Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '21

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
68
 

KULLANICI HATASI – II

Üniversiteye kaydolacağım zaman gerekli belgeleri hazırladıktan sonra minimum dört yılımı geçireceğim taşra iline geldik babamla. Daha şehrin otogarına varır varmaz kalacak yer konusunda beni benden fazla düşünen ve hizmet aşkıyla yanıp tutuşan gönüllü insanlarla karşılaştık. Düzgün hitabeti, yardımsever görünümlü bu mübarekler otogarda sanki beni bekliyormuş gibiydi.

’’Gel kardeşim, evimizde yurdumuzda ikamet et, hem sohbetlerimize katılır maneviyatın artar hem de daha iyi ders çalışırsın’’ tarzında tavsiyelerde bulunan hacı yağ kokan ve uzun kollu gömleğinin düğmelerini boğazına kadar iliklemiş donuk bakışlı, ablak yüzlü arkadaşların teklifini kibarca reddettikten sonra babamla beraber kayıt konusunu halletmeye gittik.Kayıt işlemi sonrası kalacak yer konusunu çözmek için arayışlara başladık.Özel yurtların bütçemizi aştığına şahit olduktan sonra devlet yurduna müracaat ettik.Devlet yurdu için belirlenen listede sıranın bize gelmesini bekledik.

Şansım varmış ki yaklaşık bir ay kadar KYK misafirhanesinde kaldıktan sonra sıra geldi ve Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun üniversite yerleşkesinde yer alan yurda yerleştim. Altı kişilik odalardan oluşan, koşulları özel öğrenci yurtları kadar iyi olmayan devlet yurdu ailemin bütçesi için en uygun yerdi. Ailem bu durum karşısında biraz mahcubiyet duysa da ben halimden memnundum. Aile özleminin verdiği duygu yoğunluğunu yoğun bir şekilde yaşamak dışında pek bir sıkıntım yoktu açıkçası.

Zamanla üniversite ortamına, derslere alışıyorsunuz ister istemez. Bir süre sonra da mühendislik eğitiminin dışarıdan görüldüğü gibi olmadığı gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Öğretim elemanlarının çoğu ders notlarındaki kitabi bilginin dışına çıkmadan uygulama olmaksızın ders anlatıyor. Böyle olunca da anlatılanlar kafada canlanmıyor doğal olarak. Uygulama eksikliğinden kaynaklı benzer sorunlarla iş hayatında karşılaşmak işten bile olmuyor.

Kitabi bilgi bir şekilde öğrenilebiliyor. İş teorik bilginin kalıcı bir biçimde öğretildikten sonra hayata geçirilmesi noktasında kendini belli ediyor. Anlatılanlar uygulanmayınca öğrenme eylemi amacına ulaşmıyor.

Mesela, torna tezgahını kara tahtaya iki boyutlu şekil çizerek anlatırsanız ve öğrencinin hayal gücüyle konuyu anlamasını beklerseniz daha çok beklersiniz. Mühendislik Fakültesi Atölyesinde torna tezgahı varken böyle bir yol izlendiğinde yapılan eylemin pek de inandırıcılığı olmuyor ne yazık ki. Benzer biçimde uçak motorlarının çalışma ilkesini atölyede hurdaya ayrılmış uçak motorundan anlatmak yerine projeksiyon cihazıyla yansıtılan dijital sunumla kabataslak anlatılması da inandırıcılıktan uzak bir diğer eylem olarak kayıtlara geçer.

Her ne kadar uygulamasız anlatım yapan öğretim elemanlarını eleştirsek de öğrenci olarak bizde de hata var. Mesleğimize, işimize gereken özeni göstermedik. Dersi öğrenmek için değil dersi geçmek için ders çalıştık. Dersten geçer not alıp bir an önce okulu bitirmek bizim için çok ama çok önemliydi. Özetle üç şey yaptık: ezberle, geç ve unut. Ders notunda veya kitapta yazılanları ezberle, anlamadan , sorgulamadan, öğrenmeden sınav kağıdına yaz ve sınavdan birkaç gün sonra da unut gitsin.Geçer not almayı kutsal amaç ilan ederek izlenen yol mesleği angarya haline getirmeye başladı.Oysaki, ezberlemek , şablon haline getirmek yerine anlama yolu seçilseydi belki de daha mutlu bir eğitim hayatımı olacaktı.Tabi bu her zaman mümkün olmuyor.Hele ki ‘’100 sayfalık ders notunun tamamından sorumlusunuz’’ diyen öğretim elemanına ‘’Hocam bazı kısımları özet geçerek yazsak nasıl olur?’’ diye sorulur ve öğretim elemanı da pişmiş kelle gibi sırıtarak ‘’Konunun özetini yazarsanız notun da özetini alırsınız’’ derse!

Kuşak çatışmasından mıdır nedendir bilinmez öğretim elemanlarıyla öğrenciler arasında da anlaşmazlıklar yaşanıyordu. Derste iki kere ikiyi anlatıp sınavda ikinin logaritmasını istemek gibi , ‘’İş dünyası kalifiye eleman ister siz bu gidişle ancak iş dünyasından diskalifiye olur yarışın dışında kalırsınız.’ tarzında şevk kırıcı cümleler kurmak bulunmak gibi nahoş davranışlar anlaşmazlıkları da tetikliyordu.

Bu anlaşmazlıklara öğrenciler arasında yaşanan gereksiz hırs ve rekabet de eklenince durum daha çekilmez bir hal alıyordu. Ders notunu birbiriyle paylaşmayanlar, güya dersle ilgili soru sormak için öğretim elemanının yanına gidip ‘’ben ders çalışıyorum bak’’ diye kendi reklamını yapanlar, gözü çıkarları dışında başka bir şey görmeyip ‘’tek ben dersten geçeyim; tek benim notlarım yüksek puanlı olsun;tek ben mezun olayım’’ egoistliğiyle davranan insan görünümlülerle karşılaşınca insan mesleğinden ve meslektaşından soğuyabiliyordu.Sidik yarıştırmanın kol gezdiği bu ortamda yalnızlaşma kaçınılmaz oluyordu.

Zaten hanım sayısının az olduğu bölümde yalnızlaşmamanız pek de mümkün olmuyor.Ağır bir bölümde okumanın verdiği zorlukları hanım arkadaş edinmeyle azaltmak istiyorduk ama maalesef bölüm erkek egemenliği altına girmişti. Kız sayısının azlığından şikayetin asıl nedeni bölümde sayısı fazla olan biz erkeklerin hormonlarından ve tavan yapan libidosundan kaynaklansa da işe bir kadın elinin değmesi gerekiyordu. Erkek sayısının gırla gittiği ve yaratıcı küfürlerin sıkça dile getirildiği bu ortamda küfür edilmesini önleyecek bir denge unsurunun olması gerekiyordu. Çünkü üniversitenin ilk zamanları ağzından tek kelime kötü söz çıkmayan birçok erkeğin okul bitimine doğru ana avrat dümdüz gittiğine şahit olmuşumdur.

Hanım sayısının azlığından şikâyet edilse de toplumumuz gibi ataerkil olan bu meslekte kadın olmak gerçekten çok zor. Erkek bir kere mücadele ediyorsa kadın beklide bin kere mücadele ediyor. Ama gel gör ki kadınların da mühendislik yapamayacağını düşünen bazı akıl fukaraları kadınların yaşadığı sorunları göremiyor. Böyle düşünen bazı anlayışsız tipler,’’Erkek askerlik yapmadıkça iş bulamıyor kadınların böyle bir sorunu yok ‘’ diye düşünenler kadınların hamilelik döneminde işe ara vermek zorunda kalıp doğum sonrası her şeye yeniden başladığı gerçeğini idrak edemiyor maalesef!

Güç bela okulu dört yılda bitirdim ve memlekete gittim. Asıl mücadele şimdi başlıyordu. İş mi asam, önce askere mi gitsem ne yapsam bilemiyordum. Kafamda onlarca soru vardı.Kafam karışık bir haldeydi.Tam kafamı toplamaya çalışırken dışarıdan gelen soru bombardımanı da ister istemez huzursuz ediyordu insanı.Hısım görünümlü hasımlar ve akraba görünümlü akbabalar eğer okul uzasaydı’’Yeter baba parası yediğin bitir artık şu okulu’’ diyemediği için ‘’Okul bitti şimdi ne yapacaksın’’ diyerek beni huzursuz etmeye çalışıyordu.Sonrasında da çeşitli akıllar verilmeye başlanıyor ’’Yüksek lisans yap’’,Askerliği bir aradan çıkar’’,’’Hiç bekleme hemen işe gir’’,’’KPSS’ ye gir memur ol en iyisi’’ gibi tavsiyeler peş peşe geliyordu.Olanaklarımdan haberi olmadan hariçten gazel okumayı hobi haline getirmiş enerji vampirlerini dinlememek yapılacak en mantıklı işti.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 87
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 66
Kayıt tarihi
: 25.02.19
 
 

     TCDD'de makine mühendisiyim. Sanatın iyileştirici gücüne inanan bir insanım.    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster