Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '13

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
3716
 

Kültürümüzün yeni Nesillere aktarılması

Kültürümüzün yeni Nesillere aktarılması
 

"Millî benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olur." ATATÜRK


4-5 yaşımda idim. Bayburt’ta evimizde akraba, komşu ve akranlarımın bulunduğu bir toplantıda, ilk defa Mevlid’i dinledim. Biz çocuklar, bu merasime büyüklerimizin huşû ile katılmasından etkilenerek, sonraki günlerde aramızda bir oyun gibi, Mevlid’in aklımızda kalan bâzı mısrâlarını tekrarladık Söylenişinden mi, kelimelerin melodisinden mi veya Bayburt ağzına yakın oluşundan mı? Bilmiyorum. Aslı,“ Ger dilersiz bulasız oddan necat”  olan mısra’ını, “gendilesiz bulasız ottan necat” şeklinde günlerce tekrarladığımı hatırlıyorum. Bunun; “ Dilerseniz ateşten (cehennemden) kurtuluşu bulursunuz” anlamına geldiğini çok daha sonraları öğrendim.

Süleyman Çelebi’nin 1409 yılındaki Anadolu Türkçesiyle Bursa’da kaleme aldığı Mevlid, Hz. Muhammed’in dünyaya gelişini ve hayatındaki önemli olayları anlattığı, manzum eserdir. Mevlid, asırlar boyunca mümin Türklerin gönlünde engin heyecan meydana getirdi; daima vecd ve zevkle dinlenip, okundu. 1950 yılında benim küçük dünyama böyle ulaştı.

 X

Milletimizin târih hâfızasındaki bir olayı da 12 yaşında, yatılı öğretmen okulunun 2.sınıfında öğrendim. Bir bahar ayında, başımızda öğretmenlerimizle bütün okul piknik yaptık. Oyunlar oynayıp, ağaçlar altında kumanyalarımızı yedikten sonra, ileri sınıflardaki ağabeylerimiz yanlarında getirdikleri müzik aletlerini çaldılar;  hep beraber türkü ve şarkılar söyledik. Benim de içinde bulunduğum gruba İstiklâl Savaşı gâzisi olan târih öğretmenimiz Tahir Erdem katıldı. Yanımıza oturduktan sonra, bizden “Estergon Türküsü ’nü söylememizi istedi. İçimizde bunu bilen Osman Ağabey sazıyla çalıp söyledi; öğretmenimiz de hikâyesini anlattı. Türkü, 1683 yılında Viyana Kuşatması bozgunundan sonra Macaristan’da Tuna nehri kıyısındaki Estergon Kalesi’nin elimizden çıkısını anlatmaktaydı. Kalenin kaybına çok üzülen bir Türk askerinin söylediği bu hüzünlü türkü, nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar geldi.

                                                               X

Süleyman Çelebi’nin peygamberimizin adının yüceltilmesi, ona duyulan sevgi ve saygı için dilimizde yazdığı Mevlid’i gibi,  bir kalenin elimizden çıkışını anlatan “Estergon Türküsü” de millî kültürümüzün içine girer. Görüldüğü gibi; kültür çok geniş zaman içinde oluşturulur, dolayısıyla geçmişe ait bir olgudur. Kültürün en büyük meselesi, kendini devam ettirmek, kendini taşıyan ve geliştiren insanlara sahip olmaktır, yâni önemli olan, kültürün yeni nesillere aktarılmasıdır.

 1.Kültür ve millî kültür nedir?

Bir milletin inanç, fikir, sanat, âdet ve geleneklerinin, maddî ve manevî değerlerinin bütününe hars veya kültür denir.(1)

Millî kültür ise; bir millete kimlik kazandıran, diğer milletlerle arasındaki farkı belirlemeye yarayan, târih boyunca meydana getirilen, o millete ait maddî ve manevî değerlerin bütünüdür. Millî kültürü meydana getiren unsurlar; dil, din, müzik, edebiyat, güzel sanatlar, mimarî, sosyal ve temel bilimler ile teknolojidir.

Millî kültür, eğitim kurumlarında öğretilir. Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk, eğitimde en birinci hedefi; bağımsızlığımızın, millî kültürümüzün korunması olarak şu sözleriyle gösterir; “ Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun, ilk önce her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, millî geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. …Bilelim ki; millî benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olur.”   

1.1.Türk kültürü nedir?

Türkler insanlık tarihinin en eski milletlerinden biridir. Türk kültürü ve medeniyeti dünyanın en eski kültür ve medeniyetleri arasında yer alır. Türkçe yeryüzünde yazılı ürünler verebilen az sayıdaki dillerden birisidir.

Türkler târihleri boyunca Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının 55 milyon kilometrekarelik bir alanını kontrol etti. 12 milyon kilometrekarelik alan Türk kültür ve medeniyetinin meskûn olduğu coğrafyadır. Prof. Dr. Kemal Üçüncü, Türk kültürünün izleri olan bu geniş alana “ Türk kültür havzası” demektedir. Ona göre; “Türkler bu alanda farklı mimarî ve estetik, sanat anlayışları, dil ve ananeleri, inançları, maddî ve teknik olanakları tanımış ve onlarla imtizaç etmiştir. Bu coğrafyada Türklerle beraber farklı etnisiteler ve inanç gelenekleri beraberce yaşaya gelmiştir. (2)

Batılı seyyahlar ve düşünürler tarihsel süreç içerisinde Türk kültür havzasında bulunan bütün birleşimler ile beraber oluşturulan bu medeniyet ve coğrafyaya “Turchia” “Micro Turchia””Macro Turchia” “ Turkmenia” demişlerdir. Karşımızda olan Batılılar bile bizi boy isimleri; Osmanlı, Safevî değil, Türk olarak adlandırmıştır.”

2.Kültürünü kaybeden Türkler

Ancak, Türkler yayıldıkları geniş alanda başka dil ve dinlere hoşgörü ve toleransla yaklaşırken, başka kültürler tarafından da devşirilmişlerdir. Bu durumu büyük yazar ve düşünürümüz Samiha Ayverdi “Boğaziçi’nde Târih” isimli eserinde şöyle anlatmaktadır;” Binlerce yılın ardından gelen Türklük, şimdiye kadar geçtiği ve yerleştiği toprakların adına, diline hattâ dînine uyarak acı kayıplara da uğramıştı. İran’da acemleşmiş, Irak’da araplaşmış, siteplerde ruslaşmış, Bizans’da ortodoks, Avrupa’da katolik olmuş; Macar, Fin, Bulgar adları altında dâimâ kendi kendisine kılıç çekmiş, kendi kendisini kırmıştı.”(3)

Yeni coğrafyalarda, başka kavimler arasında yaşayan Türkler, kültürlerini dışardan aldıklarıyla geliştirmek yerine, yabancı kültür unsurlarını tercih edip, eski kültür ögelerini ortadan kaldırmaya çalışınca, kendi öz benliklerinin kaybolduğunu görememişlerdir. Aşağıda vereceğimiz 3 örnek Türklerin kültür değişmeleriyle kaybolduğunu göstermektedir.  

2.1. Balkan’da kaybolan Türkler

Tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık, Türkler ve Balkanları ele aldığı eserinde,  kültürünü ve dolayısıyla kimliğini kaybettiği için kaybolan Türkleri şöyle anlatmaktadır

“ Balkan yarımadası VI. yüzyıldan başlayarak Türk kavimlerinin yerleştiği bir yurt olmuştur. Doğudan, Asya içinden, Kuzey Karadeniz step bölgesi yolu üzerinden birbiri ardından gelen atlı göçebe Türk kavimleri ya burada Dac, Trak ve Slav aslından yerli halkla karışmış, ortadan kaybolmuş (XI. yüzyılda Oğuz aslından Peçenekler ve Uzlar gibi); yahut askerî egemen sınıf olarak Kuzey-Doğu Balkanlarda güçlü devletler kurmuşlardır. Bu sonuncular arasında, bir Türk boyu olan Kutrigurların VII. Yüzyılda kurmuş olduğu Bulgar Hanlığı özellikle anımsanmalıdır. Bulgarların Dobruca’da bıraktıkları kitabelerde, hükümdar “Han” unvanı ile anılır ve Oniki Hayvanlı Türk Takvimi kullanılır. Bulgar Hanları IX.-XI. Yüzyıllarda(1018’e kadar)Balkanlarda Bizans İmparatorluğu’nun yerini almıştır. XIII. ve XIV. Yüzyıllarda yine Bulgaristan’da, Kıpçak/Kuman aslından Slavlaşmış Terteri ve Şişman henedanları hâkim oldu. Dobruca’dan Akkerman’a kadar Step bölgesinde yerleşmiş ve Hristiyanlığa geçmiş Kıpçak/Kumanlar çeşitli hanedanlar kurmuşlardır.”(4)

 Görüldüğü üzere; Balkanlar’a Osmanlılardan önce gelen Türk kavimleri dil ve kültürlerini kaybettikleri için başka kavimler arasında kaybolmuşlardır.

2.2. Anadolu’da kaybolan Türkler

 Yalnız Balkanlarda değil, 107I’den beri yurdumuz olan Türkiye’de bile kaybolan Türkler vardır. Değerli araştırmacı Ali Rıza Özdemir “ Kayıp Türkler“ isimli eserinde Anadolu’da etnik coğrafya bakımından Kürtleşen Türkmen Aşiretlerini” anlatmaktadır.

Yazara göre;  “Kürtleşen Türkmenler,  Ortadoğu’da bulunan Kürt aşiretleri arasında dilini kaybeden Türkmen aşiretlerini ifade etmektedir.

Doğu ve Güney Doğu Anadolu, 12.yüzyıldan 18. Yüzyıla kadar bütün yabancı kaynaklarda Türkmeniye diye anılmaktadır. Türkler Anadolu’ya geldiklerinde Kürtler, İran ve Irak sınırları arasında uzanan Zoğros dağlarında yaşamakta idi.  Osmanlı’nın iskân politikası sebebiyle İran’la Osmanlı arasında tampon bölge yaratmak amacıyla Kürtler 16.asırdan itibaren Doğu Anadolu’ya yerleştirilmeye başlanmıştır.

 Türkmenlerin Ortadoğu’ya gelmesiyle başladığı anlaşılan Türkmen aşiretlerinin Kürtleşme süreci, Osmanlı çağında zirveye taşınmıştır. Osmanlı ve Safevîler arasındaki mücadelenin en ateşli döneminden itibaren güçlenerek günümüze kadar gelen bu sürecin, günümüzde dahi devam ettiği Bismil’in Alevî Türkmen köylerinde yazar tarafından tespit edilmiştir.

 Eserde yazar, Türkmenlerin Kürtleşmesinin sebeplerini bazı araştırmacılara dayanarak şöyle açıklamaktadır;“Yavuz Sultan Selim, Kanûnî Sultan Süleyman gibi kudretli Osmanlı padişahları Kızılbaşlık gerekçesiyle Türkmen’e karşı terör politikası izledi ve feodal Kürt beylerini Sünnî diye destekledi. Bu durum etnik yapıda Türkmen aleyhindeki gelişmeyi pekiştirdi.”(D. Avcıoğlu)

“Osmanlı çağında Türkmenlik küçümsendi, Kürtlük popüler hale getirildi, Türkmenlerin İran’a göç etmesi sonucunda bölgede Türkmen nüfusu tedricen azaldı. Türkmen aşiretleri parçalanıp Kürt beylerine itaate zorlandı.”(M.Eröz)

 Bu târihî şartlar altında Türkmenler 3 nesilde dillerini değiştirmişlerdir. Türkmenlerin okuryazar olmaması, Türkçe ile bir yazılı ürün üretememeleri, Kürtlerle kültürel benzerlikleri ve yapılan evlilikler, dil değiştirmeyi kolaylaştırmıştır.(5)

2.3. Almanya’da kaybolan Türkler

Günümüzde kültürün ve dolayısıyla kimliğin değişmesi olayına başka bir örnek de, Almanya’ya giden Türklerdir. Türkler 50 yıl önce, ekmek parası kazanma uğruna dini, dili, kültürü farklı Batı Avrupa ülkelerine, çoğunlukla Almanya’ya göç ettiler. Bu ülkeye gelen ilk nesil Türklerin eğitimleri genellikle ilkokul seviyesinde idi veya okuryazar değillerdi.  Almanca bilmeyen bu ilk göçmen nesli, 1970’li yıllarda eş ve çocuklarını da yanlarına almaya başladı. İkinci nesil çocuklar Almancalarının yetersizliği ve dışlanmaları yüzünden Alman okullarında başarılı olamadılar.  Yeterli bir seviyede Türkçe eğitim görmeyen bu nesle aileleri de Türk kültürünü aktaramadı.1990’lardan sonraki üçüncü nesil ağırlıklı olarak Alman kültürü etkisi altında kaldı. Bu nesil Türkçeden ziyade Almanca konuşmaktadır.  Haftada 1-2 saatlik isteğe bağlı Türkçe derslere giden öğrenciler bile %30-40’ı aşmamaktadır. Alman eğitim makamları Türk velilerin Türkçe derslere ilgi göstermediğini söyleyerek yeni Türkçe dersi öğretmeni istihdam etmiyor. Alman okullarında İslâm din dersinin Almanca verilmesiyle Alman İslâmı’nın yolu açılmış bulunuyor.

Görünen odur ki; dördüncü nesille Almanya’daki Türk kökenli göçmenler Alman toplumu içinde “Kayıp Türkler” olacaklardır.(6)

3. Ortak yüksek kültürün kurulması ve yeni nesillere aktarılması

Yukarda verdiğimiz örneklerden, eğitim seviyesi düşük bir topluluğun dilini veya dinini değiştirmesi durumunda 3-4 nesil sonra kendi özelliklerini unuttuğunu gördük. Bundan başka; bir toplum kendi ülkesinde olsa bile; başka bir kültüre öykünür ve kendi kültürüne yabancılaşırsa bu durumda da kendi özelliklerini kaybeder. Yanlış benimsenmiş bir medeniyet veya kültür değişmesi bir millet için ölümcül bir karardır.

Türkler Tanzimat’la başlayan batılılaşma macerasında Batı’nın kendi ihtiyaçları için geliştirdiği kültürünü ve kurumlarını bir “hazır giyim elbise gibi” sırtına geçirerek çağdaş olacağını zannetti. Kendi dil, târih, mimarî, sanat, inanç, gelenek ve göreneklerinden uzaklaşma, yabancılaşmayı beraberinde getirdi.

Günümüzde ise; etnik azınlıktan olan bâzı politikacılar yıllarca İslâm’ın arkasına saklanıp buradan Türk kültürünü ve ülkemizdeki milliyetçi uygulamaları etkisiz bir hale getirmek için uğraştılar. İslâmî bâzı söylemler kullanarak iktidara gelen partinin başkanı ve partisindeki bâzı politikacılar artık kendilerini güçlü görerek Türk kültürü ve Türk kimliğine doğrudan en büyük saldırıyı başlattılar. Bunlara göre: “Bir Türk milleti ve dolayısıyla bir Türk kültürü yoktur.” Bunların yaptığı uygulamalara ve söylediklerine bakarak diyebiliriz ki; Türk kültürü ve kimliği ciddi bir tehdit altındadır. Çünkü vatanımıza hâkim milletin adı bin yıldır Türk’tür ve ülkede hâkim olan kültür de Türk kültürüdür. 

Bütün bu hususlara Prof. Dr. İskender Öksüz, 2013 Nisan ayında yayınlanan  “ Türk’üm Özür Dilerim” isimli eserinde cevap vermiş. Bu dikkat çekici kitabın son bölümünü “Kültür”e ayırmış. Geçmişten günümüze millet hayatımızda yapılan hataları, sapmaları, yanlış tespit ve kararların kaynağını insan sermayemizde, insanımızın kültür ve eğitiminde, daha doğrusu kültürsüzlük ve eğitimsizlikte aramış. İncelediği “kültür ”ün içine milleti sosyolojinin milleti yapan “ortak yüksek kültür”, Prof. Orhan Türkdoğan’ın “yoksulluk kültürü” ile Röpke’nin “ güruh toplumu”, yani “kültür yoksulluğu” da girmiş. Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın fikirleri de sıkça anılmış.

Prof. Dr. İskender Öksüz yeni nesillere kültür aktarılmasını; milletin bütünlüğünü sağlayacak “  Ortak yüksek kültürü” ve bunun içindeki dil ve târih hâfızamızın önemini şu cümlelerle vurguluyor;

“Nesilden nesile bilgi aktarılması insanoğlunun tabiattaki avantajıdır. Kültür ve medeniyet işte bu birikimdir. …Milletin bölünmez bütünlüğünün garanti altına alınması bu yüksek kültürün ihyası, nesilden nesile zenginleşerek aktarılmasıyla gerçekleşir. Devlet, millet ve eğitimin hedefi budur. …Dilden sonra hemen ikinci sırada bu dille nesilden nesile aktarılan tarih hâfızası, milleti millet yapan unsurdur. Zaferlerimizle, başarılarımızla gururlanacağımız;  fakat daha önemlisi mağlûbiyet ve felâketlerimizi âdeta yeniden yaşayıp tâ içimizde hissedeceğimiz bir miras… “Biz”i teşekkül ettirecek mensubiyet şuurunu doğuracak; yatay (coğrafya boyutunda) ve düşey (zaman boyutunda) birikimi sağlayacak mekanizmalar bunlardır.”(7

Sonuç                                                      

Bir milleti ayakta tutan en önemli özellik; “ ortak yüksek kültür’e sahip olmaktır. Bu kültürü yeni nesillere aktaramayan, kültür saldırısına uğrayarak millî benliği ve kimliği tehdit edilen bir toplum, önce kimliğini, sonra askerî bir savaş yapmadan milletini, devletini ve vatanını kaybeder.

 

Kaynakça:

1.İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, Kubbealtı, İstanbul, 2005

2.Prof. Dr. Kemal Üçüncü, Türk Meselesi ne olacak? Odatv.com,12.08.2013

3.Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı ve Modern Türkiye, Timaş Yay. İstanbul, 2013

4.Samiha Ayverdi, Boğaziçi’nde Tarih, Kubbealtı Yay. İstanbul, 2007

5.Ali Rıza Özdemir, Kayıp Türkler, Kripto Yay. İstanbul, 2013

6.Zeki Önsöz, Federal Almanya’da Türk çocuklarının eğitim sorunları,www.zekionsoz.com.

7.Prof. Dr. İskender Öksüz, Türk’üm Özür Dilerim, Bilge Kültür Sanat Yay. İstanbul, 2013

 

 

Aralık/ 2013

 

www.zekionsoz.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 100
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2048
Kayıt tarihi
: 28.01.12
 
 

1945 Bayburt'ta doğdu. Yüksek öğreniminden sonra çeşitli liselerde öğretmen ve yönetici olarak ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster