Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '18

 
Kategori
Bayramlar
Okunma Sayısı
114
 

Kurban ve Bayram

Dert içinde sevinci bul da yaşa;
Haksız düzende haklı ol da yaşa;
Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
Varından yoğundan kurtul da yaşa.

ÖMER HAYYAM


İnsan farkında olsun veya olmasın her davranışın, her eylemin bir niyeti, bir amacı vardır. O amaç doğrultusunda olmayan her iş sekteye uğrayabilir. İnsanı acıtabilir, üzebilir, farklı yollara sapmasına sonuçta sırat’el müstakim olan yolun, yani dengenin bozulmasına yol açabilir. İbadetlerimize başlarken, niyetimizi kendimize bir kere daha hatırlatmamızın amacı da budur.

Günlük hayatımızda farkında olarak yaşamamız halinde pek çok insan, olay, söz ve eylem bize amacımızı, niyetimizi hatırlatır ki biz görebilelim, duyabilelim ve dengeye gelebilelim. Her an, salınan sarkaç misali, en uçlara gider ve geliriz. Bu salınımdaki en zıtları deneyimlemekten amaçlanan da hem her iki ucu görüp yargılamayı bırakmamız, hem de dengeyi bulabilmemizdir.

Bilindiği gibi kurban kelimesi, Arapça KRB kökünden,  kurbiyet kavramından gelmektedir. Kurbiyet ise Rab ile olan yakınlaşma, bağlılık demektir. Bu yakınlaşmanın sağlanabilmesi için, O’nunla aramıza giren her duygu, düşünce, davranış, bağımlılık düzeyindeki maddi manevi ilişkinin terk edilerek gerçek, samimi, hasbi olarak O’na yönelinmesi ve bu varoluşun deneyimlenmesi gerekmektedir. Bunun hangi samimi eylem ya da ibadet ile gerçekleştirildiğinin önemi olmasa gerektir.

Kur’an’da insana, insan hallerine ve bazı kurumlara dair pek çok örnek verilir. Bunların bir kısmı metaforik ya da müteşabih anlatımlarla sunulur. Asrın ve insanlığın bilinci genişledikçe, bu anlayışa Kur’an’daki anlamlar da kendini açmaktadır. Elbette geleneklere, ritüellere, her bir insanın kul olarak kendine uygun gördüğü ibadete saygı duyulmalı ve özü korunmalıdır. Ancak her bir ifadeyi sadece kelime anlamıyla anlayıp başkalarının inanışını, algısını, bilincini bastıracak ve zulme sebep olacak şekilde uygulamaya zorlamak ve dayatmak doğru olmadığı gibi gelişmeyi engelleyici, hatta manayı sığlaştırıcı bir unsur haline gelebilir. Kur’an ve peygamber kıssaları aracılığıyla insana pek çok şey öğretilmektedir. Asırlarca tanrılara, sunaklara soylarının devamının sağlanması amacıyla kendi soylarından bir canlının hediye edilmesi geleneğine karşı, İbrahim Peygamber ile alternatif olarak bir koç kurban edilebileceği, tam bir teslimiyet içinde olunması halinde vermekten korktuğu, sıkı sıkı tutunduğu şeyden vazgeçtiğinde aslona erişebileceği ve mucizelerin yaşanabileceği öğretilmiş olan insan, içine sosyal yardımlaşmayı da katarak bir hayvan kurban etme geleneğini sürdürmekte, ancak bu geleneği yerine getirirken işin özünü unutmaktadır. Bütün Müslümanlar için eş zamanlı eş eylem yaratmak elbette birlik için güzel ve güdüleyicidir. Ne var ki işin özünde Allah’a yakınlaşmak ve iç barışı, huzuru sağlamak için yapılan bir ibadet olma niyetinin de hatırlanması gerektiği şu ayetle açıklanmaktadır: “Unutmayın onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır, fakat O'na ulaşan, yalnızca sizin O'na karşı gösterdiğiniz bilinç ve duyarlılıktır (takvanızdır). İşte bu amaçla, onları sizin yararınıza sunuyoruz ki, size ulaşma yolunu, yordamını gösterdiği (her türlü rahmet) için O'nun yüceliğini saygıyla anasınız. Öyleyse, o iyilik yapanları müjdele” [Hac 22/37]

Öte yandan konuya psikolojik açıdan yaklaşılacak olunursa acı, korku, kaygı, sevgisizlik, ümitsizlik, seçimlerinin kendi elinde olmadığı ve kontrol edemediği inancı, terk edilmişlik, yalnız bırakılmışlık, aldatılmışlık, eksiklik, anlamsızlık, suçluluk, kıskançlık, hırs gibi duygu ve düşüncelerin insanı kendi varoluşundan uzaklaştırdığı, kendisine eziyet etmesine sebep olduğu, hastalandırdığı, kendisine ve Yaratıcısına yabancılaştırdığı bilinmektedir. Bu yabancılaşma insana kurban psikolojisini yaşatır. O kişi sürekli haksızlığa uğradığına, acılar yaşadığına, istediklerinin olmadığına, gücenikliğine, suçluluğuna, öfkesine, yalnız bırakılmışlığına odaklanır. Herşeyin dış görünüşüyle, şekliyle ilgilenir. Heidegger’in ifadesiyle oluşa hayranlık duymak yerine sürekli olayların nedenleri niçinleri ile meşguldür. Kendi gücünü ve her şeyi sevgisinden yaratanın ona şah damarından daha yakın olduğunu unutur. Oysa Hallacı Mansur’un ifadesindeki gibi “kulun Bismillah demesi Allah’ın kün (ol) demesi gibidir”. Yani kul seçimini yapıp, kararını verip her yakin olma niyetiyle eyleme geçtiğinde her şey onun istediğinden daha güzel olarak gelişecektir. Yeter ki İsmail gibi  teslim olmasını, İbrahim gibi eyleme geçmesini bilsin. Her üzüldüğünde, her kendi dışında gelişene kulak asacak olduğunda Allah’ın Hz. Muhammed’e “Hiç kuşkusuz biz sana Kevser’i /iyilik, bereket mutluluk, güzellik, soy ve aydınlığın tükenmezini verdik.  O halde [yalnız] Rabbine ibadet et ve [yalnız O'nun adına] kurban kes.  Şu gerçek ki, senden nefret eden, [her türlü iyilik ve güzellikten] kesilmektedir!” şeklinde söylediğini hatırlayabilsin [Kevser 108/1-2]

Bize kendimizi kurban gibi hissettiren her şey, bizi Allah’tan ve özümüzden koparan, uzaklaştıran her şey bir tür kurbandır. Bizimle Allah arasına, imanımız, sevgimiz, özümüz  arasına koyduklarımızdır. Tutunduklarımızdır, bağımlılıklarımızdır, korktuklarımızdır, kendimize zulmetmemize sebep olan her türlü duygu, düşünce, inanış ve davranışımızdır. Yani insanı kendi varoluşundan uzaklaştıran, bireysel sorumluluğu almasını  engelleyen her şeydir. Bu durumda ilahi olanla bağımızı kopartan ve aramıza giren şeyi yok ettiğimizde (hükmetme, sahip olma, kibir, itaat edilme, öfke, mülk edinme, geçici olan her şeye bağlanma, aldatma, her türlü korku ve kaygı), uzaklaştırdığımızda, salıverdiğimizde, bağımızı kestiğimizde teslimiyeti, güvenmeyi, tevekkülü, infakı, takvayı özetle kurbiyeti yaşarız.

Nasıl Müslümanlar Hac ibadetinin ritüellerinden biri olan şeytan taşlamaya çıkıp da içlerindeki ve dışlarındaki şeytanları metaforik olarak, simgesel olarak taşlıyorlarsa, kurban ritüelinde de içlerindeki öfkeleri, kıskançlıkları, başkalarına ve özellikle de kendilerine zarar verme içgüdülerini, üzüntü ve acı çekme, kurban gibi hissetme psikolojisinin kanlarını akıtabilirler. O kurbanlık duygusu, cesaretsizlik, çaresizlik, eli kolu bağlanmışlık, kendine acıma duygularının canını kesebilir, bir daha o duyguya dönmemek üzere öldürebilirler.

Dileyelim de bu bayram biz de Allah’a ve özümüze yakınlaşmak için yaptığımız her eylemde, her ibadetimizde bizi biz olmaktan uzaklaştıran O’nunla aramıza giren her olumsuz duygu, düşünce ve davranışın canını alalım, kanını akıtalım, tutunduklarımızı bırakalım, kopardığımız bağları onaralım ve gerçek bir teslimiyet içinde gerçek kurbiyeti yaşayabilelim  ki bizdeki huzur ve barış evimize, ülkemize, Dünyamıza ve yaşadığımız evrendeki her zerreye yayılabilsin.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 91
Kayıt tarihi
: 07.01.14
 
 

Hacettepe Ü. Maliye B.Mezunu Ankara Üniversitesi Din Psikolojisi ABD'da Doktora yapıyor. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster