Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '11

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
2749
 

Kumrular (1)

Kumrular (1)
 

Fotoğraf: Sabahattin GencalBu bir kumru yumurtsıdır.


Üzüntüyü gözlerinde gördüm. Dolaylı biçimde, dudak kıpırdatmadan sordum neye üzüldüğünü. Yüzümü okumasını bilen eşim heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı. Kuşu kaçırdığından söz ediyordu. Eşimin gözlerindeki uzayda kuşların kaçıştığını görüyordum görmesine ama anlayamıyordum. Kuş kafeslerini evden çıkaralı on beş seneyi geçti. Yoksa kuş mu almak istiyordu? Uğur isimli bir kanaryamız vardı. Ne güzel anlaşırlardı… 

Eşim anlatmaya başlayınca anladım ki, Uğur’u da diğer kanaryaları da hatırlamadı. İlk kez karşılaştığı bir kuşu kaçırdığına üzüldü. 

Küçük odamızda iki pencere var. Pencere dedim ya camlı kapı demek daha doğru. Ben bu odaya balkon oda diyorum. İki kapıyı da açınca balkon gibi oluyor. Kuzeydeki pencereyi (kapıyı) kullanırız genellikle. Kullanmadığımız, doğu tarafındaki pencerenin perdesini kapatırız. Bilgisayar ekranıma ışık vurmasın diye kapalı olan pencerede kuş sesleri duydu eşim. Perdeyi açınca iki kumru gördü. Kumrulara yem vermek geldi içinden. Zaman zaman pencere denizliklerine yem kor. Aslında diğer hayvanları da sever, onları da beslemek ister. Ancak üçüncü katta oturduğumuz için dışarı çıkamaz. Hastaneye giderken zorunlu olarak evden çıktığında evin önündeki ceviz ağacının altında, gül fidanlarının altında yemek tabaklarını görünce memnun olurdu. Alt dairedeki komşularımız kedilere yemek verir zaman zaman. Komşulara takdirlerini bildiren eşim de kuşları beslerdi. 

Kumruya yem vermek için kapıyı açınca oturmakta olan kumru da, yakında olan kumru da kaçtı. Korkuluk demirleri ile kapı arasında, köşede birkaç kuru dal vardı. Eşim üzüntülerini de belirterek anlatıyordu. “Günaha mı kaldım?” diyordu. Bir kanalda izlediği filmi hatırladı. Bir çatı ustası sırf kuş yuvasını bozmamak için çatıyı aktarmaktan vaz geçmişti. Yuva yıkmamak için maddiyatı bir tarafa iten kimselerin azaldığı dünyamızı güzelleştirmeye uğraşırken bir yuvanın kurulmasına engel olmasının günah olacağını düşünüyordu eşim. Kendisine niyetinin iyi olduğunu, halis olduğunu söyledim. Kumruların tekrar gelebileceğini de söyledim. 

Eşim biraz kuru ot, çalı çırpı getirmemi istedi. “Olmaz.” dedim. Çocukluğumu geçirdiğim köyümüzde, mesirelerimizde ve yaylalarımızda kuş foli dediğimiz birçok yuva görmüştüm. Kuşlar çorap örer gibi örerlerdi yuvalarını, usta bir mimar gibi şekil verirlerdi… O günleri hatırlayarak yani tecrübeme dayanarak “Olmaz.” dedim. Doğrusu kumrunun da güzel bir yuva öreceğini zannediyordum. 

Uzun saatlerden sonra, eşimle kuş sohbeti yaparken kuşun geri geldiğini anladık. Eşim sevindi. Ben daha çok sevindim. Hem kuşun geri geldiğine hem de eşimin gözlerindeki üzüntünün silinmesine sevindim. 

Eşim kuşa, fırsat buldukça yem vermekten söz ediyordu. Ben oğlumuza sormanın yararlı olacağını söyledim. 

İstanbul’da (Çavuşbaşında) oturan büyük oğlumuz Fuat’ın güvercinleri vardı. Güvercinlerle ilgili bilgisi ve tecrübesi var. Telefonla sordum kendisine. Kuşa hiçbir şey vermememizi söyledi. Yanına ot, çalı çırpı da koymamamızı söyledi. Yoksa kuş kaçarmış. Kuşun sakin bir ortamda yumurtlayacağını da ekledi. 15 ya da 18 gün sonra yavrular çıkarmış. Uzun müddet kuşa takip edildiği hissini de vermemek gerekirmiş. Yoksa kuş yavruları da bırakıp kaçarmış. Annesiz-babasız yavruların kaderleri nasıl olur kim bilir? 

Uzun zamandır ne anı yazdım ne de günce. Bugün içimde bir kuş kıpırdadı. Durumu anlatayım dedim kendi kendime. Yazmaya karar verdim; ama nasıl yazacağımı kestiremiyordum. 

Bir gazete muhabiri olsa nasıl yazardı? 

Kocaeli- Başiskele, 24 Nisan 2010, saat, 1753 

22 Nisan 2010’da bir çift kumru, emekli öğretmen Sabahattin Gencal’ın Serdar Mahallesindeki dairesinin penceresine yuva yaptı. Yuva kurarken bazı engeller çıktı, ama Gencal ailesinin hassasiyeti sayesinde yuva kurulabildi. 24 Nisanda yuvada bir yumurta görüldü. Kumru zaman zaman çok kısa bir süre yerinden kalkıyorsa da genellikle oturuyor. Oturma eyleminden haberleri vermeye devam edeceğiz… 

Bir ressam olsa ne yapardı? 

Bir ressam olsa ne yapardı bilmem; ama kumrunun o gri renkli parlak tüylerini, insanın gözlerini okşayan o yumuşacık tüylerini tuvale aktarmaya çalışırdı. Kumrunun güvercinlerden farklılığını da belirtirdi herhalde. Doğrusu ben farkı fark edemedim. 

Bir fotoğrafçı olsa ne yapardı? 

Fotoğraf makinesi olanın kendini fotoğrafçı sandığı günümüzde bizim de bir küçük kameramız var. Kameramız var, iddiamız yok. Evet, iddiasız olarak kameramızı aldık. Camdan, gürültü yapmadan fotoğraf çekelim dedik. Beceremedik. Becerememekle kalsak iyi. Kuşu kaçırttık. Gürültü yapmadığımı söyleyince eşim, kuş tarafından görüldüğümüzü söyledi. “Kuş kafalı” sözü yanlış olsa gerek. Kuşların öngörüleri var gibi. 

Nasılsa kuş kaçtı deyip kapıyı açtık. Yuvayı ve yuvadaki yumurtanın iki kare fotoğrafını çektik çabucak. Sonra, yine kapattık kapıyı. 

Kumru yuvası, çocukluğumda gördüğüm yuvalara hiç benzemiyor. Yumurta da tavuk yumurtasına benzemiyor. Daha doğrusu benziyor; ama küçücük. Yumurta küçük, benim sıkıntım büyük. Eşimi teselli eden ben değilmişim gibi üzüldüm. Neyse ki üzüntüm çok sürmedi; kuş geldi. Kuş kaçınca hep üzülecek miyiz? Üzülmemek elde değil. Ama biz sebep olmadıkça üzüntümüz büyük olmaz. Şunu da eklemeyi unutmayayım. Dışarı çıktım. Apartmanı ve kuşun bulunduğu pencereyi kameramla görüntüledim. Tabii, görüntülerde kuş yok. Kuşlar kamufleyi de iyi biliyor anlaşılan. 

Bir şair olsa ne yazardı?  

Diğer mesleklerle ilgili az çok bir şey yazdıksa da şairle, şiirle ilgili bir şey diyemeyiz. Farz-ı muhal, burada bir şair olsa, “Haydi bir şeyler yaz.”desek yazabilir miydi? Hayır, yazamazdı. Çünkü siparişle şiir yazılmaz. İnsanın içindeki su gibi duygular buharlaşınca şiir olur. Buharlaşma başlamadan iç boşaltılınca su boşaltılmış olur. Bu da ancak manzume olur. Kumrunun manzumesini, manzum hikâyesini yazmayı aklımdan geçirmedim. 

Aklımdan geçen “kumrular gibi” benzetmesiydi. Bir çift kumru pencerede, bir çift yaşlı kumru odada. Dışarıdaki kumrular nafaka derdinde. Yumurtayı koruma derdinde. Yumurtayı nasılda döndürüyor. Yumurtayı göremiyorduk, kuşun döndüğünü görüyorduk. İlkin anlam verememiştim bu dönüşlere... 

Odadaki kumruların yavru sorumluluğu yok. Nafaka sorumluluğu da yok sayılır. Hamd olsun emekli maaşı var. Kirâ derdi de yok. Bayındırlık Bakanlığının deprem zedelere 20 yıl vadeli olarak sattığı konutlarda oturuyoruz. Anti parantez olarak ekleyelim. 1999 Gölcük depreminde Bahçecik- Seymen sahilindeki dairemiz yıkılınca, Allah devletin eksikliğini göstermesin, maliyet fiyatı ile Serdarda bir dairemiz oldu. Bu dairede ilk defa da bir kuşumuz olacak. Olacak inşallah. 

Şair olsa ne yazardı dedik, şiir değil de olur olmaz şeyler yazdık. Aslında olur olmaz değil tabii. Yuvanın yıkılmasının ne olduğunu yaşayan bir çift yaşlı kumrunun penceredeki kumrular karşısındaki kalp titremesinden söz edilmiştir. Biz şiir yazamadık. Bu duygularımızı yüz dereceye kadar kaynatabilenler yazmadığımız, yazamadığımız “Kumrular” şiirini okuyabilirler. 

Sabahattin Gencal, Başiskele, 25. 04. 2010 , ŞİLÂM (Şişeli Lâmba) 

 

Not: 1. Bu yazıyı yayınladıktan birkaç gün sonra, bir akşam üzeri kuşların kanat sesleri dikkatimizi çekti. Büyük bir kapışmanın olduğu belliydi. O anda aklımız tutuldu. Ne yapacağımızı şaşırdık. Kapıyı açana kadar kumru yumurtası kargalara yem oldu. Daha doğrusu ne oldu anlayamadık. Ne kuşlar vardı ne de yumurta… 

İster istemez üzülüyor insan. 

Üzülmemize rağmen karamsarlığa kapılmadık. Daha doğrusu eşim umudunu korudu hep. “Bir kumru kaçarsa başka kumrular gelir.” diyordu. Yuva kurmazlar belki; ama yerler içerler… Evet, eşim kuşlar için denizliklere yem ve su koymayı ihmal etmedi. Ayrıca balkon demirleri ile duvar arasına kornej mobilyasından artan küçük bir parça yerleştirdi. Şayet yuva kurulursa yumurta düşmesin, kuluçkaya yatan kuş da açık açık görülmesin diye yerleştirilen parçaya uzun zamandır hiçbir kuş uğramamıştı… 

2. Bir kaç gün önce bir çift kumru misafir oldu penceremize. Bu vesileyle hem kumrular (1)’i yayınlıyoruz, hem de yeni yazımız Kumrular(2)’yi. 

 

Sabahattin Gencal, Başiskele - Kocaeli, 25. 08. 2011 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim. Kumrularla ilgili dileğiniz kabul olur inşallah. Sizler gibi biz de kumrularla dost olmak istiyoruz. Kuşları da tüm hayvanları da; insanları da seviyoruz. Severek yaşamak güzel. Güzel günler dileğiyle.

Sabahattin Gencal 
 25.08.2011 21:30
 

Konu kumru olunca okumadanve yorum yazmadan gecemedim,çünkü en sevdiğim kuş cinsi kumrudur ..ve bende işyerinin camında kumru besliyorum,hergun ekmek veririm kendilerine,hatta biz ailece kumruyu çok severiz evin camınada geliyorlar ve hersabah bizimkiler yem verir onlara..kumru görmek beni çok mutlu ediyor nedense ,sanki yuzlerinde sıcak bi gulumseme ifadesi var..ayrıca bu bahar bizimde evimizin çatı arasına yuva yaptılar ve 2 yavru buyuttuk ...ama sizin kumrularla hıkayenız biraz huzunlu oldu:(( dilerim yeni kumrularınızın yuvası dağılmaz .. saygılar

frozenheart 
 25.08.2011 15:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 285
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 624
Kayıt tarihi
: 29.03.11
 
 

1943'te Trabzonda doğdu. Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen okulunu bitirdikten sonra girdiği Bursa ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster