağırlığı yatağına çiviler seni. Gözlerini açıp aynı oda, aynı masa, aynı fotoğraflara bakmayı istemez canın. Aynı dünyaya uyanmak istemezsin. Çocukluğundaki masallar geçer gözünün önünden. O pempe giysili peri yanı başında belirsin istersin. Sana sorsun dileklerini istersin. Öyle çok çok dileğin de yoktur hani. Kendi sersemliğine gülümsersin. Dudağının kıyısında beliren o gülümseyişe şaşarak kalkarsın yatağından, "Aynı dünyaya uyandım yine" dersin "Çünkü başka dünya yok."

Sonra günün içinde biri çıkar gelir. Beklenen değildir o. Öylesine, hayatın akan nehrinde yolu senin kıyına düşmüş bir balıkçıdır. Oturur karşına çayını yudumlar ve başlar anlatmaya. Öyle kayıtsızdır ve farkında değildir senin içinde yarattığı güneşin. Sana hayattan, günlerden söz eder. Söz ettikleri yabancı kulağa sıradan gelir. Sen ruhunun cımbızıyla tek tek toplarsın o sözlerin içinden ihtiyacın olanları.Kendi yüreğinin ortasında önce yeşil bir vadi yaratırsın. Gökyüzünü olabilecek en mavi renge boyarsın. Bir de güneş kondurursun tam orta yere çılgınca parlayan. Belki küçük bir ev de yaparsın kendine o sözlerden. Küçük ama sağlam. Küçük ama sevgi dolu. Konuşur, anlatır sana. Farkında bile değildir senin içinde inşaa ettiği o küçük dünyanın. Bin bir çiçek olur kelimeler.Menekşeler, güller, laleler ve çılgın bir papatya denizi. Merak edersin gözlerine bakarak konuşanın gözlerinden o dünyayı görüp görmediğini...

Bilirsin artık dünyanın üzerinde uçuşup duran küçük mucizeleri ve o mucizeleri tıpkı bir kelebek avcısı gibi yakalaman gerektiğini. Sen gözlerin yerde yürüyüp dururken, birinin gözlerine bakıp onu dinliyormuş gibi görünürken, aklın tamamen içinde yarattığın bataklığa gömülmüşken o mucizelerin yanı başından geçip gittiğini farkedersin...

Ve anlarsın ki ;dünya kendi karanlığı içinde yitip gidenlere değil yüreğinin gözünü açanlara sunar mucizelerini...

RESİM: David Morton

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Fulya, İmge dünyasından bize yansıyanları bir hazine gibi anlatmışsın. Evet. Hayat mucizelerle dolu. Bu yazı da bana göre öyle. Mucizeleri uzakta aramamalıyız... Mucize içimizde... Gerekli ışığı bulunca çıkıveriyor ortaya. Kutlarım.

Solohan 
 13.02.2007 0:39
Cevap :
Sevgili Solohan, Çok teşekkür ederim. Söylediğin gibi mucize gerekli ışığı bulunca çıkıveriyor ortaya. Ve bence o ışık gözlerimizde saklı.Işıkla bakan göz mucizeleri görüyor.Sevgiler...  13.02.2007 8:46
 

Sus ve sadece dinle sessizliği /perdeleri çek ışıkları söndür /bir selam bir haber gönderir belki /sesleri hiç duyulmayan dostlar /Bir cigara sar bitlis tütününden /bir çay demle sonra, anısı kalsın /bekle başında onun sabaha dek /Belki benim sana böyle sığınan /yapayalnız ve öylesine yorgun /kimliği duvarlarda kalan bir kaçak. Ahmet Telli’nin o güzel şiirinde söylediği gibi “belki benim sana böyle sığınan”. Bir mucize gibiydi gelişi.. Sabaha kadar her konudan bahsetmiştik.. Yakındık ve beni anlayan tek kişiydi. Sesini duyduğumda ve “seni anlıyorum” dediğinde içimde sürü halinde dolaşan kelebekler uçuşmaya başlardı.. Sevgili Fulya bazen mucize gibi girer yaşamımıza bazen sığınılacak liman gibi biz koşarız onlara.. Yazında geçen yıl zamansız kaybettiğim sevdiğimi hissettim. Ne çok şey katmıştı ve tüm karamsarlığımı almıştı. Benim en büyük mucizemdi. Yüreğine sağlık.Sevgilerimle

Püren ERDEM 
 12.02.2007 19:39
Cevap :
Sevgili Püren, Hayatta bazen mucizeler bizi gelip buluyor. Ve bazen o mucizelerin bedeli ağır oluyor galiba...Çok teşekkür ederim bu güzel yorum için sevgiler...  12.02.2007 20:55
 

İnsan siyah gözlüklerini takıp aynı siyahlıkla bakınca hayata, o koca deliğin içinde ne aradığını bilmeden savrulur insan. Kafasını kaldırıp bakmaz,yanından geçenleri umursamaz...O deliğin dışında elini uzatanlar vardır halbuki.İçinden bir ses yükselir,bir ışık gözlerini kırpıştırır. Uyanış vakti,delikten çıkma vakti...Görebiliyorsan küçük mucizeleri, hala içinde yaşatmaya çalıştığın bir şeylerin olduğuna inanıyorsan hala,mucizeler sen de yatıyor. Senin gördüklerinde senin hissettiklerinde...O küçük mucizler kimi an büyük sevinçler doğuruyor. Ama görebiliyorsak eğer...Harika bir yazı Fulya'cım. Kucak dolusu sevgiler...

guguk kuşu 
 11.02.2007 23:54
Cevap :
Canım Haticeciğim, Hayat böyle işte...Bir zaman kendi karanlığımıza gömülüp etrafta uçuşan mucizeleri görmüyoruz...Oysa ışık her yanda...Başını çevirip görmek gerekiyor...Çok teşekkür ederim...Kucak dolusu sevgiler...  12.02.2007 8:53
 

denizde kedinin ne işi var?Olta karada ise,tabi kedinin de işi var orada.Niyet ve kısmet meselesi.O sahile gelip,oltasını karaya atanlar çoğunlukda ki,kedi alışmış bu işlere.Bizim gibilerinin yolu bekliyor.Yemi kaptırdığımız kedi diyordur arkadaşlarına:''Aman ha,dikkat! Oltanın ucundaki yemden ziyade,oltanın kendisine dikkat edin'' diye de tembih ediyordur.Biz gece yarısı balıkçıları,sabahı çoktan edip,kumlara uzandığımızda,rüyalarımız,kaldığı yerden tekrar başladı.Hiç balığa çıkmamış gibi gördük kendimizi.Kediyle hiç tanışmamış gibi olduk.Amma,uyandığımızda,bilinç altındaki ''Geceyarısı balıkçılığı'' imajı,'Dang' diye kafımıza işaretini hemencecik veriverdi.O halde?Biz yola çıkmasaydık,yataklarımızda olsaydık,bu rüyayı yine görecektik.Uyandığımızda ise 'Balıkçılığa' soyunduğumuzu düşünemeyecektik.Yüreğimizde ziyade,gözümüzü açmadığımız için oltaları karaya savurmuş ve uykuya dalıvermişiz.Gözümüzü açsaydık,keyfimiz yerine gelirdi ama,algıladığımızla orantılı olarak mesut olurduk .

Muzaffer Cellek 
 11.02.2007 14:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1048
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster