Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '21

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
32
 

KULLANICI HATASI - I

İşe gireli üç yıl oldu. Ama ben bu şehrin temposuna bir türlü ayak uyduramadım gitti. Her iş gününün bir saati işe giderken diğer bir saati de işten dönerken yolda heba olup gidiyor. Haftada altı gün işe gittiğim düşünülürse haftada 6x2=12 saat, ayda 48 saat; yılda 11 ay çalıştığım hesaba katılırsa da yılda 11x48=528 saat yani 22 gün yolda geçip gidiyor. Koskoca yılın yaklaşık bir ayını sırf işe gidip gelmek için harcamak zorunda kalıyorum.

Yolda geçen ölü zamanı müzik dinleyerek veya kitap okuyarak değerlendirmeye çalışsam da yorgunluk, uykusuzluk gibi çeşitli nedenlerden ötürü bu konuda pek başarılı olduğum söylenemez. Zamanı doğru değerlendirme konusunda benden çok daha yetenekli insanlar var tabi. Mesela üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler. Soru bankalarına ve test kitaplarına gömülüp dış dünya ile bağlantısını keserek işine odaklanmış öğrencileri görünce on yıl önceki halim aklıma geliyor. Üniversite sınavından iyi bir puan alıp geçimim sağlayacak bir işe ulaşmak için hayatımın merkezine ÖSS’yi koymuştum. Zihnimin berrak, hafızamın kuvvetli olduğu bu dönemde yaprak testler,deneme sınavları,soru bankalarıyla çok fazla haşır neşir olmuştum.Dört yanlışın bir doğruyu nereye götürdüğü belli olmayan bir sınavdan ezberlediğim veya bana belletilen metotlarla başarılı olmaya çalışıyordum.Bu çalışma hayatımın tek gayesi olmuştu.Test tekniğine alışmak için sürekli olarak beş seçenek arasından doğru cevabı bulmak üzere çözdüğüm sorular sayesinde beynim mekanikleşmiş bir hale gelmişti.Hatta iş öyle bir noktaya gelmişti ki gündelik hayatta bir soruyla karşılaştığımda seçenek arar olmuştum.İnsanı robotlaştırma konusunda başarılı olan test tekniğini öğrenip uygulamaktan başka çarem yoktu maalesef. Uygulama yaparken sorgulamayı rafa kaldırmanın farz olduğu bir süreç içerisine girdim doğal olarak.

Üniversite sınavında nasıl bir yol izleyeceğim konusunda dershanenin rehberlik servisiyle görüşmenin faydalı olacağını düşündüm ve ‘Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık ‘hocasının yanına gittim. Kendisi önce ikinci sınıf kişisel gelişim kitaplarından ezberleyip, sağdan soldan duyduğu saçma sapan başarı hikâyelerini anlattı. Gaz vermek için anlattığı hikâyelere kendi de inanmıyor konuştukça konuşuyordu. Elindeki ürünü satmaya çalışan pazarlamacı gibi sürekli kendini övüyor, elinde sihirli değnek varmış gibi sürekli ‘’ Merak etme istediğin bölümü ben sana kazandıracağım’’ deyip duruyordu. Kendini küme düşmüş takımı şampiyonlar ligi şampiyonu yapmış teknik direktör gibi görüyor kendince bir havalara giriyordu.

Bir süre sonra bu beyefendiyle denem sınavlarından alığım puanları değerlendirmeye başladık. Bir keresinde deneme sınavlarından birinden aldığım puan beğenmeyip puan kartımı da yırttığı olmuştu maalesef. Yırtma eylemi sonrası hızını alamayıp sert bir biçimde okumak istediğim bölümü sordu. ’Makine mühendisliği’ dediğim zaman sigara içmekten sapsarı olmuş, yalnız pas ve kireç sökücüyle temizlenmesi mümkün dişleriyle sırıtarak ‘’Kazansan bile okulu yedi yılda ancak bitirirsin, bence bu işe girişme’’ diyerek rehberlik odasındaki öğrencilerin yanında beni rencide etmişti.

Söylenen laflar yüzüme tokat gibi inmiş, kendime inancım azalmış, özgüveni törpülenmiş bir halde rehberlik odasından çıktım. Moralim bozulmuş, psikolojim rehberlik ve psikolojik dağıtımcılık pardon danışmanlık öğretmenince başarılı bir şekilde darmadağın edilmişti. Bu moral bozukluğu birkaç hafta devam etti. Sonrasında kendimi toparladım ve okumak istediğim bölüm hakkında küçük çaplı bir araştırma yapmaya başladım.

Makine mühendisliği ile ilgili broşürler okuyor, üniversitelerin tanıtım filmlerini izliyordum. Meslek hakkında az çok bilgi sahibi oldum böylece. Anlamadığım bir nokta ise bazı üniversitelerin tanıtım filmlerinde sadece binalardan söz edilmesiydi. ‘’Üniversitemizde bu kadar kişilik amfimiz, şu sayıda atölyemiz, bu kadar laboratuarımız’’ diyen tanıtım filmleri açıkçası bana pek gerçekçi gelmedi. Öğretim elemanının binadan daha önemli olduğunu göz ardı eden eğitim kurumlarını tanıtan reklam filmlerinin vitrin yapma telaşıyla insan faktörünü geri plana itmesine kadar doğru o da ayrı bir mesele tabi.

Geleceğimle ilgili yaptığım araştırma sonrası mümkün oldukça dış dünya ile bağlantıyı keserek ders çalışmaya devam ettim. İnsanlarla olan münasebetimi en aza indirmiş olsam da dış etkenler beni olumsuz yönde etkilemeyi başarıyordu. Yakın çevremdeki akraba görünümlü akbabalar, hısım gibi görünen hasımlar olumsuz telkinlerde bulunmaktan büyük bir keyif alıyorlardı. Yaşama Enerjisi Düşürme Eksperliği, Şevk Kırma Operatörlüğü veya İnsanı Canından Bezdirme Uzmanlığı gibi bir meslek olsa hısımlarım, akrabalarım ve yakın çevrem mutlaka o mesleğin ordinaryüsü olurdu. Üniversiteyi kazanınca bir şey olmuyormuş, iş bulmak zormuş, ekmek aslanın ağzındaymış, boşuna kendimi hırpalıyormuşum filan falan feşmekan. Eğer herhangi bir mesleğim olsa belki üniversite sınavına girmeden de hayatımı idame ettirebilirdim. Ama meslek veya herhangi bir zanaat edinmeden üniversite sınavına girmemek çok büyük bir riskti benim için. O nedenle kendime belirlediğim hedef doğrultusunda ilerleyip üniversite sınavından iyi bir puan almaktan başka umar yol yoktu.

Uzun, stresli ve yorucu bir hazırlık döneminin ardından sınav günü geldi çattı. Ailem beni sınava gireceğim okulun bahçesine bıraktıktan sonra asıl mücadele başlıyordu. O zamana kadar hep destekleyen ailemin yardımı olmadan belki de ilk kez mücadele etmiş, hayat kavgasını ilk provasını üniversite sınavıyla yapmıştım.

Sınav bitip eve döndükten sonra bir süreliğine rahatlamıştım. Sınavdan yaklaşık bir buçuk ay sonra sonuçlar açıklandı. Sınav sonucu, tercihler derken hedeflediğim bölüm olan Makine Mühendisliğinde okumaya hak kazanmıştım. Belki iyi bir puanım yoktu. Belki markalı ve popüler bir üniversiteyi kazanamadım. Ama en azından hedeflediğim bölümü tutturmuştum. Böyle bir hedef belirlerken meslek aşkı duymamıştım. Mezun olunca işsiz kalma ihtimaline karşı böyle bir karar vermiştim. Kabul ediyorum sığ düşünen, olaya sadece geçim derdi olarak bakan, para kazanmaya odaklanmış bir yaklaşımla hareket etmiştim. Ancak koşulların beni buna zorladığını da kabul etmek lazım bir yerde.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 87
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 66
Kayıt tarihi
: 25.02.19
 
 

     TCDD'de makine mühendisiyim. Sanatın iyileştirici gücüne inanan bir insanım.    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster