Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
960
 

Kürde "birlik" Kıbrıslı Türk'e "ayrılık" olmaz

Kürde "birlik" Kıbrıslı Türk'e "ayrılık" olmaz
 

Haber kanallarında tartışma programlarının sayısı artıyor ama neredeyse tüm programlar ortak bir konu başlığı etrafında kümeleniyor: Türkiye’deki olağanüstü değişim.

Önceki gece saygın bir haber kanalında, tartışmacılar “Ana dilde eğitim” konusunu enine boyuna ele aldılar ki bu, Türkiye’yi uzaktan izleyenler için bile sarsıcı. Bu ülke, daha birkaç yıl öncesine kadar “Ne Kürt diye bir halk, ne Kürtçe diye bir dil var” resmi görüşünden artık “ana dilde eğitim mümkün mü” konusunu televizyonlarda tartışır hale geldi… İnkâr politikası artık çöktü. Türkiye, bundan sonra her ne olursa olsun artık eski Türkiye olmayacak. Ne Kürtler, kendilerini yok sayan bir rejimin baskılarına boyun eğecekler ne de Türkler artık bu ülkenin tek efendisi olduklarını düşünebilecekler. Orta yaşın üzerindekilerin büyük bir kısmı bu gelişmeleri endişeyle izliyor kuşkusuz. Zira statüko ile birlikte, zihinleri bugüne dek formatlayan koskoca bir resmi ideoloji ve onun resmi tarihi un ufak oluyor. Değişim ürkütür. 87 yıl boyunca “Sevr paranoyası” ile biçimlendirilmiş kuşaklar için rejimin çözülmesi, cumhuriyetin çözülmesi ve çökmesi olarak algılanıyor. Oysa çözülen cumhuriyet değil, kendi halkını on yıllar boyunca ekonomik, sosyal ve kültürel olarak söğüşleyen cumhuriyet oligarşisi çözülüyor.

Kim ne derse desin, devrimci bir alt üst oluş bu. At izinin it izine karıştığı, safların tarümar olduğu, ezberlerin bozulduğu, tahtların sallandığı, zihinlerin sarsıldığı, algıların bozulduğu, herkesin her şeyden kuşkuda olduğu devrim günlerini yaşıyoruz. Acı olan şu ki, bu devrimci sürecin tetikleyicisi ve en azından şimdilik motor gücü beklentilerin aksine işçi sınıfı, emek güçleri veya genel ifadesiyle sol değil. Burjuvazinin, Cumhuriyetin son çeyreğinde palazlanan ve bugün artık iktidara açıkça el koyan, yeni ve alışkın olmadığımız aktörlerle Türkiye siyasasını çekip çevirmeye başlayan bir kanadı. Başta eski “muktedirler” olmak üzere, tuhaf biçimde milliyetçi-şoven kesimlerden, toplumun entelektüel olduğu var sayılan unsurlarına, ilerici-demokrat-solcu olduğu varsayılan unsurlarından emek güçlerinin temsilcisi olduğu var sayılan unsurlarına kadar son derece çeşitlilik arz eden geniş bir kitlenin ortak nefretinin hedefi haline geldi bu devrimci değişim. İşte hem akılları karıştıran, hem de aslında bugüne dek yel değirmenleriyle savaşılmış olduğunu kanıtlayan durum bu… Cumhuriyetin 87 yıllık muktedirlerinin ve hep onların milisleri rolündeki milliyetçi-şoven güçlerin endişe ve direnişlerini anlamak kolay. Ama iş, bugüne dek sol bandrolle tanıdığımız, solla ilişkilendirdiğimiz unsurların endişe ve direnişini anlamaya gelince zora biniyor…

87 yıllık inkâr politikası terk edilip, 30 yıllık kirli savaş sonlandırılmaya çalışılırken kendisini ilerici-demokrat-sol-sosyalist olarak tanımlayanların milliyetçi-şoven koroya katılmasını izlemek dehşet verici. Kürtlerin Cumhuriyetin eşit haklı yurttaşları olma yolundaki haklı talepleri ve şiddeti siyasi müzakere yoluyla durdurmaya yönelmiş bir yönetim anlayışı karşısında devreye sokulan bölünme paranoyasının sol yedekliğine soyunanların sergiledikleri tutum mide bulandırıcı.
Her şeyin “mış gibi” yapılabildiği, herkesin “mış gibi” davranabildiği bir ülkede, “soldaymış”, “demokratmış” gibi yaparak idare etmeyi başarabilmiş bir kesimin boyaları dökülüyor artık. On yıllardır sadece slogan malzemesi olarak kullanılan sorunlar, çözüm yoluna girdikçe bu sözüm ona sol, sözüm ona entelektüel oligarşinin “ama” ları çoğalıyor, asıllarına rücu ediyorlar: milliyetçi-şoven- statükocu saflara! AKP politikaları bir yandan pek çok konuda Türkiye’ye tamiri zor hasarlar verirken, öbür yandan da “mış gibi” yapanların teşhirine olanak veren turnusol kâğıtlarına dönüyor. Türkiye, dili bir türlü “Kürt” demeye varmayan sözüm ona sosyal demokratların, darbeciler ve darbe girişimcilerin yakasına yapışmayan sözüm ona solcuların, ezilenleri kimliklerine göre ayıran sözüm ona ilericilerin ülkesi artık. O kadar ki, idam sehpasına “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” diye haykırarak yürüyenleri sözüm ona bayrak edinip, artık hiç de gizlemeye gerek duymadan Kürt düşmanlığı yapanların ülkesi çoktandır… Sadece Kürt sorunu veya demokratikleşme mi? Biliyoruz ki bugün cumhuriyet oligarşisinin yıkılmasına da, demokratik açılıma da, Kürt açılımına da HAYIR diyenler, Kıbrıs sorununun çözümüne de HAYIR diyorlar. Bu sözüm ona sol-entelektüel-sosyalistler, Kıbrıs’ta çözüm ve barış iradesinin karşısına da dikiliyorlar milliyetçi-şoven blokla omuz omuza! Solcu bir hükümetin devrilmesine alkış tutmakla kalmayıp, onu devirenlerle açıktan işbirliği yapmaktan utanmıyorlar.

İşin tuhaf yanı Kürt sorununa yaklaşım farklılığı nedeniyle birbirlerinden nefret edenler, Kıbrıs konusunda ortak tutum sergiliyorlar. AKP’sinden CHP’sine, MHP’sinden sözüm ona sol-sosyalistlere herkes çözümsüzlük konusunda ya hemfikir olarak ya da sessiz kalarak suç ortaklığı yapıyorlar. Oysa Kürt sorununun çözümüne ilişkin tutum, aynı zamanda Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin tutumu da belirleyecek. Türkiye’de “bir arada yaşamayı”, Kıbrıs ta ise ayrılıkçılığı savunabilmek mümkün mü? Şimdi birileri kalkıp “Türkler ve Kürtler Cumhuriyeti birlikte kurdular” mı diyecek? Kıbrıs Cumhuriyetini de Türkler ve Rumlar birlikte kurmadılar mı? Ama “Türkler ve Rumlar arasında dil ve kültür birliği yok” mu denecek? Dilini kopartıp kültürünü yok etmeye çalıştığınız Kürtler’in bu haklarını verdiğinizde acaba dil ve kültür birliği mi kalacak? “E ama Kıbrıslı Türkler soykırıma uğratılmak istendi” mi denecek? Dersim’den mi, Maraş’tan mı, 30 yıllık kirli kanlı iç savaştan mı söz edelim? “İki halk birlikte yaşamak istemiyor” mu denecek? Bir referandumu göze alabilir misiniz bu konuda? Türkiye Kürt meselesini her nasıl çözecekse, Kıbrıs meselesini de aynen o şekilde çözmek zorunda olacağının farkında mı göreceğiz… Benim merak ettiğim, yok mu şu ülkede AKP’nin karşısına dikilip: “Kürt meselesinde “birlikçilik”, Kıbrıs meselesinde “ayrılıkçılık” olmaz!” diyecek bir babayiğit?
n. bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ülkenin sorunlarının temel nedenleri ve ağır gerçeklerine ışık tutmuşsunuz. Okurken aklıma bir Kürt siyasetçisinin yıllar önce söyledikleri geliyor: ''Biz Kürtler ne mi istiyoruz? Siz Kıbrıs'ta Türkler için ne istiyorsanız, biz de Türkiye'deki Kürtler için onu istiyoruz. Asla daha fazlasını değil!'' Ve sol... Artık dökülüyor... Tesbitleriniz çok doğru. Yalnız cumhuriyet oligarşisinin 87 yıllık boyası değil, asıl büyüklü küçüklü sol etiketlilerin boyası dökülüyor. Altlarından ırkçı, şovenist ve resmen gerici bir yapıının betonu sırıtarak çıkıyor artık. Şu referandumun en iyi sonucu bu oldu bence. Saygı ve selamlar..

hazandagüzeldir 
 09.10.2010 2:27
 

Kürtler Bulgaristan'da yaşayan Türklerin sahip olduklarından fazlasını istemiyorlar ki...Üstelik bugün tutuklu olan Avcı kitabında yazdı bütün bunları.Amerikayı yeniden keşfe çıkmanın zaman kaybından başka ne yararı olabilir bu ülkeye. Sorun akıllara takılan at gözlüklerinden kurtulamamaktan büyüyor,çetrefilleşiyor.Şidetin egemen olduğu süreçlerde akıl, yerini hamasete bırakıyor. Çözümsüzlük üzerinden varolmaya çabalayan siyaset figürlerine gün doğuyor...

Necati TÜFEKCİ 
 05.10.2010 15:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 677
Kayıt tarihi
: 19.07.06
 
 

İÜ İletişim Fakültesi'nde lisans ve yüksek lisansımı tamamladım. Milliyet Gazetesi'nde "Varoşlar", "..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster