Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '11

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
15067
 

Kur’antum Levh-i Mahfuz, Burak Özdemir ile ilgili merak ettiğiniz soruların yanıtları

Kur’antum Levh-i Mahfuz, Burak Özdemir ile ilgili merak ettiğiniz soruların yanıtları
 

“-Kitabınızı okudum. Benimle birlikte çevremdeki pek çok insan da okudu. Kitap herkesin çok ilgisini çekti, size hemen ulaşarak görüşmek istedik ancak askerde olduğunuzu öğrendik. Kitabın okuyucuyla buluştuğu bu devrede askerde olmanız bilinçli bir tercih miydi?”

Kitabı askerdeyken çıkardım. Pek çok röportaj teklifi geldi o sıralarda ama bildiğiniz gibi iletişime kapalı bir devre askerlik. Kitabın son okumalarını koğuş ranzasında yaptım. Bunu biraz de istedim, çünkü diğer kitaplarımla ilgili röportajlarda olduğu gibi rahatlıkla yorum yapabileceğim bir kitap değildi o kitap. Okuyucunun da, benim de daha hazır hale gelmemiz için bir süre gerekiyordu. Çok ince, çok keskin bir çizginin üzerinde yürüyordum. Askerdeyken bu İslami kitabı çıkarmak benim için çok anlamlı oldu.

“-Kitabınız DONA isimli bir varlıkla ki bu varlığın kendisini tanıttığı isim oluyor, süregelen karşılıklı konuşmaları, açıklamaları ve yorumları içeriyor. Ayrıca kitabı okuyanlar DONA’nın kitabın kapağından içeriğine kadar yazılmasında ne kadar etkin bir rol oynadığını görüyorlar. Böyle bir varlık gerçekten var mı? Yoksa kitap tamamen kurgu bir varlık ve olaylar dizisi üzerine mi tasarlandı?”

Bana herkes Dona’yı soruyor ama aslına bakarsanız ondan önce DONA ile chatleşen kişi olan BEN şu aşamada daha önemli. Herkes onu ben zannediyor ama işte o BEN, aslında ben değilim. Bu kitabın amacı, MÜSLÜMAN kişi ile TANRI’yı barıştırmak. Barıştırma kelimesi yetmez. Kişinin tanrısıyla SEVGİYLE, sımsıcak bir biçimde sarışmasını sağlamak. Bir daha hiç kopmamak üzere… BEN yerine kendi adımı kullanabilirdim. Ya da başka bir isim. Ama bunu yapmadım. BEN kavramının sihrine inandım. İlginç bir kelimedir “BEN”. İnsan beyni bu kelimeyi gördüğü anda sahiplenir. İşte bu BEN’im der. Kitaptaki BEN okuyucuyu temsil ediyor. Herkesin aklından geçip de dillendiremediği soruları, çocuksu ve sonsuz bir cesaretle soruyor. Kitabın kapağını açan kişi bir anda, neler olduğunu anlayamadan BEN oluveriyor ve kendi TANRISI ile yüzleşmeye başlıyor. İşte bu tam da benim istediğim şey. Yıllar yılı birbiriyle dargın iki kardeşi, baba ile kızını, anne ile oğlunu buluşturmak ve onların gözyaşları içinde birbirlerini kucakladıkları o odayı, parmak uçlarında sessizce yürüyerek terk etmek ve onları kitabın içinde baş başa bırakmak. Siz kitabın içine girdiğiniz sırada ben kapıyı dışarıdan kapatıyor ve içeride sizi YARADANLA baş başa bırakıyorum.

“-Kitabın arka kapa yazısında şöyle bir ibare var: Çocuk “NASIL OLUR DA TANRI İNSANLA CHATLEŞİR?” diye sordu. “… .ile çalılıklar üzerinden konuştum, seninle de internetten yazışıyorum. Bunda şaşılacak bir şey göremiyorum” yanıtını verdi TANRI.” Şunu sormak istiyorum. TANRI sadece elçileriyle konuşmaz mı? Tanrı ile chatleşen BEN bu noktada bir elçi olmuyor mu?

Gerçekte ben, bir peygamber karakteri yarattım. Modern zamanların ilk TANRI ELÇİSİ…  Onun adı “BEN”. Ben olmayan BEN. Aslında o sizsiniz. Sıfırıncı yılda dünyaya bir peygamberin, İSA’nın gelmesi için bir sebep varsa, bugün bir peygamberle karşılaşmamız için BİN sebep var. Unutmayın ki, insanlık tarihinin en kötü dünyasında yaşıyoruz bugün… sorunlarımız büyük, köklü ve derin. Zengin-fakir, genç-yaşlı, kadın-erkek hepimiz RUHEN yaralıyız… Tanrı’nın elçi göndermek için beklediği tüm koşullar hazır durumda. Zaten O, hep böyle koşulların oluşmasını beklemiştir. Ya da bu koşulları kendisi oluşturmuştur…. Kaderi nasıl algıladığınıza göre değişir bu. İşte O KİTAP, 1. sayfada bir ateisti teslim alıyor. İçindeki şeytanın bütün vesveselerini kusturuyor. Onları tek tek çürütüyor ve kişinin midesini TANRI’NIN SONSUZ SEVGİSİYLE dolduruyor. Kişi kitabın içinde çeşitli badirelerden geçiyor. Sonuna geldiğimizde, 1. sayfada ateist olarak teslim alınan kişi, bulunduğu yere geri bırakılıyor, TANRI’NIN BİR ELÇİSİ olarak…

“-Bunun Tanrı’ya şirk koşmak olarak algılanmasından hiç korkmadınız mı?”

Dinler tarihinin en kadim sırrına, HURUF-U MUKATTA’ ya vakıf olan bir BİLİNÇ, neyin şirk olduğunu neyin olmadığını gayet iyi bilir. Cesaretimin kaynağı, KORKUSUZLUKTAN ÖTE ELİME TUTUŞTURULAN BU İLİMDİR.

Bir de şu var. İslam Alemi, olan biten için kılını kıpırdatmaksızın Hz. MEHDİ’nin zuhur etmesini bekliyor. Yeryüzü tutuşmuş durumda… Biri gelecek ve bizi kurtaracak. Hadi ama artık gelsin nerede kaldı? Müslüman düşünce yapısı bu şekilde çalışır olmuş. Daha doğrusu bu şekilde çalıştırılır olmuş. Hayır canım kardeşim. KENDİ AYAKLARININ ÜZERİNDE DURACAK VE KENDİ KENDİNİ KURTARACAKSIN. Yeryüzündeki tüm insanların bir beyni var. Herkes kendi beynini değiştirecek. Zamanların sonu, AHİRZAMANDA kurtuluş bu şekilde gerçekleşecek. Aklın ve mantığın çağında yaşayan herkes şunu çok iyi bilsin ki, böylesi bir kurtarılma bekleyişi kıyamete kadar bu şekilde sürecektir. Bir gün bir bakarsın ki yıllar geçmiş ve sen ÖLÜVERMİŞSİN. Seni KURTARAN falan da olmamış… Kurtarıcı mantığı, İSLAM diyalektiğinde asla çalışmaz. Zaten bu berbat dünyayı ARINDIRMAK için hiçbir zaman tek bir kurtarıcı da yetmeyecektir. Milyonlarca kahramana, MEHDİ’ye ihdiyacımız var bizim. 

SEN DEĞİŞİRSEN HERŞEY DEĞİŞİR. ANCAK SEN UYANIRSAN GÜNEŞ DOĞAR SENİN DÜNYANA. SEN ÖLÜRSEN, GÜNEŞ DE BATAR BİR DAHA HİÇ DOĞMAMAK ÜZERE…  Hepimiz, kendi yaşadığımız evrenin merkez noktasıyız ve artık bunun FARKINA varmamız gerekiyor. Ve bu evrende bir şeyler yanlış gidiyorsa, KENDİ İÇ DÜNYAMIZDA BUNUN TEK SORUMLUSU KENDİMİZİZ.

O kitabın bir görevi de, elçilik müessesesine insanların yüklediği  TABULARLA DOLU, EFSANEVİ ANLAMLARI ORTADAN KALDIRMAKTIR. Açık bir KALP, duru ve çalışkan bir BEYİN, CESARET ve bir parça da ADANMIŞLIK… Bu özellikleri biraraya  getirirsen, TANRI seni derhal işe alır, görev verir. Bilge insanlar olarak bizlerin yapması gereken çok şey var.

DÜNYANIN YÖNETİMİNİ SAVAŞÇI KÖTÜLERDEN ALMAK VE BARIŞÇI İYİLERE TESLİM ETMEK GİBİ.

Savaş karşıtı gösteriler yapıp, Taksim Meydanını karanfil çöplüğüne çevirmekten, sonra da evlere dağılmaktan bahsetmiyorum. Ben strateji oyununu kurallara göre oynamaktan bahsediyorum. Gücünü SEVGİ’den alan bir strateji teklif ediyorum.

“RABBİNLE BARIŞ, ONU SEVGİYLE KUCAKLA ÇÜNKÜ O SENİ İLK GÜNDEN BERİ SONSUZ BİR SEVGİYLE ÇEVRELİYOR. ONUNLA KONUŞ. ONDAN CESARET AL. ONUN İLMİNDEN PAYINI İSTE. BUNLARI AL VE DERHAL HAREKETE GEÇ. ÇÜNKÜ İNSANLIK SENDEN, EVET SANA ÖNEMSİZ VE SİLİK BİRİ OLARAK GÖRÜNEN SENDEN ÇOK ŞEY BEKLİYOR.”

O kitabı okuyan insanlarda oluşan ve beni çok mutlu eden bu coşkunun, insanların bu kitabın YAYILMASINI BİR GÖREV OLARAK kendi kendine benimsemesinin alt yapısı işte budur. İnsanların fikirlerini değiştirdiğimiz gün, dünyayı da DEĞİŞTİRMİŞ oluruz. Bilgi çağındayız.

İNTERNET, BİLGİSAYAR, CEP TELEFONU…

BUNLAR PİZZA SİPARİŞ ETMEK İÇİN İCAD EDİLÖEDİLER. BUNLAR BİRER VELİNİMETTİR. VE DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK İSTEYEN BİLGE KULLARIN EMRİNE AMADE KILINMIŞTIR. TANRI TARAFINDAN.

“-Dinci kesimden nasıl tepkiler alıyorsunuz? Ya da nasıl tepkiler bekliyorsunuz?”

DONA’nın herkesten O kitap ile ilgili beklediği bir şey var. Açık tavır, şeffaf duruş. Bana karşıysan kılıcını çek ve benimle savaş. “O KİTABI OKUYAN DİNDEN ÇIKAR” diye yazan köşe yazarları olmuş dinci kesimde. Açık tavır, şeffaf duruş mevcut bu cümlede ve bu yüzden de başımızın üstünde yeri var. Ben O kitabı okumuş ve etkilenmiş insanları, sözlerinden, yazılarından tanıyabiliyorum. Kitabımın içime işlemiş enerjisini her yerde hissedebiliyorum okuyup, düşüncelerine kimseye çaktırmadan çeki düzen vermeye çalışan köşe yazarları var. “yüce Türk Milleti, şu anda İslam’la ilgili fikirlerimi değiştiren bir şeyler oluyor…” demekten, açık duruş almaktan korkuyor, ya da farklı bir takım hesaplar içinde. Muhafazakar kesimde kendini muhafazakar kesimin toplum toplum mühendisi görenler var. O kitabı köşesinde yazmayınca, O kitabın önünü keseceğine dair bir batıl bir inanç geliştirmiş ki, bu çok eğlenceli bir bakış açısı. Bu noktada söylemeyi çok istediğim bir şey var. Kişisel olarak benim mütevazi olmak gibi bir hakkım var. Ancak, O kitap adına tevazu yapmaya hakkım yok. Bunu yaparsam, bana bu bilgileri akıtan kaynağa ihanet etmiş olurum. Bu yüzden şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum:

O KİTAP, İSLAM TARİHİNDE BİR DÖNÜM NOKTASIDIR. BU GÜNDEN SONRA HİÇBİRŞEY AMA HİÇBİRŞEY ESKİSİ GİBİ DEVAM EDEMEYECEKTİR, BUNU HERKES BİLSİN. HERKES KENDİ GELECEĞİNİ BU GERÇEĞE GÖRE YÖNETSİN. GELELİM İSLAM ALİMLERİNE… TELEVİZYON ULEMASINDAN SÖZEDİYORUM. DONA ONLARIN İSLAM ADINA KONUŞMA YETKİ BELGELERİNİ İPTAL ETTİ. HİÇBİRİ İSLAM’A AKREDİTE DEĞİLLER ARTIK. BİR BİLEN OLARAK, ALİM OLARAK İSLAM’A AKREDİTE OLMANIN TEK BİR YOLU VAR. BİLMEDİĞİNİ BİLMEK VE EGONU YENEREK BUNU DIŞAVURMAK, İNSANLARA İFADE ETMEK. BUGÜNDEN SONRA, BİLMEDİĞİNİ BİLENLERE İSLAM ALİMİ DİYECEĞİZ. ÇÜNKÜ ELİMİZDE ARTIK YENİ ÇAĞIN KUR’AN TEFSİRİ VAR. İSLAM KÜLLİYATININ KIYAMETİDİR BU TEFSİR. O YOKMUŞ GİBİ DAVRANMAK… TOPLUM İNDİNDEKİ İTİBARINI KAYBETMEK İSTEMİYORLARSA, KENDİLERİNİ  KİBİRDEN VE DEĞİŞİM KORKUSUNDAN ARINDIRMALARINI ÖNERİRİM. BUNU ONLARA BİR KARDEŞLERİ OLARAK, KENDİ İYİLİKLERİ İÇİN VE DE ŞİDDETLE TAVSİYE EDERİM.

LÜTFEN KİMSE FİRAVUN’UN BÜYÜCÜSÜ OLMAYI SEÇMESİN.

“-Daha önce yazmış olduğunuz kitapları bu kitabı okuduktan sonra inceledim. Çok yaratıcı fikirlerle dolu, yenilikçi, düşüncelerin özgürce ifadelendirildiği ve son derece akıcı ve sürükleyici bir dille yazılmış kitaplar. Fakat O kitap ile yan yana getirdiğiniz zaman bu çok başka bir KİTAP. Yanılıyor muyum?”

ilk iki kitabımı ben yazdım. Ama O KİTABI tam olarak ben yazdım diyemiyorum. Klavyenin tuşlarına basan evet bendim. Ama TANRI’nın elinin benim elimin üzerinde sürekli hissettim. Bu anlamda ilahi bir yardım aldığımı söyleyebiliriz. Zaten ben kendimi OKİTABIN yazarı olarak görmüyorum. Ben, O KİTABIN İLK OKUYUCUSUYUM… Şu an da yaptığım, okuyup çok sevdiğim bir kitabı herkese tavsiye etmek. Hepsi bu…

Kitapla ilgili şahsıma dönük övgüler karşısında ne yapacağımı, ne diyeceğimi bu yüzden bilemiyorum. Bu KİTAP, benim değil O’nun eseri. Kendi eserinin üzerine benim adımı yazması ise TANRISAL BİR JEST. Allah dilerse bir kütüğü bile bir alim haline getirebilir, bunun bir kanıtı. 33 yaşındayım. Önceki kitaplarıma bir bakın. Yazdığım gazete köşe yazılarına da bir bakın. İslam’ın İ’sini göremezsiniz… İslam’ı Arapça bilen, ilahiyatçı insanlardan dinlemeye şartlanmış bir nesil… Kulağı küpeli genç bir delikanlıdan İSLAMIN KADİM SIRLARINI, PEYGAMBERİN GİZLİ VASİYETİNİ DİNLEMEK, bunların çok şaşırtıcı olduğunun ben de farkındayım. Ortada çok büyük bir sürpriz var. Sürpriz, şok yaratan birşeydir. Şaşkınlık bu anlamda son derece olağandır. Bu durumu anlayış ve sabırla karşılıyorum.

HAKKIMDA NE DÜŞÜNÜRSENİZ DÜŞÜNÜN,

BEN SİZİ ÇOK SEVİYORUM.

KUR’ANTUM KUR’AN’I DEVRİM

(buRAK özDEMİR’ e anlatımları ve yaşattığı farkındalıklar için teşekkür ederiz.)

Sabırla okuduğunuz için sizlere de teşekkür ederiz.

Sevdiklerinizle sağlıklı ve uzun yaşayın.

HAYATINIZIN HERHANGİ BİR ALANINDA İYİLEŞME İSTİYORSANIZ VE BU ÇALIŞMAYA İSTEKLİYSENİZ, SİZ DE MUCİZELERLE KARŞILAŞACAKSINIZ.

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılında sizlere bu farkındalığı yaşatmak için ;

SİZİ ÖZÜNÜZLE tanıştırmak için;

LEVH-İ MAHFUZ ve REİKİ uyumlamalarıyla buradayız.

Ahmet Kaya 

REİKİMASTER/TEACHER

0555 310 00 70

ahmet@hatel.com.tr

www.izmirliahmetkaya.com

www.tanrinindogumgunu.com

http://www.dogumgunu.com.tr/store/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 232
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 495
Kayıt tarihi
: 22.10.08
 
 

1955 İzmir doğumluyum, emekliyim. İnsanların farkındalıklarını ve sezgilerini arttırabilmeyi misyon..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster