Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
7349
 

Kürdün kuyruğu

Kürdün kuyruğu
 

Başlık belki bazılarına anlamsız ve itici gelebilir. “Ne demek Kürdün kuyruğu, kuyruklu insan mı var?” diye... Hayır, bildiğimiz kadarıyla yeryüzünde kuyruklu insan yok. Geçen yıl Güneydoğu Asya’da hâlâ taş devrinde yaşayan insanlar bulundu ama onların da kuyruğu yoktu. İşlevi ortadan kalktığından, milyonlarca yıl önce dökülmüş olmalı kuyruklarımız. Kimsenin kuyruğu yok ama ülkemizde Kürtlerin kuyruğu olduğuna gerçekten inanan çok sayıda insan var. Bunlara göre, hem Kürt diye bir topluluk yoktur, hem de Kürtlerin kuyruğu vardır. Bana inanmıyorsanız çevrenizde küçük bir araştırma yapın bulursunuz o tiplerden.

Sadece Kürtlerin kuyruğu olduğuna değil, mesela Alevilerin de kadın erkek birlikte düzenlenen cem ayinlerinde belli bir aşamada ışıkları kapatıp kim kime rast gelirse oracıkta halvet olduklarına inanır belli bir kesim (meşhur “mum söndü” iftirası). Böylesi akıl almaz ve iğrenç yakıştırmalara samimiyetle inanan milyonlarca insan vardır Türkiye’de.

Georges Duby’nin yıllar önce okuduğum “Şövalye, Kadın ve Rahip” adlı kitabında, Ortaçağ Fransa’sında çoğunluğu oluşturan Katoliklerin aynı iftirayı protestanlara yönelttiklerini görünce çok şaşırmıştım. Toplumların kendi dışlarındaki gruplar için benzer yakıştırmalar yaptığını tahmin ediyordum ama benzerliğin bu kadarını da beklemiyordum doğrusu.

Alevilerin çoğunda da Sünnilere karşı önyargılar mevcuttur. Birçok Alevi de bütün Sünnilerin Muaviye ve onun oğlu Yezid’in soyundan geldiğine inanır. Özellikle biraz daha içe kapanık, şehirleşmemiş Alevilere istediğiniz kadar Yezid’in Arap, Türkiye’deki Sünnilerin çoğunun ise Türk soyundan geldiğini, dolayısıyla aralarında kökensel bir ilişkinin bulunamayacağını anlatmaya çalışın başarılı olamazsınız. “Yezid” adının Sünnilerce de küfür anlamına geldiğini de...

Önyargı belli toplumlara özgü bir yaklaşım değildir. Avrupalıların çoğu da biz Türklerin hâlâ fes takıp şalvar giydiğimizi sanması gibi. Diaspora ve Ermenistan Ermenilerinin bütün Türkleri doğuştan katil sanması ve öyle göstermesi gibi. Geçmişte ve bazı yerlerde bugün de, her başı sıkışan toplumun yaşadıkları sorunların Yahudilerden kaynaklandığını varsayarak onları yok etmeye çalışması gibi... Çingenelere nasıl bakıldığını hiç saymıyorum bile.

Dünyadaki bütün toplumların kendi dışlarındaki farklı din, etnisite, ırk, renklere sahip topluluklara karşı önyargıları vardır. Özellikle de tarihte aralarında bir çatışma yaşanmışsa bu önyargılar çok daha derin, köklü ve kötü biçimler alır. Önceden var olan bu önyargılar toplumların büyük bunalım anlarında iyice su yüzüne çıkarak ötekini yok etmeye yönelik bir harekete dönüşebilir. Toplumlar da bireyler gibi “akıl tutulması”na yakalanarak sonuçta hem karşısındakinin hem de kendinin kaybedeceği bir şiddet oyununa girişebilir. Bazıları, bunalımların semptomlarını kullanarak kitleleri belli hedeflere kanalize etmeye çalışır.

Biz Türkler kendimizi hoşgörülü bir toplum olarak görürüz ama altı boş bir iddiadır bu. Yukarıda saydığım önyargılar yine bizim insanlarımız tarafından birbirimize karşı üretilmiştir. Zaten dünyada hiçbir insan doğuştan, hiçbir toplum kendiliğinden hoşgörülü değildir. Biz de bu kuralın dışında değiliz. Hoşgörü doğuştan sahip olunan değil, sonradan “öğrenilen” bir erdemdir. Çoğu yerde iç savaş gibi korkunç bir musibet öğretir hoşgörüyü, bazı yerlerde de eğitim, iyi yönetim gibi araçların yardımıyla öğrenilir.

Biz çok şükür bugüne kadar bir iç savaş yaşamadık. Bazı küçük provalar oldu ama bu girişimler toplumun geneli tarafından kabul görmedi. Ancak bugünlerde bu halihazır önyargıları manivela olarak kullanıp ülkeyi bir iç savaşa sürükleme çabaları artık gözle görülür hale geldi Türkiye’de... “Vatan elden gidiyor” yaygaralarıyla Türkiye’nin kademe kademe bir iç savaşa doğru sürüklenmekte olduğunu hissediyorum. Bazı gruplar devletin ordusunu, polisini, jandarmasını yok sayıp güya kendilerine görev vererek Türkiye’de bir iç savaşın zeminini hazırlıyorlar belki farkında bile olmadan. Şimdiki haliyle devletin güvenlik güçleri ile bir terör örgütü arasında meydana gelen kontrol edilebilir düzeydeki çatışmaları bütün Kürt kökenli vatandaşlarımızı düşman ilan ederek iç savaşa dönüştürmeye çalışıyorlar. İşin ilginç yanı, PKK da aynen bunu istiyor.

Umarım, hoşgörü ve farklılıkların birlikte yaşama kültürünü iç savaş değil de eğitim yoluyla öğreniriz. İlk dersimizin konusu, "insanda kuyruksokumu kemiğinin kökeni" olabilir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Arkadaşım, ben Türk!üm ama sizin söyledikleriniz benim hiç aklıma gelmeden Kürtlerle beraber yaşıyorum ve alevilerle de aynı şekilde tabii... Bu söyledikleriniz çok eski zamanlarda belki ara sıra konuşuluyor olabilir ancak bugünlerin konusu bu değil, zaten orta yerde Türk-Kürt ayrışması da yok olsaydı şimdiye kadar çoktan iç savaş çıkmıştı. Ortada şöyle bir durum var emperyalizme taşeronluk yapan bir PKK var ... Onun da ne olduğunu sadece devlet ve PKK'nın kendisi biliyor. Eğer devlet PKK'nın künyesini açıklasa bu oyunların hepsi bitecek ama o zaman devlet de bitecek tabi!Onun için PKK künyesini açıklamıyor devlet... Saygı ve sevgilerimle...

Halil Güven (Sökeli) 
 12.06.2014 22:28
 

Ellerinize sağlık. Maalesef mevcut durum yüzyıllardır aynen böyle. Ancak çözüm konusunda "Toplumun Eğitilmesinden" daha somut, acil fikirler, girişimler gerekli gibi geliyor bana. Çünkü söz konusu insanlar okumayı-yazmayı bilmediklerinden değil; başka sebeplerle öyleler. (Neden olduğunu tam olarak ben de bilmiyorum) Başarılar dilerim. Hacı EROĞLU

Haci Eroglu 
 20.02.2007 9:45
Cevap :
Merhaba Hacı Bey, "toplumun eğitilmesi" derken geniş bir süreci kastediyorum. Demokrasi ve birlikte yaşama kültürünün geliştirilmesinden, okul kitaplarının değişmesine kadar büyük bir zihniyet devrimi gerekiyor. Aksi halde önyargılara yenileri eklenerek gidecek böyle. Selamlar, saygılar.  20.02.2007 10:04
 

sayın yazarımız,yazınızda bahsettiğiniz önyargıların niye olduğunu da gayet iyi biliyorsunuz...Niyesi şu "böyle yazıların sayısı çok çok az da onun için" yazmaya,üretmeye,anlatmaya devam....tebrikler...

İbrahim kaya 
 20.02.2007 2:05
Cevap :
Çok teşekkür ederim İbrahim kardeşim, sanırım bu konularda hepimizin daha çok düşünmeye, okumaya ve yazmaya ihtiyacı var. Ayrıca birbirimizi tanımaya ve anlamaya da... Selamlar, sevgiler..  20.02.2007 9:58
 

Eger sadece kulaktan duyduklarımızla önyargılı oluyorsak ve merak ettiklerimizi, araştırmıyorsak kürdün kuyruguda olur, alevilerin ( yamyamlar bile bunu yapmazken) mum söndürmeleri de... ilk ders harika bir başlangıç:)) sevgiyle kalın...

Selime 
 19.02.2007 15:55
Cevap :
Sevgili Selime, maalesef insanların hiç tanımadıkları insanlar ve topluluklar hakkındaki düşüncelerinin çoğu böylesi kulaktan dolma ve asılsız söylentilerle oluşuyor. Kolayca yerleşiyor ama söküp atması da o derecede zor oluyor. Hepimizin eğitime ihtiyacı var. Sevgiler, selamlar...  19.02.2007 20:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3542
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster