Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '14

 
Kategori
Sinema
 

KULAĞIMIZA FISILDANAN NAĞMELER...

KULAĞIMIZA FISILDANAN NAĞMELER...
 

Geçmişi unutmayıp, arkada bırakmadığımız takdirde, geçmiş geçmiş olmaktan çıkar. Geçmişi unutmak yerine onu yâd etmek ve güzel bir şekilde anmak, çok daha iyi sonuçlar doğuracaktır. Yaşanılanlar nedeniyle pişmanlık duymak, bugünü yaşayamamak demektir. Tıpkı “Unutursam Fısılda” filmindeki karakterler gibi… Pişmanlıkları bir kenara bırakarak, Çağan Irmak’ın o güzel nağmeleriyle kulağımızın pasını silelim.

Bizi retrospektif yaşama doğru sürükleyen Çağan Irmak, melodramatik sahnelerle karakterlerin içsel savaşlarını, kişilik çatışmalarını, daha ziyade hesaplaşmalarını, öfkelerini, soğukkanlılıklarını ve pişmanlıklarını Yeşilçam tadıyla perdeye mıhlıyor. Ruhlarının güzelliklerini kirli ve karanlık dehlizlerde, yara alışlarını ele alan Irmak, intikam ve egonun uyuşturucu faziletini iç ses olarak kullanıyor. Örnek: Hanife (Işıl Yücesoy) karakteri…  İç ses tekniğini doğru bir şekilde ortaya koyan Irmak, geçmişin acıtan taraflarını ‘monolog’ edasıyla hikâyelendirmekle kalmıyor, aynı zamanda karakterlerin psikojilerini ve sıkıntılarını ortaya döküyor. Hanife karakteri geçmiş ve bugün arasında bağ kuran bir anlatıcı… Bize hikâyeyi, hem de kendi gerçeğini anlatıyor, işte o an bazı karanlık sırların kısa süre sonra ifşa edileceğini anlıyoruz ve akıllara çok önemli bir soru düşüyor: Zaten hayat sırlarla dolu bir yaşam ağacı değil midir?

KARAKTERLERİN İÇ DÜNYALARI VE YEŞİLÇAM MAZİSİ…

Alt metinlere yerleştirdiği bazı dokunaklı mesajlarla, seyircinin aklını yöneten Irmak, sıradan bir hikâye anlatmıyor bize…  O halde ne anlatıyor? Küçük bir yerde ailesiyle yaşayan ve ünlü bir şarkıcı olmak için yollara düşen kızın (Ayperi) hikâyesini aşk ile süsleyerek, ünlü olmanın bedellerinin çok ağır olduğunu ‘flashback’ ve ‘flashforward’ sahnelere yaslayan Irmak, bazı ciddi söylemlerde bulunuyor: “Korkmayın cesur olun, başarıya erişmek için özgüveninizi kaybetmeyin, eğer kendinize güvenir ve inanırsanız başkaları da inanır”. Bu söylemlere katılıyoruz ve şunu eklemek istiyoruz: Ünlü olmak için bir parça deli olmak iyidir, eğer o delilik iyi bir şeye vesile olacaksa… Aslında ünlü olmanın sanıldığı kadar zor olmadığını dile getiren retrospektif hikaye, elinizde kaliteli bir iş varsa basamakları hızlı çıkarsınız diyerek, ağırlığını ortaya koyuyor. Kendini içselleştirmek için çaba gösteren karakterlerin yolculuğunda, biz de bu vesileyle kendimize çok önemli dersler çıkarmış oluyoruz.

Şimdi çok önemli bir düşünceye ışık yakmak gerek: filmin aşk filmi olduğundan söz ediliyor ancak filmin aşk filmi olmadığı açıkça ortada, film tam bir melodram örneği… Dram ile komedinin içe içe olduğu “Unutursam Fısılda” Yeşilçam ile ilişki kuran ve müzikal notalardan oluşan bir ritim sanki… Hatta Yeşilçam’ı özgünleştirmek adına, duvarda asılı duran ‘Ses’ dergisi afişine ilişen gözlerimiz, bu yazılanları doğruluyor. O dönemde yaşamış olanlar iyi hatırlar, çünkü dergi birçok sanatçının Yeşilçam'a ve sahnelere adım atarak, ünlü olmasını sağlamış vepopüler kitleyi ayaklandırmıştı. Hey gidi günler diyorsunuz muhtemelen… Peki, Beatles posteri için ne düşünmeliyiz? Sanırız Çağan Irmak o posteri Ses dergisi afişinin yanına asarak “Beatles” grubunu anmak istemiş. Takdir edilesi bir buluş… Geçmişe tamamıyla yüzümüzü dönecek olduğumuzda; ünlü olmak için Unkapanı piyasasını, altını üstüne getiren müzik adaylarının filme konu oluşunu, dallandırıp budaklandırmadan işleyen yönetmenin, o eski dönemi bize olduğu gibi yansıtması ise filmin ana şablonunu oluşturan en önemli etmen…  

MÜZİKLER ON NUMARA!

Retro ve vintage kostümler, dönen kamera hareketleri, geçiş efektleri, paralel ve dinamik kurgu ile karakterlerin görsel sahnelerle uyumu Irmak’ın sinemasal bütünlüğünü oluştururken, hikâyenin de masalsı kozasında ilerliyor oluşu, filme dördüncü bir boyut katıyor sanki… Bu kez mizah unsurunu filmin altına doğru süpüren Irmak, hüzünlü fotoğrafik sahneleriyle izleyiciyi efkârlandırıyor, buğulu gözlerimiz adeta yuvalarından fırlıyor. Renkli ama bir o kadar kesvetli bir dünya oluşturma kisvesi altında, karakterleri derinlemesine inceleyen Irmak, müziğin terapisel etkisini karakterlerin yaşam biçimlerine göre konumlandırıyor. Müziğin içimize işlememesi olanak dışı… Filmin hemen hemen tüm sahnelerinde müzik var, zira müzik aynı zamanda ‘dış ses’ olarak da kullanılıyor. Bu müzikal hikâyeyi aslında iki bölüm olarak kurgulayabiliriz. Birinci bölümde ünlü olmak için, yollara düşen küçük kız Ayperi’nin başından geçenler, ikinci bölümdeyse Ayperi’nin ünlü oluşunun ardında yatan gerçekler ve yaşlılık alametleri… Bir de ana hikâyemiz etrafında gelişen yan hikâyecikler…

Yan hikâyeleri ana hikâyeye bağlamaya çalışırken birazcık zorlanan Irmak, Yeşilçam olgusunu karakterlerin savaşı üzerinden anlatıyor, bu kimi zaman çok etkili, kimi zamansa etkisiz hale geliyor. Söz gelimi; yan hikâyeler kendi içinde yeni yan hikâyeler doğuruyor ki, bazen filmin takibi zor hale gelebiliyor. Zaman zaman ‘kesme’ yapan Irmak, bazı olayları sonuçlandırmadan başka sahneye atlıyor. Bunların haricinde ise söylenecek başka bir şey yok. Yalnız Çağan Irmak’tan çok büyük beklenti içinde olanlar için şunu dile getirebiliriz: Çağan Irmak, bu ufak sıkıntılara rağmen beklentiyi boş çıkartmıyor, aksine dram ile mizahın karışımından oluşan, dozajı iyi ayarlanmış bir hikâyeye tat katıyor. Damardan güçlü bir iğne yapan Irmak, yankı uyandıran Yeşilçam’ı, yaşamayanlara yaşatarak, o günleri de kendi mantığına göre anmış oluyor.

UNUTURSAM FISILDA AMA NEDEN?

Geldik filmin vurucu tarafına… Filmin ismi neden “Unutursam Fısılda” diye soru soranların olduğunu varsayarak, bununla ilgili bir açıklama yapmak istiyoruz. Aradan geçen bozuk yılları tamir etmek isteyen Ayperi’nin gençliğinden geriye sadece zayıf bedeninin kalıyor oluşu, zaten kapalı kapının ardına kadar açılmasına neden oluyor. Alzheimer nedeniyle sürekli takılı plak misali aynı şeyleri/şarkıları söyleyen ve kafası gidip gelen Ayperi, geçmişinde yapışıp kaldığı için önüne bakamıyor. Her şey o noktada dağılıveriyor. Aklımıza hemen “Pandora’nın Kutusu” geldi. Orada da aynı dertten muzdarip bir karakter yer alıyordu. Gerçi Ayperi karakterinden çok daha vahimdi durumu, neyse karıştırmayalım orasını. ‘Unutursam Fısılda’ sözcüğü Alzheimer olduğu için şarkı sözlerini unutan Ayperi için söylenmiş anlamlı bir nidaydı belki de…

Son tahlilde;kulağımıza o güzel müzikleri fısıldayan “Unutursam Fısılda” sonuna kadar zevkle izlenebilecek, kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz bir Yeşilçam hatırası… Eski Yeşilçam yönetmenlerine şapka çıkartan Irmak, nostaljik bir geçit oluşturarak, eski dönemin postmodernize edilmiş halleri ile baş başa bırakıyor bizi… Bize de haliyle izlemek düşüyor. 

twitter.com/Cine_Deseo

sinemamilliyet@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 829
Kayıt tarihi
: 24.05.10
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kod..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster