Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '10

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
8000
 

Kur'an'a göre inanmayanların sonu

Kur'an'a göre inanmayanların sonu
 

"Tanrı'nın gözü"


Gerçekte her insanın inandığı bir din, felsefe, ideoloji vardır. Ateizm, Allah’a inanmamak da bir başka inançtır. Yazının konusu olan “inanmayanlar”, Allah’a veya Kur’an’ın vahiy ve Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna, ölümden sonraki yaşam gibi konuların hiç birine veya bir kısmına inanmayanlardır.

Kur’an’dan öğrendiğimize göre, Kur’an, Hz. Muhammet zamanında, inanmayanlar tarafından “tutarsız parçalar“, “eskilerin masalları“, “büyü“ vs. olarak adlandırılmıştır.

Hz. Peygamber, Kur’an ayetlerini başkalarına yazdırmakla suçlanmıştır. Veya birileri tarafından kendisine yazılı olarak verilip, yazıp veren kişi tarafından ayrıca Hz. Muhammet’e ezberletildiği, O’nun da bunları insanlara aktardığı iddia edilmiştir. Bundan da anlaşıldığına göre, Hz. Muhammed, peygamber olmadan önce diğer din kitaplarını, örneğin Tevrat’ı okumamıştı ve belki okuma yazmayı da peygamber olduktan sonra öğrenmişti.

Kur’an, Kur’an’daki, örnek alınması için anlatılan örneklerin veya bilgilerin bir kısmı daha önceki, yani yazının bilindiği yıllar boyunca diğer kutsal kitaplarda da yer aldığını bildirir.

Kur’an’a göre ise, Kur’an, Tevrat, İncil ve diğer kutsal kitaplarda benzer hikâyelerin, benzer kuralların olması, hatta başka eski toplumlarda, küçük değişikliklerle, kutsal kitaplardakilere benzer hikâyelerin olması anlatılanların “eskilerin masalları“ olduğunun kanıtı değildir. Aksine, hepsinin kaynağının tek olduğunun, Levh-i Mahfuz’dan olduğunun, yani Allah tarafından ilk toplumlardan başlayarak, insanlara doğruları, yanlışları söyleyen elçiler, peygamberler gönderildiğinin kanıtıdır.

<ı>“Sen bundan önce herhangi bir kitap okumuyordun; onu sağ elinle de yazmıyorsun. Eğer öyle olsaydı batıla saplananlar mutlaka kuşku duyacaklardı.”(Ankebut, 85/29, 48, 51)

<ı>“Onlara, ‘Rabbiniz ne indirdi’ dendiğinde şöyle dediler:’Öncekilerin masallarını”(Nahl, 70/16, 24)

<ı>“Biz hiç bir yurt ve medeniyeti, kendisine özgü, bilinen bir kitap olmaksızın ortadan kaldırmadık.”(Hicr, 54/15, 4)

<ı>“Yemin olsun ki, senden öncekilerin o ilk kümeleri içine de nebiler gönderdik biz. Onlara bir Tanrı elçisi gelir gelmez, onunla mutlaka alay ederlerdi.”(Hicr, 54/15, 10-11)

Peygamber ayrıca “şair”, “mecnun” olarak da adlandırılmıştır.

Kur’an kendisini bir insan tarafından yazdırılmış olarak nitelendirenlere, dili ile meydan okur: Bu yetkinlikte yazmak için, Arapçanın mükemmel derecede bilinmesi ve anadil olması gerekir. Kur’an’ı Peygamber için yazdığı ya da yazdırdığı söylenen kişinin ( Bir Yahudi’dir.) anadili Arapça değildir.

Kur’an dil ve anlatım özelliği ile insanüstüdür: Birden fazla anlamı olan kelimeler özellikle seçilmiştir.

Ayrıca Kur’an eğer Hz. Muhammet’in veya bir başkasının yazdığı şiir ise, bunu söyleyenlerin, isterlerse birbirlerinden yardım alarak, benzeri sureler yazabilmesi gerekir.

<ı>“Yemin olsun ki biz, onların ‘Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor’ demekte olduklarını biliyoruz. Nispet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık Arapça bir dildir.”(Nahl, 70/16, 103)

<ı>“Dediler ki: “Öncekilerinin masallarıdır bu. Birilerine yazdırdı onu. O ona sabah akşam birileri tarafından yazdırılıyor.”(Furkan, 42/25, 5)

<ı>“Yoksa onu uydurdu mu diyorlar! De ki: ‘Öyleyse hadi, onun benzeri, uydurma on sure de siz getirin; eğer doğru sözlüler iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın.”( Hud, 52/11, 13-14)

<ı>“Allah sözün/hadisin en güzelini, birbirine benzer iç içe ikili manalar ifade eden bir kitap halinde indirmiştir.”(Zümer, 59/39, 23)

Peygamber zamanında şiirin ve edebiyatın oldukça gelişkin olduğu, meşhur şairler olduğu bilinmektedir. Mutlaka deneyenler de olmuş olmalıdır. Kur’an’ın dili ile bu meydan okumasından sonra kendisine eşdeğer kabul edilebilecek sureler getirilememiş olmalı ki, Allah’tan gelen vahiy olarak kabul edilmiş ve insanlar daha büyük topluluklar olarak Müslümanlığı kabul etmeye başlamışlardır.

<ı>“Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an mı olsaydı! “(Ra’d, 87/13, 31)

<ı>“İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin. Hayır öyle şey olmaz”“ (Müddesir, 4/74, 52-56)

<ı>“Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üstüne bir zorba değilsin. O halde, benim tehdidimden korkanlara sadece Kur’an’la öğüt ver”(Kaf, 34/50, 45)

<ı>“O güvenilir Ruh indirdi onu, senin kalbine ki, uyarıcılardan olasın<ı>. Açık seçik Arapça bir dille indirdi. O, elbette ki öncekilerin kitaplarında da var. Beniisrail bilginlerinin de onu bilmesi bunlar için bir belirti/kanıt değil mi? Biz onu Arapça konuşmayanlardan birine indirseydik de, o onlara okunsaydı, yine ona inanmayacaklardı”(Şuara, 47/26, 193-199)

<ı>“Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki: ‘Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!”(Neml, 48/27, 92)

<ı>“Hatırlat/öğüt ver; Çünkü hatırlatıp öğüt vermek müminlere yarar sağlar”(Zariyat, 67/51, 55)

Kur’an’da cennet, insanların dünya yaşamlarında hoşlarına giden her şeyin, cehennem bütün insanların bildiği acıların, olumsuz duyguların örnekleriyle açıklanmıştır.

Mevlana, “Ben öyle bir âlemdeyim ki, bütün evren benim için okyanustaki bir su damlasından başka bir şey değildir.” der. Kur’an’dan anlaşıldığına göre cennet, bunun da ötesindeki Bütün’le birlik, özgürlük ve sınırsız mutluluk, ihtiyaçsızlık duygusudur. Ayrıca, Allah’a yakın olmak için çaba gösterenlerin, Allah’a ve O’nun insan kapasitesi içinde bilinebilen ve görülebilenin ötesindeki gerçeğine daha yakın olacakları daha üst bir yaratılış aşamasıdır. (Kur’an’a göre cennet bir tane değil, insanların varabildiği yetkinlik derecesine göre, bir kaç tane, yani bir kaç aşamalıdır.)

Cehennem ise, sonsuzluk içinde yalnızlık ve değersizlik duygusudur. Kur’an’daki anlatıma göre bu “sonsuz azap” dır.

Bu bir başka var oluş boyutunu belirleyen insanların yaşamları süresince yaptıklarıdır.

Yaratıcı’ya yakınlaşabilmek için ibadet diye gerçekten hissetmeden, belli hareketleri tekrar etmek de, cehennem zebanilerinin yeryüzü temsilcisi gibi insanların yanlışlarını, günahlarını araştırıp, kendince cezalandırarak, kin ve nefret dolu olarak yaşamak da yararsızdır.

İnançsız ama iyi de olsa, dünya yaşamını bir eğlence ve zevkler bütünü olarak görüp, ona göre yaşayıp, ruhsal gelişme için düşünmeye, anlamaya, Allah’a yakın olmaya çalışmayanların ulaşabilecekleri bir aşama da değildir. Bütün’ü reddedenin ve yok sayanın O’nunla birlikte olma olanağı yoktur.

Kur’an’daki anlatımlardan çıkan sonuca göre bu bildiğimiz örneklerden eğitim görmeye benzemektedir: İstemeyen hiç okula gitmez. Dersle-sınavla sıkıntı çekmez. Ama okuryazar olsa da, kendisini belli bir konuda çok geliştirse de diploma sahibi olamaz. Dolayısıyla ne öğretmen olabilir. Ne doktor. Ne de doktora yapabilir.

Onun gibi inanmayanlar da dünyayı kendi seçimlerinin sonuçları ile yaşarlar. Yaptıkları iyilikler de, kötülükler de kayıt altına alınmaz. İnanan için ise, sınavlar vardır. Canıyla, malıyla sınanır. Bir takım olanaklar veya zorluklar karşısındaki tutumu ile yaptıkları, düşündükleri, geldiği aşama kayıt altındadır. Sonraki var oluştaki yerini ve seviyesini de bunlar belirler.

İnsanın dünyadaki yaşamı bunun için tek şanstır. Ne satın alma, ne de tekrar yaşama geri dönüp doğrusunu yapma olanağı vardır. Doğru olanı yapmak için dönüşü engelleyen bir perdeden, berzahın varlığından söz edilir.

<ı>“Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der:’Rabbim, beni geri döndürün; Döndürün ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım.’ Hayır, bir kelime ki bu, o söyler onu. Ötelerinde dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.” (Müminun, 74/23, 99-100)

<ı>“Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O’dur.”(Mülk, 77/67, 2)

<ı>“Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar.”(Yunus, 51/10, 44)

<ı>“Zulmetmiş her benlik, yeryüzündekiler kendinin olsa, kurtulmak için tümünü fidye verecektir. Azabı gördüklerinde pişmanlığı ta içlerinde duyarlar. Aralarında adaletle hükmedilmiştir. Asla zulme uğratılmazlar.”(Yunus, 51/10, 54)

<ı>“Ben sizden kadın-erkek hiçbir çalışanın ürettiğini boşa çıkarmayacağım<ı>.”(Ali İmran, 94/3, 195)

İnanan insanlarla sürekli tartışma içinde olan inanmayanlarla konuşmak, fikir alış verişinde bulunmak değil, ancak -etki altında kalmamak için- sevgiye dayanan dostluklar kurmak önerilmez.

İnananların karşılarına böyle kişilerin hep çıkacağı ama onların etkisiyle inancın sarsılmaması gerektiği ve sonraki yaşam için ödülün sadece inananlara ait olacağının unutulmaması istenmiştir. Kendi aklına, bilgisine, çevresine güvenerek büyüklük taslayanlar, sonraki yaşamı yok sayıp, alaya alarak ve hatta tiksindirici bulup kızarak cesaret gösterisi yapanlar, doğdukları gibi tek başlarına kaldıklarında, insan aklının, gücünün ve bilgisinin azlığını da göreceklerdir. İnsanlar bu sonuç konusunda da uyarılmış ve seçim kendilerine bırakılmıştır.

<ı>“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir topluluğun, Allah’a ve resulüne karşı çıkanlarla sevgiye dayalı bir dostluk kurduğunu göremezsin. Bunlar onların ister babaları olsun, ister çocukları olsun, ister kardeşleri olsun, ister akrabaları olsun.”(Mücadile, 104/58, 22)

<ı>“Yemin olsun, biz, bu Kur’an’da insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk.” (Kehf, 69/18, 54)

<ı>“Ve de ki: ‘Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.” (Kehf, 69/18, 29)

<ı>“Allah’a kulluk ve ibadetten çekinerek kibre saplanan bilsin ki, Allah onların tümünü huzurunda haşredecektir. Bunun ardından da inanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanların ödüllerini tam verecek ve lütfundan onlara fazlalıklar da bağışlayacaktır. Kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara gelince, onlara korkunç bir azapla azap edecektir. Böyleleri kendileri için Allah’tan başka ne bir dost bulacaklardır ne de bir yardımcı.”(Nisa, 98/4, 172-173)

<ı>“Bu böyledir; Çünkü onlar Allah’ın indirdiğini tiksindirici bulmuşlardır, Allah da onların tüm amellerini boşa çıkarmıştır.”(Hz. Muhammed, 99/47, 9)

<ı>“Çünkü onlar, Allah’ı öfkelendiren şeylerin peşine düştüler, O’nun hoşnutluğundan tiksindiler; sonunda Allah bütün amellerini boşa çıkardı”( Hz. Muhammed, 99/47, 28)

<ı>“Öz benliklerine zulmedip durdukları bir sırada, meleklerin vefat ettirdikleri kişiler şöyle diyerek teslim bayrağını çekerler:’ Biz hiç bir kötülük yapmıyorduk’. İş hiç de öyle değil. Allah, sizin yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmektedir. Hadi girin cehennem kapılarından; sürekli kalacaksınız orada. Gerçekten kötü yermiş kibre sapanların barınağı.” (Nahl, 70/16, 28-29)

<ı>“Bir gündür ki o, dostun dosta yararı olmaz. Onlara yardım da edilmez. (...) Tat bakalım! Hani sen onurluydun, seçkindin. İşte budur o kuşkulanıp durduğunuz şey.” (Dühan, 64/44, 41, 49-50)

<ı>“Şöyle denilir: ‘Unutuyoruz sizi bugün. Tıpkı sizin, bugününüze kavuşmayı unuttuğunuz gibi” (Casiye, 65/45, 34)

İnanmayanların din aleyhine konuşmaları onlara saldırmayı, onları Allah adına cezalandırmayı öngörmez. Ayrıca herhangi bir suça veya kusura verilecek aşırı tepki ve/veya ceza suçluyu veya kusurluyu haksızlığa uğramış ve hatta birilerinin kahramanı konumuna getirir.

“Reklamın kötüsü yoktur” deyişini doğrulayacak şekilde bu kişilerin ve düşüncelerinin daha geniş bir kitle tarafından tanınmasına ve bilinmesine de yardım eder. (Örneğin, Salman Rüştü’ye veya Danimarkalı Karikatürcülerin Hz. Muhammed ile ilgili karikatürlerine gösterilen abartılı tepkiler hem bu kişileri hem de yazıp çizdiklerini tüm dünyaya tanıttı, bu kişileri de birilerinin kahramanı haline getirdi.)

İnsanların Allah’a zarar vermesi mümkün değildir. [1]

Peygamberlerle alay edenlerin hiç biri ne yaşamları süresince, ne ölümlerinden sonra peygamberlerin ulaştığı tanınmışlık ve saygınlık seviyesine ulaşabileceklerdir. Onlar kendi yaşamları süresince, kendi dar çevrelerinde önemli bir şey yaptıklarını zannederek avunacak, yaptıkları ve yazdıkları kısa bir süre sonra unutulacaktır. Allah’ın indirdiği kitaplar ise, önceki yüzyıllarda olduğu gibi, tüm zamanların en çok okunan kitapları olmaya, peygamberleri en çok tanınan, en çok saygı duyulan insanlar olmaya devam edeceklerdir.

Yapılması gereken sadece söylenenleri ciddiye almamak ve dinlememektir. Cezaları ölüm değil, Allah tarafından verilebilecek bir ceza olarak cehennemdir.

<ı>“İman edenlere söyle: ‘Allah’ın günlerini ummayanları affetsinler ki, O, bir toplumu kazandıklarıyla cezalandırsın” (Casiye, 65/45, 14)

<ı>“Küfür içinde koşuşanlar sana üzüntü vermesin. Şu bir gerçek ki, onlar Allah’a hiç bir şekilde zarar veremezler.”(Ali İmran, 94/3, 176)

<ı>“ Allah, Kitap’ta size şunu da indirmiştir: Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini, bu ayetlerle alay edildiğini işittiğinizde, bir başka lakırdıya dalıp gittikleri zamana kadar, o münafıkların yanında oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi <ı>sayılırsınız. Hiç kuşkusuz Allah, münafıklarla kafirleri cehennemde bir araya getirecektir.”(Nisa, 98/4, 140-141)

<ı>“Allah onlarla alay ediyor ve onları, kendi azgınlıkları içinde bocalar bir halde sürüklüyor. İşte bunlar doğruluk ve aydınlığı verip karanlık ve sapıklığı satın aldılar da ticaretleri hiçbir kazanç sağlamadı.” (Bakara, 92/2, 15-16)

<ı>“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz, doğru yolda oldukça sapmış olan size zarar veremez.<ı>”(Maide, 110/5, 105)

Dinden uzaklaştırmak veya kendi inancına döndürmek amacıyla dostluk kurmaya çalışanlar değil, yakınlaşmak isteyenler olursa yakınlık göstermek gerekir.

<ı>“Eğer müşriklerden biri senden güvence dilerse/senin yakınına gelmek, sana komşu olmak isterse, ona güvence ver/onun yakınlaşma isteğini kabul et ki, Allah’ın kelamını dinleyebilsin. Sonra da onu, güvenli gördüğü yere kadar götür. Böyle yapmanın gerekçesi şudur: Bunlar bilmeyen bir topluluktur.”(Tevbe, 113/9,

Her insan için yanlışlardan dönme yolu açıktır.

Mükemmellik sadece Allah’a özgüdür.

Ayrıca birilerinin günaha batmış gördüğü insan, Allah tarafından tümden affedilmiş veya affedilecek olan biri de olabilir. Hem yaş arttıkça, hem de yaşam koşulları ve ortam değiştikçe, insanlar yeni tecrübeler edinirler. Dolayısıyla insanın hep bilmediği bir şeyler ve yaptığı yanlışlar vardır.

İnsandan beklenen de, başkalarını değil, kendini eleştirmeye ve öğrenmeye açık olmasıdır. Yanlışlarında, gurur ve kibir meselesi yaparak, ısrar etmemesi ve daha önce yaptığı yanlışları artık yapmama kararı vererek (tövbe ederek) doğru olanı yapmaya çalışmasıdır.

Değişmeye ve öğrenmeye direnen insanlar kişilikli değil, kendilerini geliştirmemiş insanlardır.

<ı>“Günahlar işledikten sonra tövbe ile iman edenlere gelince, o tövbe ve imandan sonra Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır.”(A’raf, 39/7, 153)

<ı>“Çünkü Allah, doğru sözlülere doğruluklarının karşılığını verecek. İkiyüzlülere de dilerse azap edecek. Belki de onlara tövbe nasip edecek.”(Ahzab, 97/33, 24)

<ı>“Onlar ki inandılar, sonra küfre saptılar; yine inandılar, tekrar küfre saptılar, sonra da küfrü artırdılar, işte Allah onları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır. İkiyüzlülere şunu muştula: Kendileri için korkunç bir azap öngörülmüştür. Öyle kişilerdir ki onlar, müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar ediniyorlar. Onların yanında onur ve yücelik mi arıyorlar? Onur ve yüceliğin tümü Allah’ındır.”( Nisa 98/4, 137-139)

Dinden döneni veya döndüğü iddia edilen kişiyi veya kendince birilerini kâfir ilan edip öldürmek insanların, Allah tarafından kabul edilmiş bu hakkına da müdahale, Allah’ın emrine aykırı bir davranıştır. Onlara ceza verilecekse, bunu tek yetkili olarak, Allah verecektir.

<ı>“Onların söylediklerine sabret. Ve güzelce ayrıl onlardan. Benimle, o nimete boğulmuş yalanlayıcıları baş başa bırak. “ (Müzzemmil 3/73, 10-11)

<ı>“Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez ama bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder..”(Nisa, 98/4, 116)

<ı>“ Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da her birine ölüm geldiğinde, ‘İşte şimdi tövbe ettim!’ diyenler için tövbe yoktur. Küfre batmış olarak ölenlere de tövbe yoktur. Biz böylelerine korkunç bir azap hazırladık.”(Nisa, 98/4, 17-18)

<ı>“Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.”(Yunus, 51/10, 99-100)

<ı>“Deki: ‘Ey İnsanlar! şu bir gerçek ki hak size Rabbinizden gelmiştir. Artık doğruya yönelen kendi benliği için yönelir; sapan da kendi benliği aleyhine sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim.”(Yunus, 51/10, 108)

İnsanlar kendileri istemedikçe, zekâ kapasitesi yeterli olsa da, onları uzman olarak yetiştirmek, âlim yapmak mümkün değildir. Aynı şekilde, insanların kendileri istemedikleri ve inanmadıkları sürece, iyilik yaptırmak, inançlı olmak, hoşgörülü ve barışsever olmasını sağlamak olanağı yoktur. “Zorla güzellik olmaz”. En fazla öyleymiş gibi görünebilirler. Bu da gerçek olmadığı için değersiz ve anlamsızdır. (Ayrıca, gösteriş için namaz kılmaz, sadaka vermek riya olarak, suç olarak tanımlanmıştır.) Onun içindir ki, dinde baskı, zorlama ve tiksindirme yoktur. Saygı, değer verme, gönüllü birliktelik, ciddiyetle ve iyilikle doğruya davet vardır. Kur’an’ın istediği insan anlamadan veya hissetmeden kalıpları tekrarlayan insan değildir. İnançlı insan, boş lafla ve boş işle vakit geçiren değil, araştıran, öğrenen, hata yapabilen ama düşünen ve doğrusunu yapmak için çaba harcayan, sahip olduğu her şeyin değerini bilen, paylaşan ve mutluluğunu yaşayarak şükreden, barışsever insandır.

İnsanlar hiç inanmayı seçebilecekleri gibi, Allah’a inanıp hem dünyada ve hem de ahirette güzellik isteyebilirler. Veya sadece peşin olanı isteyebilir, dünya hayatını da seçebilirler:

<ı>“Ahiret ekini isteyenin o ekini artırırız.; Dünya ekini isteyene de ondan veririz. Ama böylesi için ahirette bir nasip yoktur.”(Şuara, 62/42, 20)

<ı>“Her kim iğreti hayatı ve onun süsünü isterse böylelerinin yapıp ettiklerinin karşılığını kendilerine bu hayatta tam olarak veririz. Onlar Dünyada hiç bir eksiltmeye uğratılmazlar. Öyleleridir ki bunlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiç bir şey yoktur. Sanayi olarak ürettikleri, orada işe yaramaz olmuştur. Yapıp ettikleri de batıl hale gelmiştir.”(Hud, 52/11, 15-16)



[1] Bu konuda ayrıca, “Din bekçiliği kimin görevidir?” başlıklı blog da okunabilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Allahın varlığını kurandan ayetlere yer vererek ispatlamaya çalışmışsınız ve kuranın mükemmeliyetinden bahsetmişsiniz. Ben geçmişte kuranın büyük bölümünü okudum ve inanarak okudum.Ama zaman içerisinde aklım belli bir yetkinlik düzeyine gelince, kuranın, net bir bilgi vermek yerine insanların kendine göre yorumladıkları ve sorgusuz kabul etmek zorunda kaldıkları şiirsel bir kitaptan öte birşey olmadığını fark ettim. Yani kuranda yazan hiç bir şey Allahın varlığını ispatlamadığı gibi günümüz koşulların da hayatımızı kolaylaştırmak yerine baskı altına aldığını söyleyebilirim. İslam ülkelerindeki sorunların nedenide budur. Onların islamı yozlaştırmaları değil, islamın onları yozlaştırmış olmasıdır..Saygılarımla...

Güler Sun 
 19.01.2011 15:13
Cevap :
Hiç kimse inanmak zorunda değildir. Yine hiç kimse başkasını ikna etmek zorunda değildir. Bu zaten mümkün de değildir. Çok başarılı fizikçilerden biri de olsanız sizin ortaya koyduğunuz formüller ilgisiz kişi için bir anlam ifade etmeyecektir. Tarihi yazıtları çözmek biri için heyecan, diğeri için gereksiz külfet olabilir.Kur'an da ancak okudukça daha çok anlaşılan, anlamak için başka bilgilere ihtiyaç duyan kitaptır. Örneğin yaratılışla ilgili ayetleri anlamak için en azından temel seviyede coğrafya, biyoloji, astronomi vd.den haberdar olmak ve ayetler üzerinde kafa yormak gerekir. Bu da bazıları için gereksiz ve sıkıcı, hatta anlaşılmaz olabilir.Sonuçta bu bir gönül işidir. İstemiyorsanız ilgilenmezsiniz. Bize de size hayatta başarılar dilemek düşer. Ama İslam ülkeleri ile ilgili yorumunuza katılmıyorum. Kur'an'ı gerçekten dikkatli okumuş olsaydınız, orada yazanlarla "İslam ülkelerinde" İslam adına yapılan uygulamaların farklı olduğunu görürdünüz. Kalın sağlıcakla...  20.01.2011 3:38
 

Evet, işte! Noktayı yakalamışsınız.. Suçsuzum diyenin kanıtı olamaz. Bunu söylüyorum. Noktayı yakalamışsınız ama bunu kendi düşüncenizin aleyhine kullanmaya gönlünüz elvermiyor galiba. Suçsuzum diyen suç işlemediğini kanıtlayamayacağı için, hukuk, bir kişinin SUÇLU OLDUĞUNUN kanıtlanmasını ister, eğer bu yapılamazsa, suçlanan kılını dahi kıpırdatmadan serbest kalır. Bu hukukun bir ilkesidir, çünkü aklın bir ilkesidir. Size önerim, yok olan şeyin yokluğunu kanıtlamanın mantığa aykırı olduğunu, sizin inancınıza zarar verdiğini sanarak reddetmeye çalışmayın, inancınızı bu kabul üzerinde de temellendirebilirsiniz. Ve ancak o zaman inancınız makbul hale gelir. Kolay gelsin..

felsefice 
 28.01.2010 15:58
Cevap :
Sizin dedğiniz gibi olsaydı sadece savcı ve hakim olur, avukata gerek olmazdı. Suçlanan hiç kimse "suçsuzum" diyemez, örn. suçun işlendiği sırada bir başka yerde olduğunu veya suç silahıının kendisine ait olmadığını kanıtlayamazdı. Neyse... Bunlar bizi sonuca değil, kısır çekişmeye götürüyor. Bu şekilde tartışmaya devam etmenin anlamı yok. Hiç kimse kendisi akletmedikçe ikna etmek zaten mümkün değildir. Atalarımız da "Koyma akıl akıl olmaz kendinden olmayınca" diye, binlerce yılın tecrübesini bir cümlede özetlemişler. Sadece, şu söylenebilir. Bilimsel şüphe olmazsa bilim ilerlemez. Onun için bilim adamı bugün doğru bildiğinin yarın değişebileceğini bilir. Hatta değişmesi için araştırma yapar, çaba harcar. Size önerim, bilimi metot olmaktan çıkarıp din haline getirmeyin. Hiç değişmeyecek sandığınız konuda da yeterli bilgi olduğunda değişiklik olacaktır. Katkılarınız için teşekkür ediyorum. Esenlikler...  29.01.2010 14:23
 

Ben hava kararmasını yazarken biraz araştırabileceğinizi düşünmüştüm. Siz ilkokul mezunu değilsiniz. Okumuş adam biraz daha araştırmacı olmalı. Madem araştırmamışsınız, şu yazıyı okumak daha kolay olacak: blog.milliyet.com.tr/Geceleri_hava_neden_kararir_/Blog/?BlogNo=216719 Saygılar sunarım.

Hasbihalci 
 24.01.2010 21:10
Cevap :
Evet haklısınız. Biraz araştırdım.Söz ettiğiniz Olber paradoksu. Karşıt görüştekiler belki bize henüz ışığı ulaşamamış gezegenler olabileceğini, dolayısıyla evrenin sonsuz olabileceğini söylüyorlar. Evrenin hem sonsuz, hem sınırlı oluşu, "Dünya'nın etrafında dönüp dursanız sonu burasıdır, diye sınıra gelemezsiniz, ama Dünyanın belli bir hacmi ve sınırı vardır" örneğine benzetiliyor. Ayrıca günümüzde bizim evrenimiz dışında başka evrenlerin, paralel evrenlerin varlığından da söz ediliyor. Bunun ötesinde, değil sonu olan evren, ölümlüler ve yok olmuşlar da, örn.Neanderthaller veya dinozorlar da,yok olmuş yıldızlar, güneş sistemlerinin yerleri de, Allah'ın yaratma gücünün ve yeniden yaratılışın görülür örnekleri. Ayrıca Kur'an'da görebildiğimiz kısım için"yakın gökler" tanımı vardır. Var olan düzenin yok olup, yerine "öncekine benzer, başka" bir düzen yaratılacağı da kutsal kitaplarda yazılı. Sonuç olarak evrenin sonu var veya yok, Allah'ın yokluğuna delil olamaz. Selamlar..  25.01.2010 3:51
 

Verdiğiniz örnek konuyu yakalamıyor. Konu, yok olanı kanıtlamanın mantığa aykırı oluşu. Siz örneğizle kanıtlanabileceğini göstermiş olduğunuzu düşünüyorsunuz, ama yanılıyorsunuz. Çünkü, 5 rakamı zaten vardır. Siz onun ne olmadığını ya da ne olduğunu sayısal bir varlık olarak göstermiş oluyorsunuz. Bu, yok olanın kanıtlanmasının mantık dışı oluşunu çürütmez tersine destekler. Kanıtlama, sadece var olanın, varlığını göstermek için yapılan bir işlemdir. Olmayan zaten yoktur. Konuyu anlamanız için bunun üzerine düşünmelisiniz. Siz eğer diyorsanız ki, tamam yok yoktur, ama Tanrı vardır, o zaman size, bunun bireysel inanç olmadan, bana kanıtlarını gösterin denir, siz de gösterirsiniz.. bu evrensel insan aklı için ikna edici ise, ok, deriz ki Tanrı vardır, ama ikna etmiyorsa, ki şu anda insanoğlunun bilgi birikimi bunu kabul etmiyor, bu sadece sizin inancınız olarak kalır. O yüzden bu bilgi adını almaz, inanç adını alır.

felsefice 
 23.01.2010 16:59
Cevap :
Sizin yaptığınız lafı dolandırmak.Buna göre "suçsuzum"diyenin de kanıtı olamaz. Çünkü ortada suç yoktur. Arkeologlar için geçmişten kalan yazılı belgeler kanıttır:Kur'an ezberlenebildiği için değiştirilememiş, olduğu gibi günümüze ulaşmış bir belgedir. 1400 yıl önce hiç kimsenin bilmediği, Peygamberin "şair","mecnun"olarak adlandırılmasına neden olan pek çok ayet içerir. (Kur'an'a göre dünyanın yaratılışı, konulu yazımı okuyabilirsiniz.) O zaman iki olasılık var: 1.Kur'an Allah'dan gelen vahiydir. 2. Bilim adamları Kur'an'daki, zamanın göreceli olması, evrenin genişlemesi, yaşamın suda başlaması,yok olan gezegenlerin büzülmesi vs.gibi konuları seçip bilimsel gerçek olarak bize yutturuyorlar. Ayrıca, aha işte şuraya yazıyorum:Yakın gelecekte,belli bir bilgi seviyesine geldiğimizde,bilim Allah'ın varlığını kabul edecek ve din-bilim çatışması bitecek!ALLAH'A İNANMANIN YERİNİ, ALLAH'I BİLMEK ALACAK. Ama ölümden sonraki yaşam konusu inanç olarak kalmaya devam edecek. İşte böyle...  25.01.2010 14:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 103
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1916
Kayıt tarihi
: 19.06.09
 
 

1958 Kars doğumluyum. Arkeologum. Evliyim. Çocuğum yok. Çalışmıyorum. Yıllarca çalıştıktan sonra, za..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster