Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '14

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
343
 

Kuramlar ve kuramcılar, can terapisti

Kuramlar ve kuramcılar, can terapisti
 

Dr. Murat Ulusoy, Hipnoterapist


KURAMLARLA YAKLAŞMAK ÜZERİNE

Psikoterapistlerin sıkça yaptığı bir hatadır, hastasına ya da karşısındaki arkadaşına, dostuna ve tüm insanlara kuramlarla yaklaşmak. Jung, “terapide ruha dokunmaya başladığınızda kuramları bırakın diyordu” ve çok haklıydı. Kuramlar, gözlemlere dayalı sınıflamalardır. Ve bu sınıflamalar kuramcının kişiliği ile şekillenir. Bu nedenledir ki her kuramcının aynı olaya bakışı, terapi yaklaşımı farklılıklar içerir. Kuramlar kuramcıların kişisel deneyimlerini de içerdiğinden yanlış bakış açısına da sahiptirler. Aynı zamanda kuramlar, kuramcının yıllar içinde olgunlaşması ile değişikliğe de uğrar.

Maalesef günümüz psikoloji ve psikoterapi eğitimi, süreci ölçülebilir ve kurallı hale getirebilmek için canı / ruhu görmez hale gelmiştir. Bu eğitim sürecinden geçen psikoterapistlerin çoğunun ise ayakları yerden kesilmiş küçük dağları ben yarattım havasına girmişlerdir. Ne de olsa ellerinde şablonlar vardır ve bu şablonlara göre zeytin selesinden zeytinlerin boy boy elenmesi gibi insanlara yaklaşmaktadırlar. Evet, zeytin selesi zeytinleri boy boy eler ve ayırır. Ama elenen zeytinin tadına göre ayrım yapamaz. Oysa zeytinin bulunduğu ağacın toprağı, suyu, havası, hatta köklerinden aldığı besine göre dalları arasındaki farklılıkları olduğunu zeytin eleme makinası ayırt edemez.

Maalesef ki kuramlara sıkı sıkı bağlı olan terapistler zeytin eleme makinası gibi işlem yapmaktadırlar. Her şey ölçülebilir ve düzgün sınıflanmış ve etiketlenmiştir. Ama sorsanız bu psikoterapiste zeytin alırken öncelikle tadına baktığını söyler…

Bu ciddi bir paradokstur. Eğer bir danışanınız, bir eylemi neden yaptığını ya da bir sözü neden söylediğini kendi iç dinamikleri ile samimice size aktarıyorsa; O’nu “Kendini Gerçekleştirememekle, Bağımlı Kişilik Yapısı” ile ve benzeri sınıflamaların içine sokmanız ciddi hatadır. Çünkü danışanın sözlerindeki gerçekliği, samimiyeti görememiş, O’nu dinlerken “Ruhunun derinliklerinden gelen İçten İfadeyi, Aşkı, Sevgiyi fark edememişsinizdir.” Bunu fark etmemenize ise affedersiniz ama “ O kahır olasıca kuramlarınız” neden olmuştur. Bu noktadan sonra artık siz psikoterapist olarak ayrı telden çalarsınız, danışan ayrı telden…

Her insan özde mükemmeldir. Her insana kuramların ötesinde ne söylemek istiyor, neyi anlatmak istiyor babında bakarak, sözlerinin arkasındaki içten duyguları, samimiyeti görebilmeniz önemlidir. Bunu görebilmek içinde sizin saf, kuramlardan bağımsız bakış açısına sahip olmanız gerekir. Danışanınız gibi düşünüp, onun hislerini yakalamanız önemlidir. Çünkü danışanın sözlerinin içindeki hisleri özdeşim ile hissedebilirseniz ve hissettiğiniz ölçüde çözümleri de çok net üretebilir olduğunuzu görebilirsiniz.

Her birey, tek yumurta ikizleri bile yaşamda karşılaştıkları olaylara farklı tepkiler verirler. Verdikleri bu tepkilerle yeni deneyimler kazanırlar. Okuduğu her kitapta, izlediği her filmde, yaşadığı her olayda, tek yumurta ikizlerinde bile algılama, anlama ve değişimler farklı olur.

Hâl böyleyken, ille de elindeki kuramlarla ben danışana yaklaşırım diyorsan, sen bilirsin terapist kardeşim. Burada yollarımız ayrılıyor demektir.
Ben bu durumdaki terapistleri ve yaklaşımlarını, bebeklerin önüne oynamaları için konulan kapaklı kovalara benzetiyorum. Kovanın kapağında, “yıldız, üçgen, daire, kare” şekillerini içeren boşluklar vardır. Bebek bu boşluklardan içeriye bu şekilleri atmaya çalışır. Çoğu zaman zorlar. Yanlış şekli yanlış delikten geçirmek için uğraşır. Zaman kaybeder. Oysa “Can Terapistleri”, kuramlardan uzak olmalıdır. Basitlik içinde düşünebilmelidir.

Evren bir kaos gibi dursa da aslında basit yasalarla yönetilmektedir. Bu basitliği görebilmek çözüm olacaktır.

Can terapisti, kapaktan şekilleri atmak yerine, kovanın kapağının rahatça çıkabildiğini fark edecektir. Kovanın içini kapak çıktıktan sonra net görebilecek ve isterse şekilleri kovanın içine düzgünce yerleştirdikten sonra kapağı güven içinde kapatabilecektir.

Tüm süreç aslında bu kadar basittir ve karşındakini anlamaya ve hissetmeye dönük çabadan ibarettir. Gerisi çorap söküğü gibi gelir.

Tıpta bir kural vardır. “Tedavi edebilmek için öncelikle doğru teşhis koymalısın ve hastalık yoktur hasta vardır. ” İşin özeti de aslında budur.

Danışanı anlamaya başladığında, eşgüdümü yakaladığında, hissettiğinde, danışan anlaşıldığını hisseder, kahır olasıca kuramların arasına sıkışmadığını, fark edildiğini anlar. Bu fark ediş ise hastanın terapi bağlamında çözümüne doğru adım atmasıdır. Çünkü hissedilmekte ve anlaşılmaktadır. Zaten onu terapiye getiren sorun “hissedilip, anlaşılamaması “ değil midir? Bu noktadan sonra aslında terapiste de küçük ve basit değiştirici teknikler dışında çok fazla iş düşmez. Çünkü hasta iç gözlemcisi aktif olarak (İç gözlemci anlaşıldığını hissettiği anda aktif hâle gelir) yeniden çözülür ve bugünkü zihin gözüyle yeniden doğru olarak örgütlenir. Bunu danışan kendisi yapar. Terapist sadece gözlemcidir.

Yıllar önceki bir trikotillomani hastamdan bahsedeyim. Lise de okuyan genç kız. Bursa’dan geldiler. Farklı tedaviler ve terapiler görmüş. Çözüm elde edemedikleri için aile kızlarını getirdi. 5 seans kadar çalıştık ve gönderdim. Sonuç gayet iyi idi. Hastalık tedavi olmuştu. Annesi ve kız mutlu idi. Annesi yıllar içinde birçok hasta yönlendirdi, memnuniyeti ile. Sonraları seans kayıtlarına bakarken kızın aslında hipnozda olmadığını fark ettim. Bir ara odadan dışarı çıktığımda gözlerini açıyor, fıldır fıldır etrafa bakıyordu. Odaya girmek üzere iken gözlerini kapatıp hipnozda rolünü oynuyordu.

Bu hastadaki iyileşme nasıl olmuşdu? İki ana faktör var burada; hastayı anlamak için çaba göstermem, iyileşmesi için samimi çalışma içinde olmam. Anlaşıldığını hisseden hasta iyileşme sürecini kendi başlatmıştır. Tıpkı kırık kemiğin, açık yaranın kendi kendine iyileşmesi gibi. Ben ise sadece ortamı hazırlamıştım.

Kuramcı psikoterapistler evet sizler, intihar eden M. Pişkin’i de şu kahır olasıca kuramlarınızla etiketlemediniz mi? Video kayıttaki konuşmalarından, hislerini algılamak yerine elinizdeki şablonlarla, “ Grandiyöz, Narsist, Son Vuruşu Gerçekleştirip Gitti ” demediniz mi?

Kuramlarınız batsın sizin!

M. Pişkin, duyarlı ve hassas bir insandı ve anlaşılamamış, var olamamıştı. Umutları da tükendiğinde yaşamına son verdi. Bilseydi ki, arkasından anlaşılmak için bıraktığı video kaydından dahi anlaşılamayıp etiketleneceğini inanın böylesine duyarlı bir insan “ Sessizce Giderdi…”

Artık psikoterapistler olarak bir yol ayrımındasınız; Ya kitapların / kuramların içinde olacaksınız ya da Şems’in dediği gibi onları bırakıp daha kısa yol olan “ Sevgiyi Takip Edeceksiniz.”

28.10.2014 – Dr. Ulusoy, Kuşadası, 09.00

 

http://www.drulusoy.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 151
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 228
Kayıt tarihi
: 22.10.06
 
 

DR. MURAT ULUSOY, 1969 Nazilli doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Nazilli'de tamamladım. 199..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster