Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1295
 

Külebi'siz şiir yetim....

Külebi'siz şiir yetim....
 

Cahit Külebi


Otuzuna bile basmadan, dostlar! / Ölüp gidersem / Peşimden ağlamayın / Yalnız kadınlar için / Yalnız onlar için ağlamayın.” - Cahit Külebi.

“Belki de haziran bulacak naaşımı” der. Çoğu güzel insanlar aramızdan haziranlarda ayrıldı. Hem de bir veda bile etmeden. Takvimden bir yaprak daha kopardım. 20 Haziran ünlü ozan Cahit Külebi’nin Ankara’da vefat ettiği yazıyor.

Külebi, yakından tanıştığımız bir ustamdı. Yalın şiir anlayışı, duru Türkçesiyle ve yetiştiği batı yazını kültürüyle halk şiirini kendine göre yorumlayarak çağdaşlığa taşımıştı. Onun şiirleri zamana dayanır. Daha uzun süre unutulmaz özellikler taşımaktadır.

Şiir kitaplarıma o beğeni toplayan “Sunu”yu o koydu. Beni gördüğünde sarılır ve ağlamaklı olurdu. Çünkü gözyaşı akmıyordu, göz pınarları kurumuştu. Hani ozanlar duyarlı olurlar ya, duyarlılığı davranışlarından sezilebiliyordu.

Mavinin sevgilisiydi. Türk mavisinin güzelliğini isterdi. İnsanı ve ülkesi için Türk mavisini seçerdi. Türkiye kadar aydınlık maviyi düşlerdi hep. Şiirin her şeyin üzerinde oluşunu kanıtlayan bir renkti mavi. Ondaki mavi, bir bakıma umudun simgesiydi. Şiirinde Edirne’yi estirirdi yer yer. Duygunun yoğunluğunda yaşar ve biri gelir, biri gider. İşte ders kitaplarında da okuduğumuz “Atatürk Kurtuluş Savaşında”dan özgün dizeler:

“Edirne’den Ardahan’a / Bir toprak uzanır / Boz kanatlı üveyikler / Üstünden uçar / Edirne’den Ardahan’a, / Ardahan’dan Edirne’ye kadar.”

İçi Sevda Dolu Bir Yolculuk, anılarını adlandırdığı yapıtının adı. Yaşam yolculuğu bitti. Ne ki, şiirleri zamana karşı direnecektir.

***

Aramızdan ayrıldıktan sonrası önemli oranda anı ya da iz bırakan güzel insanları anmak ve ağıt yakmak, duygusal yönümüz ve geleneğimizdir.

Anonim cinaslı bir dörtlük, zaman zaman beynimde şekillenerek dilime dökülür: "Dünyalının dünyasına / Aldanma hiç dünyasına / Dünya benim diyenin / Tanık olduk dün yasına."

Yeri doldurulamayan usta şair Cahit Külebi’nin, yıllar önce yitirdiğimiz doktor şair Ceyhun Atuf Kansu için kalema aldığı etkili bir ağıdı var. Onun o dörtlüklerini paylaşalım istedim:

Ceyhun Atuf Kansu için
köylü biçeminde ağıt

Ceyhun kardeş sen bu elden gideli,
Dağlarım yıkıldı, çöllerim bomboş.
Söğütlü dereler, iğdeli beller,
Kuraktan çatlamış göllerim bomboş.

Turhal yöresinden, Yıldızeli’nden,
Çocuktan, büyükten, kızdan, gelinden,
Kurtarmıştın sayrılığın elinden,
Şimdi sayrı kaldım, ellerim bomboş.

Her sevdiğin şeye sen ‘gülüm’ derdin,
İnsanları bebe gibi severdin,
En sonunda kendi yüreğini verdin,
Kırıldı dallarım, güllerim bomboş

Külebi der, ölüm gelir yavaştan,
Ben de bıktım bu anlamsız savaştan,
Dağdaki geyikten, gökteki kuştan,
Beter oldum, telim teleğim bomboş.

İnsanın insana insanca yaklaşımı insanlığın göstergesidir. Karanlık Afrika’yı aydınlatan Dr. Albert Schweitzer diyor ki: “İnsan insana, insan kardeşine kendini adadıkça insandır.”

Beklenmedik ölümler, tanıyanlarını yasa boğar! Bir türlü inanası gelmez kimselerin! Ne ki acı ama gerçek! Bir başka ozan: “Ölüm adın kalleş olsun.” diyor.

Biz, “Bıraktığın unutulmaz izlerle içimizdesin. Yattığın yer aydınlık olsun.” diyoruz. Ozan Aşık Veysel’in oldukça anlamlı dörtlüğüyle bir kez daha anıyoruz:

“Açar, solar türlü çiçek / Kimler gülmüş, kim gülecek / Murat yalan ölüm gerçek / Dostlar beni hatırlasın.” Elbette iz bırakan güzel insanları, dostları unutmayacak! Ne ki, şimdilerde şiirleri yetim kaldı.

***

İşte bir Cahit Külebi şiiri:

Köy öğretmenleri

I

Yurdumuz uçsuz bucaksız,
Gökte yıldız kadar köylerimiz var.
Ama uzak, ama harap, ama garipsi..
Alın benim gönlümden de o kadar.

Uzak köylerimizde kuşlar gibi
Her sabah çocuklar size uçar.
Ama küçük, ama büyüyen, ama güleç..
Alın benim gönlümden de o kadar.

Siz kara göklerin yıldızları,
Işıtın yurdumuzu sabaha kadar!
Ama düşe kalka, ama yiğit, ama umutlu..
Alın benim gönlümden de o kadar.
II
Çemişkezek'te, Patnos'ta, Malazgirt'te doğanlar!
Malazgirt'e, Çemişkezek'e, Patnos'a gitmezseniz,
Çocuklarınız öksüz kalır, yetim kalır,
Köylere ışık iletmezseniz.

Dağlara, vadilere, ovalara
Tespihler gibi saçılmış köyler,
Rüzgâra karşı bir bayrak,
Sevinçle türküsünü söyler.

Sevinçle türküsünü söyler
Bir idare lambası küçük, solgun.
En azından üç yüz pare dam
Umudu en azından üç yüz çocuğun.

Ve onlar saçları uzamış,
Çatlak ellerinde çıkınları,
Üç saat, dört saat ötelerden
Yorgundur, sessizdir akınları.

Ve onlar, yıldızlar gibi
Gözleri ışıl ışıl yananlar.
Oyuncak için değil, kâğıt, kalem
Kitap için gizlice ağlayanlar.

Ve onlar âşıktan bilya,
Sopadan at yapanlar.
Kurt yavruları gibi, kuzular gibi
Dağ başlarını çınlatanlar.

Çemişkezek'te, Patnos'ta, Malazgirt’te doğanlar,
Bütün bunları düşünmelisiniz.
Yüce ırmaklar gibi sessiz, sürekli
Kağnılarla, arabalarla, kamyonlarla
Akıp köylere gitmelisiniz!

Yurdumuza ışık iletmelisiniz...

Cahit Külebi

                                                                                               *

                                                                       muhsindurucan@hotmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 351
Toplam yorum
: 370
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 1320
Kayıt tarihi
: 18.08.08
 
 

Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulu’nu, İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, İstanbul Çapa M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster