Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Nisan '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
399
 

Küçük Tanrıçalar

Küçük Tanrıçalar
 

Kadın, uğursuz gecelerin koyu karanlıklarında umarsızca olmayan ellerini arıyor. Tarihin dehlizlerini dolaşıyor eteklerinden damlayan kızıl kanla. Canı acıyor, eti lime lime. Geceye bulanmış gözlerdeki ışıksızlık korkutuyor yüreğini… Kaybolmuş zaman içindeki devinimleri şaşkın. Yuvarlanıyor kuyuların en karanlık, en dipsizine doğru. Kapılar ağır, paslı demirden açılmıyor. Sağır, dilsiz insanlar gözlerine inen perdelerle ne olduğu anlaşılamayan bir noktanın büyüsü içinde. Zaman terse sarıyor savuruyor dağınık saçlarını. Çok eskilerden kalan, üstü kurnaz eril egosuyla sıvanmış kimliği çamurlar içerisinde. Hareket edemiyor. Duvarlar, duvarlar, duvarlar… Çıkış sandığı paslı demir kapının ardı da bir başka duvar.

Ağlayan gözleri ışıksız, duvarların arkasında gören olmuyor. Gözyaşları yalnızca kendi bedenine süzülüp dökülüyor yere. Çöküyor dizlerinin üstüne. On binlerce yıl ötesinden ılık bir rüzgâr kulak memesini okşuyor ansızın. Afyon almış gibi sersemleyip dönüyor başı. Şimdi güzel saçları, doğa ananın gülümseyen çiçeklerinin zarafetiyle taçlanmış. Eli karnında, ekilen tohumun içindeki gelişmesini izliyor duygularıyla. Gururlu, şefkatli ama kibirsiz “küçük bir tanrıça” olduğunun ayırdında. Cinsiyeti eller üzerinde. “Bereket tanrıçalığı” hak edilmiş bir paye onun için. Suskun, asaleti hoyrat ellerde değil. Önünde saygı ile eğilmiş “eril” dünyanın başını, bitmeyen bir sevgi ile okşuyor.

Teninden yayılan kokuyla suluyor yürekleri. Kutsal sayılıyor elleri, doyurgan. Ciğerleri özverinin hazzıyla sarmalanmış daha bir derin soluyor.

Rüzgâr yavaş yavaş çekiyor üzerinden uzun bacaklarını. Tatlı bir düşün rehaveti göz kapaklarında asılı kalıyor. Önünde yine aşılmaz duvarlar, açılmaz kör bir kapı. Tekrar bağırmaya çalışıyor duvarların arkasında var olduğunu bildiği sonsuzluğa doğru; sesi çıkmıyor. Kendi bedenini sarıyor sarmaşık kollarıyla ve sonra suskun, çaresiz sessizliğiyle, yaşadığı evrende adeta kendini görünmez kılıyor.

Bilinmeyen bir zaman diliminde kadın siliyor çaresizliğin gözyaşlarını ve esaretinin kader olmadığının farkına varıyor silkinerek. Açıyor sonra korkunç güzel gözlerini. Sevecen yüreği ilk günkü kadar yalın. Ellerine bakıyor; doyurgan elleri yedi veren gülünün bereketini taşıyor. Önce bir, sonra ikinci dizinin üzerinde doğruluyor. Bedenindeki güce şaşıyor. Ihlamur kokan nefesini üfürüyor kör kapıya, dev duvarlara doğru. Çın çın ötüyor sesi, çarpıyor duvarlara. Dökülüyor cam fanusun kırıkları yerlere doğru. Atıyor kadın ak, uzun bacağının birini özgürlüğe doğru. Sonra ikinciyle birleştiriyor. Bir rüzgâr esiyor. Kadının saçlarını tarıyor parmaklarıyla. Kadın geriniyor, mutlanıyor. Sonra upuzun kollarıyla sarıyor bütün dünyayı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 288
Kayıt tarihi
: 20.04.15
 
 

Sanatsever, seyahatsever... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster